2004’ten bu yana AKP’nin elinde bulunan Antep’te yerle bir olan Emre Apartmanı’nın trajedisi AKP Türkiyesi’nin de hikâyesidir aslında. Hani şu onlarca kişiye tabutluk olan 22 daire, 12 kattan oluşan apartman.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Merkez Şehitkamil ilçesindeki Batıkent Mahallesi’ndeki apartmanın zeminindeki kolonun banka şubesine yer açmak için kesilmesi, çürümüş zihniyetin çarpık bir göstergesi. Kapitalist kâr hırsının, aç gözlülüğün, denetimsizliğin insan yaşamını nasıl da hiçe saydığının, koca bir sistemin buna nasıl da izin verdiğinin prototipi.

Antep tekil değil elbette ki. Benzer şekilde Diyarbakır’ın Yenişehir İlçesi’nde de dört bloklu Galeria Apartmanı’nın çöken B ve D bloklarının taşıyıcı kolonları da otopark ve market için kesilmiş. Üstelik kesilen kolonlar nedeniyle site sakinleri ile bina yönetimi çoktan davalık da olmuş!

 

 

 

 

Depremin yıktığı on kentin tamamında benzer hikâyelere rastlamak mümkün. Maraş, Kilis, Adana, Osmaniye, Urfa, Adıyaman, Malatya, Hatay fark etmiyor. Her ilde her ilçede durumlar benzer.

 

 

 

 

İki yıl önceki büyük İzmir depreminde de benzer vakalar yaşanmış, kolonları kesilen “Rıza Bey Apartmanı” onlarca kişiye mezar olmuştu.

 

 

 

 

Değişen bir şey yok. İzmir’den Antep’e, Hatay’dan Maraş’a, oradan da Diyarbakır’a zaman, mekân, coğrafya değişse de zihniyet aynı. Kuralsızlığın, adaletsizliğin, cezasızlığın, denetimsizliğin geçer akçe yapıldığı bir siyasal iklim yaratıldı.

 

 

 

 

Rıza Bey Apartmanı gibi Emre Apartmanı da yeni Türkiye’nin kendisidir. Tıpkı Rıza Bey, Emre ve Galeria apartmanları gibi ülkenin temelleriyle de benzer şekilde oynandı. 21 yıllık sinsi bir mühendislik çalışmasıyla ülkenin yapı taşları parça parça aşındırıldı. Toplumu, ülkeyi bir şekilde ayakta tutan kolonlar kesildi. İçi boşaltılan kurumlar, işlevsizleştirilen kuruluşlar, liyakatsizlik, rant kültürü siyasal ve toplumsal yaşamın her bir hücresine sindi.
Devletim kılcal damarlarına kadar parti kadroları arasında pay edildi. Kurumsal yapılar çökertildi, bilgi, deneyim ve liyakat hiçe sayıldı. Herhangi bir kriz durumunda inisiyatif alacak, müdahale edecek kurum bırakılmadı.

 

 

 

 

‘Kesik kolonlar’ siyasal İslamcı iktidarla birlikte iyice raydan çıkan, kapitalist kâr hırsının, aç gözlülüğün, denetimsizliğin çarpık bir sonucu.
Her enkazdan, her binadan, sokaktan çürüyen sistemin kokuları yükseliyor. Hayri Kozanoğlu hocanın da vurguladığı gibi akla, bilime, uzmanlığa değer vermeyen, hurafelere dayalı bir zihniyetin eseri tüm bunlar.

 

 

 

 

Yerle bir olan apartmanların hepsi de çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun, umarsızlığın neden olduğu, insan üretimi facialar. Her yönüyle ibretlik. Uyarılara rağmen kimselerin kılını kıpırdatmadığı, aksine çürük zeminler üzerinde yeni binaların yükseltildiği, kaçak yapıların peşi sıra çıkarılan imar aflarıyla oturulur hale getirildiği bir akıl tutulmasının sonuçlarıdır yaşananlar.

 

 

 

 

Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, tanık olduklarımız da gösteriyor ki, sadece tek tek binaların değil koca bir ülkenin kolonları kesilmiş. Tepeden tırnağa çürümüş, hiçbir kurumun, kuruluşun iş yapamaz hale getirildiği bir “köhnemiş” bir devlet aygıtıyla kaşı karşıyayız.

 

 

 

 

Devletin haramilerin saltanatını koruyan bir araca dönüştürüldüğünün çıplak gerçekliği bir kez daha anlaşılmış oldu.

 

 

 

 

Bizler zaten bunun farkındaydık. Koca bir ülkenin de bir kez daha bu gerçekliğin farkına varması ne yazık ki tarihin gördüğü en büyük acıyla oldu.

 

 

 

 

Aklın, bilimin, liyakatin yerini partizanlığın, sadakatin aldığı, yağmacı bir sistemin başka türlü bir sonuç üretmesi de beklenemezdi zaten.

 

 

 

 

Ne deprem öncesine ne de sonrasına dair hiçbir önlem almayan, zamanında müdahaleler yapmayan, yardıma koşanları ise engelleyen bir sistem.

 

 

 

 

6 Şubat depremleri ülkenin kolonlarının rant, talan, yağma düzeni için nasıl da kesildiğini gözlerimize can alıcı biçimde soktu. Şimdi bu tablonun sorumluları, inşa ettikleri saltanat düzeni halkın üzerine çökerken yıkımı ‘kader planı’ olarak açıklama gayretinde.

 

 

 

 

Rejim unsurları depremi ilahi güçlere havale ederek “asrın felaketi” propagandasıyla gerçekleri örtmenin peşinde. Bunu yaparlarken de halktan yeniden süre istiyorlar.

 

 

 

İki yıl önceki yazıyı, “Hepimiz aslında birer Rıza Bey Apartmanı sakiniyiz. Her türlü çılgınlığı göze almış siyasal İslamcılar, giderken ülkeyi çökertme niyetindeler. Bizden sonrası tufan diyerek… Rıza Bey Apartmanı hepimizin üzerine çöktü. Hepimiz “aynı gemide” değiliz, ama hepimiz Rıza Bey Apartmanı’nın sakinleriyiz” sözleriyle bitirmiştim.

 

 

 

 

Evet, hepimiz Rıza Bey, Emre, Galeria apartmanlarının sakinleriyiz. Ülkeyi eşitlik, kardeşlik, özgürlük temelinde; aklın, bilimin yol göstericiliğinde sağlam kolonlar üzerinde yeniden inşa etmekten başka çıkar yol yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir