2008, finansal kriz ve işsizlik, üretimde düşüş gibi sorunlarla geçmiş olsa da; Yüksek Binalar ve Kentsel Habitat Komitesi (Council on Tall Buildings and Urban Habitat-CTBUH) tarafından yayınlanan rapora göre, geçtiğimiz yıl, dünya çapında daha önce yapılmadığı kadar çok ve daha da yüksek bina inşa edildi. 2009’un ise yeni bir rekor kırması bekleniyor.
CTBUH’nin Ocak ayı sonunda yayınlanan raporuna göre, finanstaki düşüş ile gökdelenlerin büyük açılışının aynı zamana denk gelmesi tesadüf değil, hatta rapor yazarlarından biri olan Philip Oldfield’ın deyimiyle bir “duraklama etkisi”nin sonuçlarından biri. Binaların yapımının konsept tasarımdan inşaat ve tamamlanmaya kadar, yıllar aldığı ve pazarın doruk noktasında başlanan inşaatların bugün tamamlandığı açıklanıyor.
Çalışmanın ortaya koyduğu bulgulara göre, yüksekliklerin artmasının yanı sıra, yüksek yapılardaki bugünkü ve gelecekteki trendler, çelikten betona, ofisten karma kullanım ve konuta, coğrafik olarak da Kuzey Amerika’dan Asya ve Orta Doğu’ya doğru değişmekte.
En yüksek binaların 2011’e kadar tamamlanıp, ardından inşa edilen binaların 90 metre kadar alçalacağı da öngörüler arasında. Ancak finansal durgunluktan çıkışla birlikte, bina yükseklikleri de tekrar rekor kırmaya devam edecek.
Peki bu süper-yüksek yapıların açıklaması ne olabilir? Oldfield’a göre bu, sürdürülebilirlik ile açıklanabilecek bir konu. İklim değişikliğinden korunmak amacıyla kentlerin yoğunlaştırılmasının kabul edilmeye başlandığına dikkat çeken Oldfield, “yüksek yapılar da bu yoğunluğu yaratmanın önemli yollarından biridir” açıklamasını yapıyor. İklim değişikliğinin yanı sıra, arsa fiyatlarının yükselişi de binaların yüksekliğini arttıran sebeplerden birisi. “Ayrıca yüksek binalar, kentlerin küresel simgeleridir”.
2004 yılında New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde gerçekleştirilen “Yüksek Yapılar” sergisinin küratörü Terence Riley de rapordaki fikirlere katılırken, gökdelenlerin Amerikalıların keşfi olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını da belirtti. 1885’te Chicago’da William Le Baron jenney tarafından yapılan Home Insurance Binası ilk gökdelen sayılabilecekken, 1931’de tamamlanan 380 metrelik Empire State Binası’ndan geçen yıl Shanghai’da tamamlanan 490 metrelik Dünya Finans Merkezi’ne kadar simgesel yapılar ortaya çıktı. Listeye yakın zamanda Skidmore Owings ve Merrill tarafından iki bina daha eklenecek: 2012’de tamamlanması beklenen 540 metrelik New York Dünya Ticaret Merkezi 1 ve bu yıl tamamlanması beklenen 792 metrelik Burj Dubai.

Ayrıca HOK New York tarafından tasarımları yayınlanan 50 ve 42 katlı olmak üzere 2 yapıdan meydana gelecek Güney Kore’deki “Twisting Towers” – Dönen Kuleler- de birer simge olarak en yüksek yapılar arasına katılacaklar.
Eğer tamamlanabilirse, en yüksek bina tabi ki güç ve statünün sembolü olacaktır. İptal edilen projelerin raporları, tüm yüksek yapıların tamamlanma şansı bulamayacağını gösteriyor. 2008 yılı sonunda durdurulan projeler arasında Santiago Calatrava’nın Chicago Spire’ı ve Norman Foster’ın iki projesi Moskova’daki Rusya Kulesi ve Dublin’deki U2 Tower –ki İrlanda’nın en yüksek binası olacağı öngörülüyordu- ve Dubai’de, Nikken Sekkei Ltd.’nin Burj al Alam’ı da dahil birkaç proje, Şili’de Pelli Clarke Pelli’nin The Torre Gran Costanera’sı da yer alıyor.
Kaynak: ArcRecord
Çeviri: Mimdap



2 Yorum
cahit dülgeroğlu
Yüksek binanın ekonomisi güncel ekonomiye bağlı değildir. Adı üstünde “yüksek bina”… Olsa olsa derin ekonomiye bağlıdır, paranın kapitalizmin simgesi olarak.
Serap İçöz
petrol sermayesinin daha akacağı yerler ve keşfedeceği yeni alanlar var diye görürüm bu durumu. kriz belkide onlar için daha ucuz inşaat üretmek anlamına bile geliyordur.