Cumhurbaşkanı Gül’ün Kentleşme Şurası Konuşması

17 Dakika Okuma Süresi

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından uzun süredir hazırlıkları süren “Kentleşme Şurası” 4 Mayıs günü başladı.
Açılışına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katıldığı “Kentleşme Şurası” çalışmalarını 7 Mayıs’a kadar sürdürecek.

Burada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Şura açılışında yaptığı konuşmanın tamamını veriyoruz. Geçmiş zamanlarda özellikle daha önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in çeşitli vesilelerle, Dünya Şehircilik ve Mimarlık günüde, Tarihi Kentler Birliği toplantılarında mesajları olur ve bunlar yayınlanırdı. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu kapsamda belki de ilk sayılabilecek bir konuşmayı sayın Cumhurbaşkanının ağzından verirken hem bütün toplumu ilgilendiren kentleşme ve onun sorunları hakkında Cumhurbaşkanlığının bakışını aktarmak ve kaydetmek hem de bu işlerin takipçisi olan meslek kuruluşlarının, sivil kuruluşların elinde değerlendirme ve takip amacıyla belge kalmasını diliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi “madem böyle bir çalışma yapıldı, bunların sonuçları alınmalı, yasalarda değişiklik ve yeni önergeler gerekiyorsa süratle meclise teklif edilmelidir.”

Şura’nın katılımcıları ve emek verenleri tarafından ortaya konanlar bir anlam bulmalı, hayata geçirilecek yasa ve yönetmeliklere dönüşmelidir.

Bu konuşma da böyle bir yolda verilmiş söz, ortaya konulmuş bir niyet ifadesi olarak tartışmalara ışık tutar kanısındayız.

Mimdap

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kentleşme Şurası Konuşması:
“İNSANCA YAŞAYABİLMEK İÇİN DÜZGÜN KENTLEŞMEDEN BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTUR”

untitled-41.jpg Bayındırlık ve İskân Bakanlığımızca hazırlanan “Kentleşme Şûrası”na katılmaktan ve sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerime başlamadan önce Sayın Bakan’ıma başarılar diliyorum, emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum.

Bugün doğrusu bu toplantıya katılmayı özellikle istedim. Şunun için istedim ki; kentleşme, kentler ve şehirler, aslında büyük bir vizyon istiyor ve çok önemli bir mesele. Bu konuyla ilgili düşüncelerimi, fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim ve inanıyorum ki bu toplantıda tartışılacak konular, Türkiye’nin şehirlerinin daha güzelleşmesine, daha iyi bir şekilde gelişmesine katkı sağlayacaktır.

“ŞÛRA BÜYÜK BİR EMEKLE HAZIRLANMIŞTIR”

Değerli katılımcılar, uzun zaman sürecinde kolektif emek ve katılımın ürünü olarak meydana gelen şehirler, kasaba ve köylere göre nüfusun daha fazla yaşadığı kalabalık yerleşim birimleridir. Sayısız faaliyetin yürütüldüğü ve sınırsız ihtiyaçların karşılandığı şehirlerde, ekonomik faaliyetler, ağırlıklı olarak ticaret, sanayi ve hizmet sektörlerinden oluşmaktadır; bu hepimizin malumudur. İnsanları yönetme ve toplumun düzenini sağlama düşüncesi şehirlerde doğmuştur. Şehirlerde kamu otoritesi daha güçlüdür. Bu otoritenin hukuka dayalı düzenlemeleri ile eğitim seviyesi yükselir, insanların bilgi ve becerisi gelişir, mal ve hizmetler çoğalır ve daha kaliteli hale gelirler. Bu nedenle tarihin en köklü ve uzun ömürlü kültür ve medeniyetleri, daima şehirlerde doğmuştur. Tüm medeniyetlerde şehirleşme, ticaret, imalat ve eğitimi örgütleyen medeniyetlerin öncülüğünde kurulmuştur.

“ŞEHİRLER DEĞİŞİR, YENİLENİR…”

untitled-31.jpg Kıymetli misafirler; şehirler sürekli olarak değişen, canlı mekânlardır. Toplumsal hayat ve ihtiyaçlar değişince, şehrin fiziki yapısı da değişir, şehirleri zaman aşındırır. İstilacılar, yakar, yıkar, harabeye çevirir. Tüm bu tahribata karşı direnen, kendini onaran ve değişme ihtiyacını karşılayacak biçimde yenilenen şehirlerde, ayakta durmayı becerirler.
Şehirler her dönemde değişmiştir, ancak en köklü değişim sanayileşme ile meydana gelmiştir. Gelişmiş batı ülkelerinde, tarımsal üretimde makinenin kullanılmaya başlamasıyla boşta kalan topraksız köylüler, geçinecekleri bir iş bulma umudu ile kitleler halinde sanayi kentlerine göç etmişlerdir. Artan üretim kapasitesinin ve kırsal alandan gelen nüfusun baskısı ile demiryolları yapılmış, limanlar genişletilmiş ve şehirlerin bütün altyapısı yavaş yavaş oluşturulmuştur. Bu şehirlerin etrafına da, tabi, sanayiler yerleşmeye başlamıştır.

Hızlı göçün baskısı altına giren erken dönem sanayi şehirlerinde, kentsel ihtiyaçların karşılanmasında büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Ancak sanayileşme hızı, artan nüfusa iş temin edecek seviyeye gelince, sorunların çözümü de kolaylaştırmıştır.
Bunları şunun için söylüyorum; dünyanın her tarafında olan şeyler, nihayetinde bizim ülkemizde de olmaya başlamıştır ama geç başlamıştır. Ama ülkemizde ise, hızlı göçün baskısı altında kalan şehirlerimizde, artan nüfus için gerekli yatırımları yapmaya yeterli kaynak, maalesef vaktinde bulunamamıştır. Şehirlerde sanayileşme ve ekonomik büyüme hızı, nüfus artış hızından düşük olduğundan, şehirlere gelenlerden çoğu geçici işlerde veya seyyar satıcılık gibi etrafta gördüğümüz, kendilerine meşgaleler çıkararak, şehirlerde kendilerine yer bulmaya çalışmıştır birçok insanımız.

untitled-51.jpg Sanayileşme ve ekonomik büyüme hızını aşan şehirleşmenin doğurduğu işsizlik, konut ve altyapı yetersizliği, ülkemizde gecekondulaşma ve çarpık kentleşmenin temel kaynağını oluşturmuştur.

“GECEKONDULAŞMA BİZİM EKONOMİK SOSYAL GERÇEĞİMİZ OLMUŞTUR”

Şehre gelen nüfusu besleyecek iş, barınacak konut sağlanamayınca, diğer eski şehir dokuları yıkılıp yok edilmiş ya da tamamen sağlıksız ve kalitesiz yapılardan oluşan gecekondular oluşmuştur. Bir de, arsa üretimindeki yetersizliğimiz dikkate alındığında, gelen insanlar ya devletin arazilerini veyahut da vakıf arazilerini işgal edip oturmaktan başka bir alternatif de bulamamışlardır. Dolayısıyla şehrin çevresindeki kamu mülkleri yağmalanmış, taşkın dereler, dağlar, tepeler, vadiler imarsız ve altyapısız konutlarla dolmuştur. Bu karmaşa, şehirlerin fiziki dokuları ile beraber, sosyal ve kültürel yapılarını da değiştirmiştir.

Yüzyılların birikimini yansıtan klasik şehir kültürü bozulmuş, fakat sanayi toplumunun gereği olan yeni bir şehir kültürü de maalesef oluşturulamamıştır. Geleneksel şehirlerin uzun tarihi geçmişlerinden süzülüp gelen, zengin bir kültürlerinin varlığı bir gerçektir. Şehrin meydanları, anıtları, şehrin sivil ve resmi yapıları ile halkın beslenme, eğlenme usulleri, bu kültürün izlerini taşır. Şüphesiz ki şehir, her şeyden önce, fizik kanunlarına uygun olarak yapılan cadde, meydan, park, bahçe, konut, mabet, okul, fabrika gibi maddi yapılardan meydana gelmektedir.

“ŞEHİRLERİMİZDE KİMLİK SORUNU VARDIR”

Ancak tüm maddi yapılar insan emeğinin ürünüdür ve insana hizmet eder. Şehrin hayatında sosyal ve kültürel faktörler, fizik kanunları kadar önemlidir ve her şehrin bir öz kimliğini yansıtan bir yerel kültürü de vardır. Mardin’den Urfa’ya, Muğla’dan Kayseri’ye kadar her şehrin bir öz kimliği oluşmuştur.

Değerli misafirler,
Bu kültürden ve çevreden kopuk, onu hesaba katmadan meydana getirilen maddi yapılar, şehrin kimliğine de katkı sağlamamaktadır.

Şehirlerin, kentlerin; farklı dönemlerde yapılan, değişik üslup ve karakterlerini yansıtan, fiziki yapısının zaman içinde genel kanaate dönüşen bir algılama biçimi ve kimliği vardır. Şehirlerin kimliği kısa dönemde ve kolayca oluşmadığı gibi, ayrıntıya yönelik düzenlemelerde kolay kolay değişmez.

untitled-7.jpg Şehirlerde her şey, çevresiyle ve kendisini oluşturan olaylar zinciri ile de ilintili olarak gelişmektedir. Bu nedenle de kent kimliğinin oluşmasında, tarihi yapıların ve bu yapıların geçmişten günümüze taşıdığı hatıraların önemi çok büyüktür. Aynı şekilde bulvarların, kalelerin… bir bulvar oluşurken, en az 50-100 sene geçmektedir. Şehrin destanı, tarihi, bu bulvarlar etrafında, kaleler etrafında oluşmaktadır.

Dolayısıyla bütün bunlar bir kez bozulunca, yerine yenisini ikame etmezseniz, ortaya çok rahatsız edici bir unsur çıkar. Uzun geçmişleri olan en önemli şehirlerin en önemli kültürel zenginliği, tarihi yapılardır. Benzer malzemeler kullanılarak, benzer mekânların oluşturulduğu modern şehirlerde, tarihi yapılar, en önemli kimlik ve imaj unsurudur. Bu nedenle şehirdeki eski eserlerin korunması, yeni yapılarında bunlara uyumlu karakter ve ölçekte olması çok önemli bir şarttır. Modern şehirlerde bu yapılar arka plana itilirse, geride trafik karmaşası, kalabalık insan görüntüsü, çevre kirliliği, tabiat ile insanın arasını açan, ruh sağlığını bozucu beton ve demir yığınlarından başka bir şey kalmamaktadır.

“TARİHİ ÇEVRELER YAŞATILIRSA KORUNABİLİR”

Tarihi yapıları, aslına sadık kalınarak korumak çok pahalı ve zor bir iş olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak eski yapılar, hem mümkün olduğunca asilliyetini korur, hem de güncel bir hizmetin yürütülmesinde kullanılırsa maliyet düşebilir. Unutmayalım ki, binalar nefes alıp vermekte, bunu en iyi sizler bilmektesiniz. Çünkü burada gördüğüm, hep bu işlerin uzmanları, değerli mühendisler, mimarlar, değerli kültür adamları hep buradalar. Binalarda insanlar gibi yaşamakta ve nefes aldıkça ayakta durabilmektedir. Biz eski binaları kullanıma açtığımızda, onların bir tarafta ömrünü uzatmaktayız, bir taraftan faydalanmakta ve o şehrin kültürünü, zenginliğini en iyi şekilde yansıtabilmekteyiz.

Tarihi yapılarımızın korunmasında, sıkıntılarımızın olduğu kuşkusuzdur. Ancak Türk şehirciliğinin esas sorunu, -ki değerli katılımcılar; esas bunları söylemek için aranızdayım, esas sorunun son 50-60 yıl içerinde ortaya çıktığının kanaatindeyim -tarihi yapılardan çok, yeni kurulan yapılardaki çarpık yapılaşmalardır. Anadolu’nun 4000 yıllık zengin yapı kültüründen, modern inşaat ve bilgilerden nasibini almayan bu çirkin yapılar, şehirlerimizde temizlenmesi maliyet olan çevre ve görüntü kirliliği oluşturmaktadır. Büyükşehirlerimize baktığınızda, İstanbul veya Ankara’ya bakıp, bunların hepsi son 20 – 30 – 40 yılın ürünleridir.

Beğenmediğimiz yapılaşmalar, beğenmediğimiz yerleşim yerleri. Bu yapılaşmalar, hepsi yenidir ve bu şehirlerimizin hepsinde çok güzel tarih vardır, hepsinde çok güzel mimari vardır, çok güzel taş binalar vardır.

“GEÇMİŞLE VE MODERN YAŞAMLA BAĞLANTISI OLMAYAN YAPILAŞMA BÜYÜK SORUNDUR”

untitled-9.jpg Sanki bunlardan bihabermiş gibi, sanki bunların önünden hiç geçmemiş gibi, sanki bunları hiç görmemiş gibi veyahut da modern bilginin, teknolojinin ürünlerinden hiç nasibimizi almamış gibi, maalesef çok çirkin bir yapılaşma ortaya çıkmıştır.
Şimdi bunları temizlemenin getirdiği maliyeti düşündüğümüzde, doğrusu nasıl bir israf kaybının ortaya çıktığı görülmektedir, onun için; bir şey yapılırken, muhakkak iyi yapılması gerekir, bir şey yapılırken gerçekten kalıcı örnek olması gerekmektedir. Tarihi eserler dediğimizde, bakıyorum; aslında bunların büyük bir kısmı kamu eserleri, yani köprüler, hastaneler, saraylar, medreseler, kütüphaneler, okullar… bunlar hep kamu eserleri. Bir de bugün yaptığımız kamu binalarına bakın, son 30 – 40 sene içerinde yaptığımız kamu binalarına bakın; sağlamlığını bir yana bıraktık, şekil olarak, görüntü olarak, kullanım olarak, doğa ve insanla barışıklık açısından baktığımızda, doğrusu çok övüneceğimiz bir manzaranın olmadığı da ortaya çıkmaktadır.
Çoğu şehirlerimizde malzemeleri israf edilerek, planlı arsalar üzerinde bile, mimari niteliklerden yoksun, çirkin ve kalitesiz binalar yapılmaktadır. Birbirinin içine bakan, havasını, güneşini ve görüntüsünü kesen, yaşlıları, kadınları, çocukları düşünmeyen evlerden oluşan semtler, Büyükşehirlerimizin uzun dönemlerde oluşan imajını maalesef bozmaktadır.

Şimdi, nüfusumuzun %8’i engelli, bu bir gerçek. E yollarımıza ve kaldırımlarımıza baktığımızda, kamu binalarımızın imkânlarına baktığımızda, bu konulara ne kadar ihmalkâr davrandığımız da, yine maalesef ortaya çıkmaktadır ve birçok binalar biraz evvel söylediğim gibi, yine imarlı alanlarda yapılmaktadır. Artık imarsız alanlardan (vakıf kamu alanlarında, bir gecede yapılanlardan vazgeçtik) imarlı alanlarda yapılanlardan bahsediyorum, hatta çok büyük caddelerin, büyük bulvarların üzerinde yapılan binalardan bahsediyorum.
O bakımdan bugün buraya gelip, siz değerli uzmanların ve siz değerli, bu işten sorumlu mühendislerimizin, mimarların, üniversite hocalarımızın ve tabi ki yönetici durumunda olan bakanlığımızın, hepsinin dikkatini çekmek isterim.

“KÖTÜ VE KALİTESİZ YAPILAŞMA ÇARPIK KENTLEŞMEYİ DOĞURMUŞTUR”

Ülkemizdeki çarpık kentleşmenin ve kalitesiz yapılaşmanın neden olduğu tüm sorunları sıralayarak, toplantının başında da, tabi hepinizin canını da sıkmak istemiyorum, ama bunları da sizlerle konuşmayı bir görev gördüm ve doğrusu bu toplantıyı bir fırsat olarak da değerlendiğim için bunları söylüyorum. Ancak konunun önemi bakımından, birkaç noktaya daha temas etmek istiyorum. Yeni kurulan semtlerdeki, villalar ve ikincil konutlar, yalancı kubbeleri, fonksiyonsuz kemerleri ile sanki başka bir dünyadan gelen gök cisimleri gibi yabancı durmaktadır. Bodrum’a, Marmaris’e, Ege kıyılarına bakarsanız, bunların birçok örneğini hepimiz göreceğiz.

Eski sayfiye ve bağ evlerimiz, ne kadar sıcak ve insana ne kadar yakınsa, bağı bahçeyi, çiçeği ve çimeni gölgesinde bırakan bu beton yığınları; bir o kadar insandan uzak ve çevreye yabancı durmaktadır.

“KAMUSAL ALANLAR ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK ALANLARIDIR”

untitled-32.jpg Büyükşehirlerin önemli özelliklerinden biri de, özel olarak düzenlenen meydanlardır. Meydanlar, üzerinde yapılar bulunmayan, rasgele boşluklarda değildir malumunuz olduğu üzere. Şehirlerin merkezi bölgelerinde bulunan meydanlar, müşterek buluşma, toplaşma yerleridir de. Genellikle şehrin kimliğini oluşturan yapılarla çevrili meydanlarda ki topluma açık yerlerde hem şehriler ve dışardan gelenler buluşur, görüşür ve şehrin özgür havasını hep birlikte yaşarlar. Ne var ki, bugün şehirlerimizdeki meydanlar, tamamen insanlardan arınmış durumdadır. Başkent Ankara’dan İstanbul’a kadar bakarsanız, Kızılay’dan Ulus’a, Taksim’den Beşiktaş… aklınıza gelen bütün meydanları gözden geçirirseniz, sadece trafik karmaşasından ve gürültüden başka maalesef bir şey kalmamıştır.

Değerli konuklar, değerli misafirler;
Şehirlerdeki yoğun nüfus ve ağır trafik, her türlü ulaşımı tıkamakta, yollar, caddeler, parklar ve kaldırımlar otopark olarak kullanılmaktadır. Şehir mekânlarının kullanımındaki bu hoyratlık ve saygı eksikliği -ki altını da çizerek söylüyorum, gerçekten bu aslında bir saygısızlık olmuş oluyor- kalabalık şehir merkezlerini güvensiz ve korkulur mekanlar haline getirmektedir. Sosyal kontrolün zayıfladığı şehirlerin, geniş ve güzel kaldırımlarında, emin adımlarla yürümek de, gün geçtikçe artık zorlaşmaktadır.

Fiziki altyapısını tamamlama mücadelesi veren şehir yöneticilerimiz, daha düzenli ve kaliteli şehirler kuramazlar ise, ortaya çıkan sosyal altyapı eksikliğinin tamamlanması, tabiî ki daha yüksek maliyetler alacaktır. Şehirlerimizde, insan ve tabiat arasında kopma noktasına gelen bu bağı, yeniden kuracak olan, sadece kent yöneticileri, mimarlar ve şehir plancıları da değildir. Şehirlerin geleceği, hem şehirlerinin geleceği kendi tarihsel ve toplumsal dinamikleri ile üretecekleri şehir kültürüne de bağlıdır. Yöneticilerin gözden kaçırdığı hatta gizlediği gerçeği bile ancak şehrin gerçek sahibi olan hem şehriler görebilirler ve şehirlerine sahip çıkabilirler. Yöneticiler, şehir plancıları ve mimarlarda, hemşehrilerinin bu yöndeki duygu ve düşüncelerini dikkate alarak, şehir sorunlarına yaklaşırlarsa, şehir ve insan arasındaki duygusal bağlar yeniden kurulabilir.

“ŞÛRANIN SONUÇLARI UYGULANMALIDIR”

Değerli konuklar, konuşmamı bitirmeden önce, bir kez daha hepinize şunu hatırlatmak istiyorum; mademki uzmanlar hep bir araya geldiniz, mademki günlerce çalışıldı, mademki yüzlerce, binlerce tebliğler sunuldu ve bütün bunlar değerlendirildi, o zaman bunların neticelerini artık hep beraber alma zamanı gelmiştir.

Bununla ilgili yasal düzenlemeler gerekiyorsa, bunların süratli bir şekilde meclisten geçmesi gerekir. Eğer bunlarla ilgili önemli kararlar alınacaksa, bunların alınması gerekir. Artık Türkiye, ekonomik olarak da büyük gücü olan, yeteri kadar vizyona sahip uzmanları olan değerli bir ülkedir. Onun için bundan sonra, bu olumsuzluklara el koymak gerekir. Burada alacağınız kararlar ile bunlara uygulamaya geçireceğinizden eminim. Çünkü olumsuzluklar devam ederse, bunlar bir birikim oluşturmakta ve bunları temizlemekte imkansız hale gelmektedir. Onun için hep beraber, kentlerimize yeni bir şekil verirken, hoşumuza gitmeyen, demin bahsettiğim çarpıklıkları temizlerken, yeni oluşan kentleri veya da şehirlerimiz büyüyüp gelişirken, onların artık doğru istikamette gelişmesini, ileride temizleyeceğimiz yeni maliyetler yüklememek de hepimizin görevidir.

Şunu da söylemek isterim ki, bir arada insanca yaşayabilmek için, şehirden kentten başka da alternatif yoktur. Bazen köylere çekilmek, dağlara çekilmek, deniz kıyılarına çekilmek istenebilir, bunlar geçicidir ama. Şehirde yaşamaktan başka bir çaremiz de yoktur. Onun için şehirlere hep beraber sahip çıkmamız gerekir. Şehirlerimize sahip çıkabilmek içinde, onun havasını, suyunu, yolunu, kaldırımını, binasını, tarihini hep beraber sahiplenmemiz gerekir ve onun en iyi şekilde büyümesine ve gelişmesine de yön vermemiz gerekir.

Bu Şura’nın böyle bir bilinci oluşturacağına, böyle bir şuurlanmayı oluşturacağına eminim. Onun için emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bu toplantıları organize eden Bakanlığı yine tebrik ediyorum ve hepinize de başarılar diliyorum.

Kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı

Yayına hazırlayan: Emine KILIÇ / mimdap

2 Yorum

  1. Hayati Binler

    Sayın Cumhurbaşkanının tespitlerine katılmamak mümkün değil. Aşağı yukarı bu metni ben de imzalayabilirim. Kent kimliğine vurgu, eski eserlerimizin korunması, vasıflı yeni yapıların yapılması, taklit ve kopya mimari elemanların yeni yapılarda iğreti durduğu, yeni yapıların eski yapılarla uyumlu olması, kültürümüzden izler taşıyan şehirlerin oluşturulması gibi esaslara hepimiz katılıyor ve destekliyoruz.

    Sık sık uygulamaya konulan imar aflarıyla şehirlerimizin yaşanmaz hale geldiği bir vakıadır. Şu yaptı bu yaptı demeden artık bu konuyu gayr-i kabil-i rücu olmak üzere kapatmalı ve önümüze bakmalıyız. Vahşi kapitalizmin egemenliğine giren insanoğlu, şehir plancıları ve mimarlar maalesef yaşanmaz şehirleri hâlâ inşa etmeye çalışmaktadırlar. Balık istifi yığılmış, binalar, gök yüzü yolculuğuna çıkmış gayr-i insanî ebatlı kuleler ve günümüzün mağaraları insanı korkutup ürküten -maalesef- kendinin oluşturduğu -sözümona- eserlerdir.

    İnsanlık vahşî kapitalizmin esiri olmaktan kurtulamadıkça oynanan imar oyunları, rant kavgaları, eski dokuların yıkılıp yeni kulelerin yapılma hırsları maalesef bitmeyecektir. İnsanoğlu zihninin derinliklerinde yer alan ve kendi amellerine yön veren ana etkenleri ıslah etmedikçe diğer hususlarda olduğu gibi şehirleşmede de köklü problemler maalesef çözülemeyecektir. Şehirlerimizi oluşturan sosyal, kültürel alt yapı denilirken bu hususlara dikkat edilmeli ve insanoğlu kendisini ıslah etmeye çalışmalıdır. Tabiatı ve kendini bitirmeye çalışan insan düşünmeli ki, başka dünya yok.

  2. Turhan Kaya

    cumhurbaşkanları formalite icabı konuşmayı bir kenara bırakmalı ve bazı konularda kamuoyunun temsilcisi olarak sürekli takipçi olmalılar. kentleşme meseleleri bunlarsan başlıcası. artık kaotik kentleşme son bulmalı ve cumhurbaşkanı yukarıda söylediği eksik ve yanlışlıkların takipçisi olmalı. deprem örneğin en el atılmayan problemlerden biri. sağlıksız yapılaşma mesela.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir