Nazari Surları’na güncel dokunuş

3 Dakika Okuma Süresi

İspanya’nın Granada şehri yakınlarındaki Ortaçağ’dan kalma Albaicín kasabasının etrafında bulunan yedi yüzyıllık Nazari Surları, mimar Antonio jiménez Torrecillas’ın hazırladığı planla restore edildi.

19. yüzyılda yaşanan şiddetli bir deprem sonrasında büyük bir kısmı yıkılan duvara güncel bir yenileme yapmak isteyen mimar, bir yandan duvarın özünü korurken, diğer taraftan yeni bir yorum getirmeye gayret etmiş. Bu çaba, “sur mimarîsi” diyebileceğimiz kadar iddialı bir çalışmayı ortaya çıkartmış.

Gerçekten cesurca bir deneme olan tasarım, bugünlerde harap olan ve içinde nüfus barınmayan bir alanı yeniden ele alarak, buradan yeni bir kamusal alan yaratmayı da amaçlıyor.

Mimar Torrecillas, yenileme çalışması hakkında “Bölgenin dokusunu bozmadan surları restore etmeyi amaçladık” diye konuşuyor. Tuğla gibi bildik bir malzemeyi kullanan, öte yandan yapının içinde bilinçli boşluklar yaratan mimar, boş ve dolu alanlar arasında muazzam bir denge kurmuş.

Sonuçta ortaya, 40 metrelik yeni bir sur çıkmış. Yapının içinden dışına geçmek mümkün oluyor. Böylece ziyaretçiler, surun ne kadar kalın olduğunu daha iyi kavrayabiliyor.

Restorasyon çalışmaları sırasında tarihî dokuya saygıyla yaklaştıklarını belirten mimar, 700 yıldır ayakta kalmayı başaran surların oluşturduğu tarihî hafızayı yaşatmaya özen gösterdiklerini ifade ediyor.

Restorasyon işlemi yapılırken, “anastylosis” adı verilen ve eski bir yapıya hiçbir ekleme yapmadan ayağa kaldırma anlamına gelen tekniğe bilinçli bir şekilde başvurulmamış. Mimar, bunun insanlarda tarihin yanlış bir şekilde yeniden inşa edilmesine benzer bir etki yarattığını söylüyor.

Yeni yapı, eski surların üzerinde yükselirken, bir yandan da onunla bağlantıya geçmemeye özen gösteriyor. Böylece eski surların hacmi ve görüntüsü korunarak, iki çağ arasındaki yapı tekniklerinin farklılığı gözler önüne seriliyor.

Böylece, yapıyı gören ziyaretçide, zamanın içinde yolculuk ediyormuş hissi uyanıyor. Ziyaretçiler, Albaicìn’in tarihî hikâyesini, bu metafizik atmosferde çok daha iyi bir şekilde kavrayabiliyor.

Surlar aynı zamanda bir kamusal alanın içinde bulunduğundan, insanların burada dinlenme, düşünme ve birbiriyle karşılaşma fırsatı bulacağı tahmin ediliyor. Fiziksel şartlar nedeniyle geçmişte bir kısmını kaybeden yapı, bugüne doğru uzanarak, yerel nüfusla ve ziyaretçilerle tekrar etkileşime geçmeye hazırlanıyor.

Torrecillas’ın bu projesi, tarihsel sürecinde belli bir süre kesintiye uğramış yapıya yeni bir hayat vermeyi başarıyor.

Surların tasarımı 2006 yılında tamamlanmış ve 2007’de Barbara Cappochin ve Uluslararası Taş Mimarîsi yarışmalarında “savunma amacıyla yapılmış bir duvarı yeniden ele alarak, ona yeni bir işlev veren ve kentin kullanılan bir parçası haline getiren bir proje” olması dolayısıyla ödül kazanmış.

Kaynak: aROOTS, Floornature
Derleme: mimdap

1 Yorum

  1. melike aslan

    çok önemli bir noktadır bu. bakın Torrecellias ne demiş:”Restorasyon işlemi yapılırken, “anastylosis” adı verilen ve eski bir yapıya hiçbir ekleme yapmadan ayağa kaldırma anlamına gelen tekniğe bilinçli bir şekilde başvurulmamış. Mimar, bunun insanlarda tarihin yanlış bir şekilde yeniden inşa edilmesine benzer bir etki yarattığı…”
    farklı olan bu yaklaşımdır işte. İstanbul’un surları restore edilirken bir çok saçmalık nasıl yapılmıştı bir düşünelim isterseniz.çünkü alternatif böyle bir düşünce yoktu. koruma tanrılarının ve tabularının önünde bunlar söylenemezdi.
    ancak değişik bir düşünce nelere yol açabiliyor, ortada işte.
    saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir