Yıllardır, “Bilbao etkisinin” yenilerini yaratabilmek için, müzeler gitgide daha göz alıcı yapılmaya başlanıyor. Bugün, dünya çapındaki müzeler, hangisinin daha göz alıcı olduğuna dair bir yarışa girmiş oldukları yarışın yanında, hangi müzenin daha doğa dostu olduğuna dair bir yarış da sürüyor. Hangi mimar daha hünerli, hangi müze daha göz alıcı ve daha doğa dostu?

San Francisco’da Renzo Piano’nun Kaliforniya Bilim Akademisi, gelecek ekim ayında açılacak. Akademi, Platin LEED ödülünü alan ilk müze olmayı amaçlıyor. Denver’da ise, Adjaye’nin Güncel Sanatlar Müzesi Altın LEED’e göz dikmiş durumda. Grand Rapids Sanat Müzesi (GRAM), dünyanın en ‘yeşil’ müzesi olma savaşını veriyor. Daha doğa dostu olma savaşı, binanın diğer özelliklerinin birbiriyle yarışmasını geçmiş durumda.

GRAM, proje geliştiricileri ve mimarların kafalarına koyması halinde, sanatla çevrecilik arasında sıkı sıkıya bir bağ kurulabileceğini gösteren en önemli kanıt olarak karşımızda duruyor. Sürdürülebilir yapısı sayesinde inanılmaz büyük miktardaki bir enerjinin harcanmasına engel olan GRAM’da, yeni teknikleri, binanın ihtiyaçlarına yönelik olarak çok doğru kullanılmış.

Müzenin LEED adaylığını inceleyen bir akademisyen şunları söylüyor: “Geleneksel çevreci çözümler, artık çok da etkili sayılmaz. Yeni teknikleri kullanmak, bunu yaparken de ihtiyaçları iyi belirlemek gerekiyor.”

Müze, Tayland doğumlu mimar Kulapat Yantrasast tarafından tasarlanmış ve 75 milyon dolar harcanarak yapılan 11600 metrekare alanındaki müze geçtiğimiz Ekim ayında açılmış.

Müze içerisindeki galeriler ve kamusal alanlar, karbondioksit sensörleri ile donatılmış. Bu sensörler, iç mekân çok kalabalık olduğunda ve karbondioksit miktarı arttığında içeriye temiz hava pompalıyor. Müdürlerden Celeste Adams, “Günün sonunda sanat eserleri evlerine gitmiyor, o yüzden geceleri de bu binadaki havalandırma ve nemliliğin doğru seviyelerde tutulması gerekiyor. Bunun dengesinin iyi sağlanması gerekiyor.” diye konuşuyor.

Tabii ki, tüm sürdürülebilir binalarda gördüğümüz yağmur suyunu arıtma sistemi bu binada da bulunuyor ve böylelikle binanın şehir suyunu %20 daha az kullanması sağlanabiliyor.

Müzenin içerisindeki eserlerde kullanılan yapıştırıcılar, tamamen organik maddelerden oluşturulmuş. Camlar ise, hem eserleri direk gelen günışığından korumak, hem de enerjiyi depolamak için alüminyum panellerle kaplanmış.

Grand Rapids Müzesi bir anlamda sanat ve çevreciliğin evliliğini bizlere gösteriyor.

One Comment

  1. bir Renzo sadeliğine yakışır ama çok çok ustaca bir tasarım. mükemmel bir imza Renzo’nun yaptıkları yer aldığı şehir için.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir