Cezaevi Mimarîsi ve 19 Aralık…

10 Dakika Okuma Süresi

Tarih boyu cezaevlerinin nasıl olması gerektiği ile ilgili tartışmalar yaşanmış, kimi zaman en güvenlikli, kimi zaman en insanî mimarî tasarımlar aranmış, ancak hala herhangi kesin doğru bir sonuca varılamamıştır. Tabii doğru bir sonuç olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Tüm bu tartışmalar süredursun, biz de bu soruları kendimize tekrardan sormamızı sağlayacak bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. BBC News’te yayınlanmış olan ve cezaevi tiplerini hızlıca özetleyen bu yazının devamında ise, Türkiye’deki cezaevi sürecine dair bir çalışmayı da değerlendirmenize sunuyoruz.

mimdap

Ağır, çok büyük insan yoğunluğunu zapt eden ‘Titan’ cezaevleri, halen pek çok tartışmaya sebebiyet veriyor. Buna karşın, bir cezaevi tasarlamanın ‘doğru’ yolu var mıdır?

Bir cezaevi düşünüldüğünde ilk akla gelen Viktoryen tipi cezaevleridir. Bağıra çağıra mahkûmları kapı içerisinde kapının olduğu, taştan, pis, küçük odalara doğru sürükleyen gardiyanların bulunduğu, Gotik mekânlardır buralar.

Bu stereotip, pek çok cezaevi reformcusu tarafından sonlandırılmak istenir. Bu tip cezaevleri, günümüzde, 19 yüzyıl geleneğiyle, daha sıcak, daha arkadaş canlısı bir kurum haline dönüştürülmeye çalışıldı. Böylelikle şiddetin azaldığı, Viktoryen stile daha az benzeyen mekânlar yaratılmaya başlandı.

3 Tip Cezaevi

Gelecek neslin cezaevleri, Titan diye tabir edeceğimiz, devasa büyüklükte ve her tür teknolojik alet, edevatla doldurulmuş binalar olacak gibi duruyor. Tüm bu yeni teknolojiye rağmen, bu süper cezaeviler, her zaman Viktoryen stilden kalan mirasları da anımsatmaya da devam edecekler.

Bu yeni, yaklaşık 2500 kişilik tutukevleri için Lord Carter’ın raporunda belirtmiş olduğu, çeşitli prensipler belirlenmektedir.

Bugünkü sistemin “eşsiz bir izleme metodunu” gerekli kıldığı söylenmektedir.

Böyle bir talep, İngiltere’nin 19. yy’daki cezaevi deneyimlerinden bugüne kadar yaşamış olduğu çok önemli dönüm noktalarını hatırlamayı gerektirir.

“Sonuç olarak, bilinçli ve uzun yıllardır varlığını sürdürmekte olan bir ülke, otomatik olarak gücü kullanır hale gelir. Bu sebeple, olayları düzene sokabilmek için, bir tür gizlice izleme yöntemi, etkileri itibariyle gereklidir. Bu izleme metodu tam bir devamlılık arz etmese bile, gücün daha etkili kullanımını sağlar ve yarattığı izlenme hissi ile sürekli bir denetimi gereksiz hale getirir.”

Bu eleştiri, İngiltere’nin muhalif kanadı olan “CCTV topluluğu”ndan gelmiş. Aslında, Fransız felsefeci Michel Foucault’nun jeremy Bentham’ın, İngiltere cezaevi sisteminin en önemli belirleyicisi olan Panopticon cezaevine yapmış olduğu saldırı bu eleştirinin de kaynağını oluşturur.

Panopticon Cezaevi

Panopticon cezaevindeki herkes izlendiği hissi içerisindedir. Tüm tutuklular, her saniyelerinin izlendiği fikrine sahiplerdir.

panop.jpgGözlem merkezi, daire şeklindeki bir bina içerisinde ve iç mekânı dışarıdaki tutuklular tarafından görülmeyecek gibi karartılmış bir biçimde tasarlanmıştır. Gardiyanlar, her hücrenin içerisini görebilecekleri şekilde bu gözlem merkezinde konumlanmışlardır. Herhangi bir istenmeyen davranışın fark edildiği anda, spot tutmak suretiyle şüphelendikleri hücreyi iyice gözlemleyebilirler.

Prof. Mimar Philip Steadman konuyla ilgili şunları söylemektedir: “Bu cezaevi sisteminin en temel prensibi, her şeyin gören bir gözün bulunduğu hissini yaratmak, böylece tüm tutukluların gündüz ve gece izlendikleri hissine kapılmalarını sağlamaktır. Aslında, her an böylesi bir gözlem yapabilme imkânı mevcut değildir. Ancak, her an her tutuklunun gözlemleniyor olma ihtimali bulunmaktadır.”

Aslında bu tip cezaevleri tasarlanırken İngiltere, “hilebazları dürüst insanlara çeviren bir makine” ortaya çıkarmaya, bu makineyle en cani katilleri bile, pek de yüksek meblağlarda paralar ödemeden, nasıl değiştirdiğini göstermeyi amaçlamıştı.

Ancak, pratik ve siyasî karşı çıkışlar, Bentham’ın Panopticon cezaevinin sonunu getirdi. İngiltere, 1842 yılındaki Pentonville cezaevlerine kadar yeni bir tip yaratamadı.

tri.jpg Petonville tipi Cezaevi

Pentonville tipi cezaevi, Philadelphia’da hayata geçirildi. Pentonville tipi bu cezaevleri bir tür devrim niteliğindeydi. Radyokonsentrik biçimde tasarlanan bu cezaevlerinde, gardiyanlar devriye gezmedikleri sürece hücrelerin içini göremiyorlardı.

Bu cezaevi çeşidi, “ayrık sistem”i beraberinde getirmişti. Böylelikle, her tutuklu günün büyük bölümünde yalnız bir hayat yaşıyordu. İnsanlar arasındaki iletişim oldukça azalmıştı.

Bu tip cezaevleri, eskisine göre daha fazla teknolojik materyale sahipti: merkezî ısıtma, vantilatörler hatta belli bir süre sonra kaldırılan kişisel tuvaletler bile buralarda mevcuttu. Bu yeni cezaevi sistemi, Viktoryan tipten sonra en çok kullanılanlardan biri oldu ve bir anlamda titan tipinin gelişinin habercisiydi.

Titan tipi Cezaevi

Eski bir gardiyan ve cezaevi yöneticisi olan Roger Outram, eski tip Viktoryan hapishane tasarımının, modern modüler cezaevlerine kıyasla, düzeni korumak konusunda daha avantajlı bir mimarîsi olduğunu söylüyor:

“Bu tip tasarımda tam ortada durarak binanın tepesinden tabanına kadar ne olup bittiğini görebilirsiniz. Gözcülük için tek bir adam bile yeterlidir. Ancak içeriye tek bir köşe koyduğunuz an gözlemek için bir kişi daha fazlaya ihtiyacınız olur. Eski tip tasarımda ‘hapishane’ hissi daha fazla vardır. Yeni cezaevlerinde bunu görebildiğimizi söyleyemem.”

Eski Pentonville yöneticisi Robert Duncan da, eski tip Viktoryen cezaevlerinin mahkûmlarla gardiyanlar arasında daha güvenli bir ilişki kurabildiğini iddia edenlerden:

“Açık bir planı olduğundan daha samimi bir ortamı vardır. Gardiyanlar kendilerini güvende hissederler. Düdük sesini her yerden duyabilirsiniz. Mahkûmlara ulaşmanız daha kolaydır.”

Cezaevi Mimarîsi (Prison Architecture) kitabının yazarı mimar Leslie Fairweather’a göreyse, Viktoryen tarzda geniş cezaevleri pek de iyi bir fikir değil:

“Artık işler değişti. Mahkûmları daha ufak gruplar halinde toplayıp, tasarıma koridorlar eklemek gerekiyor. Çok sayıda mahkûmu tek ve büyük bir cezaevinde tutmak pek de mantıklı değil.”

Merkezî sistemli cezaevleri bir yüzyıl boyunca kullanıldıktan sonra, diğer tipte cezaevleri de kullanılmaya başlandı. 1693 yılında Suffolk’taki Blundeston’ın inşasıyla İngilizler ilk kez T şeklindeki cezaevlerini kullanmış oldular.

90’larda Amerika’da üç yeni tip cezaevi inşa edildi: Lancaster Farms, Doncaster ve Woodhill.

Bu cezaevlerinde üçgensi bir yapı hâkimdi. Üç duvardan bir tanesi, içeri daha fazla ışığın girebilmesi amacıyla camdan yapılıyordu.

Amerikalı kriminolojist Norman johnston, bu tasarımın işe yaradığı görüşünde: “Gardiyanlar mahkûmlarla yüz yüze ilişkiye girebiliyorlardı. Bu da önemli bir gelişmeydi. Böylece cezaevinde işlenen suçların önüne geçilmiş oldu.”

3 tipin karşılaştırması

titan.jpgAncak Outram’a göre, bir tasarımın iyi olması, onu kullanacaklarla, kullanım amacına göre değişiyor:

“Eğer düzeni sağlamak ve gardiyan sayısını en aza indirmek istiyorsanız Viktoryan tipte cezaevi uygundur. Ancak mahremiyete ve özel alanlara ihtiyaç duyuyorsanız Viktoryan tip işe yaramayacaktır.” diyor Outram.

Cezaevleri oldum olası zamanının politik görüşlerini yansıtmıştır. Newgate ayaklanmaların sık yaşandığı bir dönemde hâkimdi, Bentham’ın Panoptikon’u mantıksallığı önde tutmak amacındaydı, Pentonville tasarımı ise daha ahlakî bir yaklaşım sunuyordu.

19. yüzyıl ve 21. yüzyıl cezaevi tasarımının ortak tek noktası, masrafları en aza indirgeme çabasıdır. Şu ana kadar herhangi bir tasarımın bu amaca ulaştığını söylemek ise zordur.

Kaynak: BBC News

Türkiye’de değişen cezaevi mimarî süreci

Bilindiği gibi 1990 ların sonunda Türkiye’de cezaevi konusu daha çok tartışılır olmuştur. Devletin yeniden organize edildiği bu süreçte temel değişimlerden bir bölümü hukuk alanında ve infaz rejiminde gerçekleştirilmiştir. Terör suçu diye bir kavram geliştirilmeye başlanmış ve bu suçlular için ayrı bir cezaevi tarif edilmeye başlanmıştır. 1996 da Eskişehir Cezaevi bir dönüşüme uğramış ve terör suçluları için hazırlanan hücreler basına tanıtılmış fakat kamuoyundan çok büyük tepkiler almasının sonucunda bu örnek geliştirilmemiştir. mimdap Devamı için tıklayın >>

6 Yorum

  1. keriman ay

    Ne zor ve ne kadar itici bir konu cezaevi. Mimari üzerinden bile tartışması zor bir iş. Ancak Mimarlar Odası bu konuyla mutlaka ilgilenmeli, zaten görevleri değil mi? İngiltere’de Almanya’da bu işlere kimler ilgi duyup cezaevini yaşanılır yapmaya gayret ediyor acaba? STK lar ve meslek odaları, hukuk birlikleridir herhalde.

  2. süleymanonal

    cezaevi ile ilgili birşey söylemek ve yazmak bir taraftan çok ilginç ama daha önce oda bülteni ve dergilerinde hiç görmedim açıkçası. ben niye olduğunu bilmiyorum fakat oda bu konuda suskun kalmayı yeyliyor olabilir.

  3. Demet Gümüş

    Sadece cezaevi projeleri değil, toplu konut projeleri, devlet dairelerinin projeleri, eğitim yapıları projeleri alıp başını bir uca doğru gidiyor. İşte Ankara AKM si için ortaya konanlar. Bu projeler için sadece kınama ve basın toplantısı yapmanız yetmez. Hapishaneler için etraflı bir mimarlar odası araştırması ve önerisi ben bilmiyorum ayrıca, ama yapılması lazım. Bütün yapılaşma bir ideolojiye, kendi kabul ettiği tarihselliğe bürünmeye başladı. Bunlara doğru yerde tepki göstermek lazım. Bütün söylemin imar rantına yığılması ve şehir plancılarının da işini üstlenip onların adına da konuşma gayreti lüzumsuz gerçekten.

  4. semih bertan

    mimarlar odasının bu kabil içinde mimarlık ve mimari plan tipi gibi somut konulara ciddi şekilde eğildiğini görmedim şimdiye kadar, görürsem şaşırırım. (iyi olmaz demiyorum, yanlış anlaşılmasın) onlar daha çok büyük montanlı planlar, (1/100 000 ölçekli kent planı, çevre düzeni planı) ile uğraştıklarından cezaevi planlamasını yabancı ülkelerden çeviri olarak izlemeye devam edeceğiz derim.

  5. necdetoran

    çok iç karartan ama bir o kadar da toplumsal zeminde hiç yer bulamayan bu konuya uzmanlığı gereği tıpkı tabipler odası ve baro gibi mimarlar odası da el atmalıydı. niye acaba ki, bu konu bir imar yolsuzluğu takibinden daha mı az kamusal bir mesele? cezaevlerinin ıslahı, mimari tiplerinin insanileştirilmesi gibi bazı şimdi benim aklıma gelen başlıklarda tıpkı ÇED raporu hazırlar gibi yöntem olarak bir kurul toplanıp çalışabilir. olamaz mı yani? bence olur, haydi o zaman.

  6. Cavidan

    bu konuda mimarlar içinde ve asıl önemlisi oda içinde kafa yoran pek kimse yok. ilk zamanlarda bazı raporlar yayınlanıyordu. oysa şimdi cezaevi konusu galiba mimarlar odasını hiç ilgilendirmiyor. hem dünyada hem Türkiye’de yapılan bu fiziki yapıların izahları ve denetimlerini niye oda yapmıyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir