Çözüm Tuzla’yı “yat üssü” yapmak mı?

7 Dakika Okuma Süresi

Tuzla’da son aylarda artarak devam eden işçi ölümleri, iş ve işçi güvenliği, çalışma koşulları, denetim gerekliliği gibi konularla birlikte basının gündeminde başköşeye oturuverdi. Bu gelişmelerin üzerine bir de tüm İstanbul çapında yaşanan 1 Mayıs olayları eklenince, kamuoyunun gözü şehrin çalışan nüfusunun yaşadığı sorunlara ve hak ihlallerine dönmüş oldu.

Türkiye’de kayıtlı iş kazalarına baktığımızda, yılda 1.500 iş kazasının yaşandığını, bunlardan her yıl 25–30 kadarının Tuzla’da gerçekleştiğini görüyoruz. İş kazaları konusunda Tuzla tersanelerinin bu kadar öne çıkartılmasının sebebi ise, birincisi İstanbul içinde geniş bir alana sahip olması, ikincisi ise tersanelerde çalışma şartlarının diğer iş kollarına göre çok daha ağır olduğu gerçeği… Hiç şüphesiz, bu sorunu çözmek için kamu otoritesinin ciddî anlamda inisiyatif alması, gerekli denetimleri ve önlemleri bir an önce gerçekleştirmesi gerekiyor.

Tuzla’da yaşanan son ölüm vakası, 8 Haziran 2008’de boru montaj ustası İhsan Turan’ın üzerine geminin ambar kapağı düşmesiyle gerçekleşti. İki çocuk babası işçinin ölümüyle birlikte, Tuzla tersanelerinde son 5 ayda yaşanan 13. ölümün acı gerçeğiyle yüz yüze kalındı.

5 ayda 13 işçi öldü

Tuzla tersanelerinde son 5 ayda yaşanan ölümlü iş kazalarına baktığımızda, Bianet’in yayınladığı listeye göre karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

8 Haziran: İhsan Turan. 35 yaşındaki Turan geminin ambar kapağının üzerine düşmesi sonucu yaşamını yitirdi.

17 Mayıs: Murat Çalışkan. 31 yaşındaki Kahramanmaraşlı Çalışkan geminin güvertesinden ambara düşerek hayatını kaybetti.

17 Mayıs: Deniz Kaşıkeman. Sac montajı yaparken, 2.5 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen sac kütlesinin, üzerine düşmesi sonucu ezildi. 26 yaşındaydı.

8 Mayıs: İzzet Gider. Makine dairesinde gaz sıkışması sonucu meydana gelen patlamada hayatlarını yitirdiler.

21 Nisan: Hakan Oğuz. Yalova’da Yaşar San tersanesinde kafa üstü düşerek ağır hayatını kaybeden Diyarbakırlı Oğuz 18 yaşındaydı.

30 Mart: Ali İhsan Çam. Boyacı olarak çalıştığı Sedef Tersanesi’nde yüksekten düşme sonucu öldü. 31 yaşındaydı.

27 Mart: Yüksel Özdemir. Tuzla Gemi Tersanesi’nde raspacı olarak çalışırken 13 Mart’ta yüksekten düştü ve ağır yaralandı. 45 yaşındaydı.

17 Şubat: Hasan Köse. Selahattin Arslan Tersanesi’nde oksijen tüpü patlamasıyla vücudunun yüzde 80’i yandı. 24 yaşındaydı.

16 Şubat: Mikail Kavak. DESAN tersanesinde Gemkur taşeron işletmesinde kaynakçı olarak çalışıyordu. Elektrik çarpması sonucu öldü. 26 yaşındaydı.

12 Şubat: Osman Göç. GEMTİŞ tersanesinde kaynakçı olarak çalışırken kaynak dumanından zehirlendi. Mesai saatinden sonra akşam evine giden Göç fenalaşarak hastaneye götürüldü. Göç’ü doktorlar bir şeyin yok diye evine gönderdi; ancak gece yarısı fenalaşarak acilen hastaneye götürülen Göç, duman zehirlenmesine bağlı olarak kalp durması sonucu hayatını kaybetti. 26 yaşındaydı.

12 Şubat: Cevat Toy. Dearsan Tersanesi’nde tav işçisi olarak çalışıyordu. İskeleden düşme sonucu öldü. 41 yaşındaydı.

5 Şubat: Metin Turan. Şahin Çelik Tersanesi’nde raspacı olarak çalışıyordu. İskeleden denize düşerek öldü. 19 yaşındaydı.

14 Ocak: Onur Bayoğlu. Elektrikçi olarak çalıştığı Sedef Tersanesi’nde ambara düşerek öldü. 19 yaşındaydı.

Bu tabloya göz gezdirdiğimiz vakit, çalışma şartlarının belirleyicilerinden bir tanesi olan mimarînin de Tuzla’daki ölümlü vakaların gerçekleşmesinde etken olduğu söylenebilir. Günde 15–16 saati bulan vardiyalarının ağırlığından yana zaten dertli olan tersane işçileri, dar alanlarda ve tehlikeli şartlarda çalışmaya devam ediyor.

Öte yandan, tek sorun çalışma alanlarındaki yapısal sıkıntılar değil. İşçilerin kaldığı evlerde de aynı olumsuz şartları görüyoruz: Tek bir odanın içinde 4-5 kişinin yaşamak zorunda kaldığı, çalışma alanlarının yanı sıra yaşam alanlarının da aynı sıkışmışlıktan ve zorlu şartlardan nasibini aldığı, bugün herkesin bildiği bir gerçek.

Tuzla’daki işçi evlerinden birinin içinden görüntüler

Limter-İş greve gidiyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) ise, son aldığı kararla 16 Haziran’da greve gideceklerini duyurdu. Sendikadan yapılan açıklamada, “Sözün hükmünü yitirdiği yerdeyiz. Her gün teker teker ölmektense 16 Haziran’da greve çıkarak ‘hepimizi öldürün’ diyeceğiz! Artık iş cinayetlerini önleyecek bir tek irade; tersane işçilerinin örgütü, sendikamız kalmıştır. Yeryüzünde işçiler ilk defa ölmemek için greve gidiyorlar” denilerek, 16 Haziran’daki grev için kamuoyunun desteği istendi.

Öte yandan aralarında yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, milletvekilleri, gazeteciler ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de bulunduğu 50 kadar aydın, yayınladıkları bildiriyle 16 Haziran’da başlayacak olan greve destek vereceklerini bildirdi. Açıklamada, “Seslerimizi, ellerimizi, yüreklerimizi birleştiriyoruz ve sonuna kadar tuzla tersane işçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz” denildi.

Kadir Topbaş: “Tuzla yat üssü olacak”

Tüm bu gelişmelerin ardından bir açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise, Tuzla tersanelerindeki ağır gemi sanayisini şehrin dışına taşımak istediklerini söyledi. Topbaş, tersaneler bölgesinde uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir kentsel dönüşüm projesi üzerinde çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Kadir Topbaş, Tuzla’daki ağır gemi sanayisinin taşınmasıyla birlikte, bu alanda büyük bir yat üssü kurmayı düşündüklerini, bunun “çok daha nitelikli, şehir planlaması açısından çok daha farklı ve dekoratif yepyeni bir gelişme bölgesi olabileceğini” söyledi. Topbaş, “Tuzla’nın dünyaya yat üreten bir merkez olmasını istiyoruz. Ağır gemi sanayisini şehir dışına taşıdıktan sonra, bölgede yat üretimi, yat fuarı, sergi alanı ve marina olmasını planlıyoruz” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Davut Çakır, geçtiğimiz Mayıs ayında TBMM Araştırma Komisyonu’na sunduğu raporda, Tuzla tersanelerinin 10 yıl içinde kademeli olarak başka bir alana taşınacağını açıklamıştı. Çakır, yeni alanın yerleşim bölgesinin dışında kalan, Karadeniz kıyısında bir yer olabileceğini ifade etti.

Taşımak çözüm olacak mı?

Ancak şurası da bir gerçek ki, iş kazalarının önlenmesinde mimarî şartların iyileştirilmesi tek başına hiçbir işe yaramıyor. Acımasız şartlarda çalışmaya devam eden, taşeronluk sisteminin baskısıyla tüm haklarından ve örgütlülüğünden feragat etmek durumunda bırakılan işçiler, herhangi bir sağlık güvencesinden yoksun olarak çalışma yaşamına devam etmek durumundalar. Gerek Tuzla’da, gerek Davutpaşa’da, gerekse de Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan iş kazalarında tek sorumlunun işveren olduğunu söylemek, önemli bir gerçeği göz ardı etmek anlamına geliyor.

İş kazalarını ve bu kazalardan doğan ölümleri önlemek, işçilerin daha sağlıklı koşullarda ve insanca çalışabilmesini sağlamak için idarenin ve işverenin birlikte hareket etmesi, çalışan kesimin iş yaşantısındaki fiziksel şartların iyileştirilmesi için de gerekli önlemleri alması gerekiyor. Şu an yakıcı olan konu Tuzla tersanelerinde son 5 ayda 13 işçinin hayatını kaybetmiş olduğu gerçeğiyken, Tuzla’nın “yat üssü” yapılmak istenmesi, maalesef iş kazalarının mağdurlarına ve yakınlarına herhangi bir rahatlama getirmiyor.

Serkan Mutlu, mimdap

5 Yorum

  1. Nazlı Gülay Kumca

    Tuzla kanayan bir yaradır ve uzman kuruluşlar görevlerini yeterince yapmamışlardır.

  2. Hasan Kıvırcık

    Tuzla’nın bir iş mekanı olduğunu, mekanlarla ilgili bir meslek dalının mensubu olarak hatırlamak, iş yapmanın koşullarını tartışmaya açmanın, tersane işi gibi hem zor hem de kendine ait riskleri bulunan iş kolunda işyeri düzenlemesine ait acil önlemler dizgesi düşünmek acaba çok mu bize uzak kavramlar diyorum.

    Mesleki yaklaşımları sadece bir siyasi parti, herhangi bir konudaki sivil toplum kurumu sözcüklerinden öteye taşımayan bildik bildiriler yerine, Tuzla’daki ölümleri duruduracak acil iş yeri önlemleri, sağlıklı mekan düzenlemeleri, sağlıklı iskele kurmak, sağlıklı koşullarda kaynak yapmak, güvenlikli sistemlerle elektrik tesisatı döşemek ve tesisat işleriyle uğraşmak, olası zehirli gazlaraı tahliye etmek, …. kimlerin meslek alanlarının talepleri olabilir?

    Üstten politika kesmek, bir sendikadan daha fazla bir şey söylememek sonunda “hak tanımını” karartıyor. Oradaki işçilerle tek tek konuştuğunuzda suçun kendilerinde olduğunu, “dikkatsiz davrandıklarını” söylüyorlar. Yine de çalışmaya mecburuz diyorlar sonunda.

    Bir şekilde geçtiğimiz aylarda TMMOB nin de içinde olduğu komisyonun tersane çalışmalarının kenarında oldum, izledim, şartları gördüm. Ne ilan edildi kamuoyuna? Bir çalışma ortamı nasıldır ve ne olmalıdır? Sağlıklı iş ve üretim mekanları nasıl yaratılır, denetlenir?

    Cenazelerin ardından çok ağlayıp üzülebiliriz ama bu can yakıcı sorunlara uzak durursak aslında hiç birşey çözmüş olamayız.

  3. Serkan Mutlu

    Bugün Tuzla’da yaşanan, aslında tüm Türkiye’de güvencesiz ve güvenliksiz yaşayan işçilerin durumunun bir yansımasıdır. İş kazalarının resmî rakamların yansıttığından çok daha fazla olduğu, bugün herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu ülke, emekçi kesiminin güvensizliği üzerinden kendi küresel ve ekonomik güvenliğini sağlayacaksa eğer, burada ciddi bir sorun var demektir.

    Mimar, mühendis, kent plancısı, sanatçı, akademisyen… kim varsa, Tuzla’da ve Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan hak ihlallerine karşı sesini yükseltmelidir. Limter-İş’in 16 Haziran’da başlayacağını duyurduğu grevi bu nedenle önemsiyorum.

  4. Mustafa Mutlu

    Küresel iş bölümü yeniden şekillenirken yakın geçmişte dikkatleri çekmeyen iş kazaları, çalışma saat ve koşullarına karşı da toplumlar giderek daha hassaslaşıyor.
    Daha önceleri Batı Avrupa’nın liman kentlerinde yapılan bir çok tersane işi, gemi sökmeden başlayarak Türkiye, buradan da Hindistana, Bengladeş’e doğru kaymaya başladı. Bir taraftan işler kaybedilerken batı toplumları işsizlik sorununu (ki 60 yıllarda iş arzı fazlası vardı) eğitimi arttırarak, nüfus artışını da kontrol altında tutarak çözmeye çalıştılar. Böylelikle sektörel kaymalarla bir noktaya kadar krizi yönetmek mümkün olabildi.
    Ana çelişki çalışma koşulları/ücret ilişkisin de küresel rekabet nedeniyle devingenleşen dünyada ücret/iş dengesinde geriye düşmeden işsiz kalmamak ve aynı zamanda toplumun sürekli artan iş güvenliği/çalışma koşulları beklentilerini de karşılayabilmek. Bu gün geldiğimiz noktada bu yeni küresel iş paylaşımında Türkiye artık sorunlu sektörleri istemiyor. Sigorta primlerinden iş denetimlerine kadar her açıdan bu durum ortada.
    Bunu en son şu an iptal edilen İstanbul Planlarında gördük. Bu planlarda sanayinin yerine lojistik sektörü destekleniyor, nufüs artışı ise kontrol altına alınmaya çalışılıyordu.
    Aynı zamanda aslında bir lojistik projesi olan boğaz tüp geçişi ve Karadeniz yolu ile üçüncü boğaz köprüsü (İstanbul için olmadığı ifade ediliyor) bu lojistik merkezi olma perspektifini de destekliyorlar.
    Bunlar aslında çok önemli konular ve hepimizin yaşantısını, geleceğini yakından ilgilendirdiği için de tartışabilmemiz lazım. Aksi takdirde yine gelişmeler oluyor ama bu sefer kapalı kapılar arkasında ve gizli saklı.

  5. Ahmet Necati Gülesen

    Tuzla’da bugün insanlık dramlarından biri yaşanıyor. İş güvenliği yok veya çok yetersiz. Az d çoktu tartışmasından öte somut bir durum var yılbaşından beri 25 ölüm. Vasıfsız birçok işçiyi taşeron sistemi en tehlikeli noktalara sürüyor ve sonuç ortada. Bunlara mutlaka dur demek ve iş kazalarının önüne geçmek lazım.
    Saygılarımla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir