Hiçbir zaman inşa edilmemiş NewYork Projeleri: Gaudi, Gehry ve Wright

4 Dakika Okuma Süresi

Hiçbir zaman inşa edilmemiş NewYork Projeleri: Gaudi, Gehry ve Wright
Rory Stott

19 yüzyıl sonunda ve 20 yüzyıl başlarında daha önce görülmemiş bir hızla yükselen Manhattan, tüm dünya yapıları arasında bir ikon konumuna geldi. Bu ikonda halen yaklaşık olarak yapılan hesaplamalara göre 47000 yapı bulunmakta. Aslında tamamlanan projeler aysbergin sadece görünen yüzü. Manhattan aynı zamanda binlerce sevilmemiş, tamamlanmamış, terk edilmiş projelerin de “kızıl elma”sı.

Tabi ki New York’un bir diğer özelliği de ayrım yapmaması. Burada dünya çapında mimarlar da çok sayıda zorluklarla karşılaşabiliyorlar. Bunlar arasından üç tanesini seçtik ve ele aldık.

Antoni Gaudi’nin Gökdelen Familyası.
1908 yılında Gaudi tarafından tasarlanan yapının eskizleri ancak 1956 yılında Gaudi’nin iş arkadaşı joan Matamala tarafından ortaya çıkartıldı. Onun devasal “Attraction Hotel” projesi, son derece gizemli bir proje çünkü hem müşterisi hem de yapılacağı yer bilinmiyor. Bilinen şey yapının Güney Manhattan için planlanmış olması ve yüksekliğinin 360 metre olması. Bu yükseklik 1931 yılında Empire State Binasının tamamlanmasına kadar yapının dünyanın en yüksek yapısı olmasını sağlayabilirdi. Gaudi’nin Hotel Attraction projesi Fringe televizyon serisinde yer aldı.

 

Gaudi’nin orijinal çizimlerinden sadece bazı temel skeçler ve iç mekan çizimleri kaldı. Ancak bu resimler iki raslantı sonucu yeni bir yaşam kazandılar: bunlardan ilki Matamala’nın çizimi, bu raporu için hazırlanmış bir çizimdi ikincisi ise bir grup İspanyol Mimarlar tarafından Dünya Ticaret Merkezi alanının yeniden inşası için sundukları çizimlerde yer aldı. Televizyon dizisi Fringe’de ise yaratılan imajiner New York silüetinde yer alan Gaudi’nin çizimi, gerçek bir alternatif oluşturmasına rağmen şimdikinden çok farklıydı.

Frank Lloyd Wright tarafından sunulan Broadacre projesinde ise özellikle kentsel yoğunluklara karşı çıkmış olmasına rağmen bir proje geliştirdi. Onun Guggenheim müzesini tamamlamasından yıllar önce hazırladığı projede, Wright St Mark Bowery Kilisesinin etrafında bir boşluk oluşturmayı ve önerdiği binalarla küçük bir park alanı için yer ayırmayı önermişti. Böylece kilisenin alanda kalması da mümkün olacaktı.

 

Bu tasarımın bir başka önemli noktası da Wright’ın ilk kez taşıyıcı kazık diye nitelendirilen strüktürel sistemini savunmasıydı. Bu sistemde merkezde yer alan kazık taşıyıcı çevrede yerleşen katları taşımakta ve cephelerin serbest kalmasına olanak sağlamaktaydı. Böylece kolonlar tarafından taşınmak yerine New York’un tümüyle cam cepheli ilk binasının yapılabilmesi mümkün olacaktı. Bu tasarım aynı zamanda Oklahoma’da, Bartlesville’deki Wax and the Price Binasının ilk prensip eskizini sağlamaktaydı.

 

 

 

 

Guggenheim Bilbao’nun büyük başarısından sonra 2000 yılı başlarında Frank Gehry ve Guggenheim Vakfı, bu başarıyı bir “kazanan formül” oluşturarak sabitlemeye çalıştı ve böylece Doğu Nehri kıyısında 40 kat yüksekliğinde 22000 m2 sergi alanıyla bir müze projesi gerçekleştirdi. Bu sadece Wright’ın orijinal müzesinin değil aynı zamanda yeni İspanyol kuzenin de projesinin aşılmasını sağlayacaktı.
Gehry’nin maketleri halka sunuldu. Ancak görünen o ki bu öneri hem Guggenheim’ın finansal sorunları hem de 11 Eylül’den sonra oluşan ortam yüzünden kabul görmedi. Onun yerine bu alanda SHoP Mimarların Manhattan ufuk çizgisinde daha az beliren kulesinin planları söz konusu.

Kaynak: Archdaily
Çeviri:Yılmaz Kuyumcu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir