Bundan 10 yıl öncesine kadar, Portland’lı müteahhit Mark Edlen ve ortağı Bob Gerding’i tanıyan çıkmazdı. Oysa bugün, bu ikili Portland’daki en büyük müteahhitlik firmasının yöneticisi konumundalar. Gerding Edlen Müteahhitlik, Portland’da şimdiye kadar 10 konut ve ofis projesinin yanı sıra, 19. yüzyıldan kalma bir silâh deposunun Ulusal Tarihî Mekânlar Arşivi’ne dönüştürülmesine de imza atarak, ABD Yeşil Binalar Konseyi’nin verdiği Platin ödülünün de sahibi oldu. Firma şu sıralar Portland’daki sanayi alanlarının dönüşümü projeleriyle ilgileniyor.
Gerding Edlen, sadece Portland’da değil, ABD’nin farklı eyaletlerinde de projeler yürütüyor. Firma, Los Angeles’ta geliştirdiği projelerle Los Angeles Mimarlık Ödülleri’nde “En İyi Çok Katlı Aile Evi” ödülünün de sahibi oldu.
Metropolis Mag, firmanın kurucularından Brian Libby’le görüşerek, Gerding Edlen’in vizyonunu, yeşil projelere bakışını ve amaçlarını sordu.


Firmanızın sürdürülebilir binalarla içli dışlı olmaya başlamasının hikâyesi nedir?
1990’ların başından beri çeşitli enerji tüketimini azaltıcı yöntemler üzerinde çalışıyoruz. Bir müteahhit olarak herkes gibi bizim de ekonomik kaygılarımız olsa da, bir mekân yaratmanın aynı zamanda yaşanabilir bir mekân yaratmak anlamına geldiğinin de farkındayız. Enerji sarfiyatını azaltmanın bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu düşünüyorum. Hızlı bir şekilde, büyük ölçekli olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor; çünkü gerçekten de pek vaktimiz kalmadı. Firma olarak şu anki hedefimiz, tükettiği enerjiden daha fazla enerji üretebilecek binalar tasarlamak.
İnşaat sektörünün yeşil ürünlere ve binalara bakışı nasıl?
90’larda yeşil bina yapmak daha zordu. Girişimcileri, mühendisleri ve mimarları bu konuda ikna etmeniz gerekiyordu. Oysa şimdi kendileri yeşil binalar yapmak istiyor. Portland’da yerel yönetim de bize çok yardımcı oluyor. Örneğin yağmur suyunu tuvaletlerde kullanabilmek için yasa bile değiştirdiler.
Bundan 5 sene önce, anlaşmacılarımızın pek çoğu yeşil binalar konusunu önemsemiyordu. Oysa bugün firmalardan “Gerçekten göründüğü gibi işe yarıyor mu? Artık herkes bunu istiyor” diye telefonlar alıyoruz.


Chicago, Portland, Austing ve Seattle gibi şehirler, “en yeşil kent” unvanı konusunda kapışıyor. Size göre bu yarışmanın galibi kim?
Geçtiğimiz gün Chicago’daydım. Chicago Valisi Daley orada gerçekten de çok iyi işler yapıyor. Chicago’lu girişimciler ve firmalar da valinin sözünü dinliyor. Ancak bizim Portland’da yaptığımız işler de hafife alınmamalı. Zamanla bu konuda daha fazla aşama kaydedeceğimize de inanıyorum.
Yeşil binalar konusunda müteahhitlerin, emlâkçilerin ya da arazi sahiplerinin ne kadar duyarlı olduğunu düşünüyorsunuz?
Sadece çevreye duyarlı ve akıllı bir bina yapmak istiyorsanız, inşa ettiğiniz binayla LEED’den (İngiltere’de binalara çevrecilik notu veren kurum – ÇN) sertifika alabilmeniz gerekiyor. LEED’den sertifika almış firmaların projelerini gördüğümde gerçekten de şaşırıyor ve seviniyorum.
Ancak bu konuda herkesin şüphesi, yeşil bina üretiminin maliyeti arttırıp arttırmadığı. Şahsî kanaatimce, LEED’den en yüksek sertifikayı almak isteyen 100 milyon dolar bütçeli bir bina, bütçesinin çok ufak bir kısmını bu işe ayırarak sertifikayı alabilir. Tabiî bunun kendisine prestij olarak geri dönüşü çok fazla olacaktır.
10 yıl önce LEED’den altın sertifika almak için bütçenin %3’ünü ayırmamız yetiyordu. Ancak bugün müşterilerimizin istekleri de, bizim yeşil binalara bakışımız da değişti. Bu yüzden yeşil binalar konusunda maliyetleri düşürebiliyoruz.


Yeşil binalar inşa etmek isteyen müteahhitlere maliyeti düşürmeleri için ne önerebilirsiniz?
Bir kere vizyon sahibi olmalılar ve ekipteki herkes amaçladıkları şeyin bilincinde olmalı. Tasarımcı, mühendis, mimar ve diğer yapı uzmanları bir arada çalışmayı başarmalı, bir ekip olmalı. ABD Yeşil Binalar Konseyi’nin kurulması, sürdürülebilirlik kavramıyla yakından ilgilenen bizler için önemli bir çerçeve oluşturdu. En başlarda enerji sarfiyatını %30-35 seviyesinde azaltabiliyorduk. Sonrasında güneş enerjisini kullanmaya ve ısı kaybını en aza indirmeye başlayarak bu seviyeyi %50-55’lere getirdik. Kendi enerjisini üretebilen binaları gerçekleştirmek için önümüzde daha çok uzun bir yol var.
Tabiî sadece binaları yeşil kılmakla bu mücadele bitmiyor. Örneğin sokaktaki arabaların yaydığı gazlar, en az binalar kadar tehlike saçmaya devam ediyor.


Peki, otomobillerin insanları bir noktadan diğerine taşımak gibi mantıklı bir amaca hizmet ettiğini söyleyemez miyiz?
Evet, tabiî ki de otomobillerin bu tür bir amacı gerçekleştirebildiğini iddia edebiliriz, ancak sokaktan kaldırdığınız her bir araba, Orta Doğu’dan daha az petrol almamızı sağlıyor ve böylece havayı da kirletmemiş oluyoruz. Ayrıca trafikten bir araba daha azalmış oluyor.
ABD’de inşa edilen konutların orta sınıf civarında gelir grubundan çoğu insanın karşılayamayacağı kadar pahalı olması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Maliyetleri düşürmek ve gençlerin ya da ilk kez ev sahibi olacakların ilgisini çekebilecek çözümler üretmeye çalışıyoruz. Portland’da inşa ettiğimiz üç evden birini ilk kez ev sahibi olacak olanlar satın alıyor. Ancak gene de işimizin zor olduğunu söyleyebilirim. Malzemenin fiyatından ne kadar kısarsanız kısın, bina maliyetlerini düşük gelir grubuna göre ayarlamanız mümkün olmayabiliyor.


Firmanız daha çok konut üretiyor. Ancak ülkedeki pazarın yavaş yavaş ofis üretimine doğru kaydığını söyleyebilir miyiz?
Bir müteahhit için öncelikli soru “Nasıl olur da maliyeti azaltabilirim?”dir. Ancak 11 Eylül olaylarının ardından ofis pazarında ciddî bir düşüş oldu. Ancak biz bu düşüşten en az etkilenen firmalardan biriydik; bana kalırsa bunun sebebi insanların gerçekten hoşlandığı ve içinde bulunmaktan zevk aldığı yapılar üretebilmemizdir.
Bugün diğer firmaların bizim ürettiğimiz binaların kalitesine, çevreye saygı duymasına ve insanları mutlu etmesine bakarak daha müşteri odaklı binalar ürettiklerine inanıyorum.
Bugün sürdürülebilir mimarlık fazla revaçta görünüyor. Sizce inşaat sektörü küresel ısınmaya karşı gereken mücadeleyi verebiliyor mu?
Sanırım hayatım boyunca küresel ısınmadan korkmaya devam edeceğim. Yapacak çok iş var, oysa çok fazla zamanımız da kalmadı.
Oysa sizi son gördüğümde Porsche kullanıyordunuz…
Onu sattım. Yerine Prius aldım!
Kaynak: Metropolis Mag
Çeviri: mimdap



2 Yorum
fazlı bakkalcı
Artık sıfır karbon emisyonu, ışıktan maksimum yaralanmak, yalıtım, doğal enerjilerden yaralanma, atıksız (en azatıklı) bina söylemde öne geçti. Mutlka yapı tasarımları, biçimlenme, mekan kullanımları bu mantıktan etkilenecektir.
nedret okan
bu söyleşi ile inşaat ve mimarlık dünyasının yeni yönelimler içinde olduğu ve alttan yeni bir duyarlılığa açılım yapıldığı hissediliyor. bu olumlu gidişin devam etmesi, yayılması, her ülke için kendi özelinde fiziki çevreye dönmesi gerekir.
saygılarımla