Büyükdere Caddesi ve Mimarlık

4 Dakika Okuma Süresi

Dün Beykent Üniversitesi Taksim Kampüsünde, “Büyükdere Caddesi ve Mimarlık” isimli panel düzenlendi. Panele, Prof. Dr. Necati İnceoğlu başkanlık ederken, Doğan Tekeli ve Yaşar Marulyalı da konuşmacı olarak katıldı.

Panelde, bölgedeki binaların dış cephelerinden, mimarî özelliklerine, kent siluetine etkilerinden, toplumsal yapıya etkilerine kadar pek çok konuya değinildi. Panele dinleyici olarak katılan öğrenciler de yaptıkları yorumlar ve sordukları sorularla, konunun daha derinlemesine anlaşılması için yardımcı oldular.

Büyükdere Caddesindeki binaların mimarî özellikleri

Öncelikle, bu cadde üzerindeki yapıların, genelde son dönem teknolojisini kullandıklarına dair yorumlar yapılırken, bir yandan da bazı binaların, hiç de günümüze uymayan, yapımında teknolojinin olanaklarından yeterli derecede yararlanmamış ve estetikten yoksun olduğuna değinildi. Bu tip bir anlayışın, özellikle gökdelenlerden oluşan bir bölgede engellenmesi gerektiği vurgulanırken, birbirine benzer, camlı dış cephelerin de hem mimarlar, hem de bina sahipleri açısından değerlendirmesi yapıldı. Bu tip cephe kaplamalarının, kimi zaman, üretici firmanın kendi teklifiyle gerçekleştirildiği, kimi zaman da, proje müelliflerinin yeterli parayı alamadıkları için yarım bıraktıkları binalar için yapıldığının altı çizildi.

Binaların içerisinde bulunduğu bağlam

Paneldeki ilgi çekici konulardan bir diğeri ise, mimarlıktaki bağlam tartışmasıydı. Bir binanın “iyi bir tasarım” olabilmesi için, çevresel bağlamına uygun olması gerektiği, bu yüzden de Sultanahmet’e değil de Büyükdere Caddesi’ne gökdelen yapıldığı belirtildi. Yine de, günümüzde, binanın kendi bağlamını yarattığına dair inancın güçlü olduğu, özellikle ‘star mimarlar’ olarak tabir edilen Zaha Hadid, Frank Gehry gibi meslek insanlarının, çevresel bağlamdan çok fazla etkilenmedikleri de bu görüşe eklendi.

Büyükdere Caddesi’nin de, ilk kurulduğu zamandan bu yana bir bağlam yarattığı ve bu sebeple de artık o bölgede, alçak, bahçeli bir yapı tarzının değil, çok katlı binaların uygulandığı vurgulandı.

Bunun üzerine, Levent’teki az katlı evlerden oluşan kentsel doku ile, metro city, Kanyon gibi alışveriş merkezleri arasında, yapısal olarak bir tezat olduğunu belirten bir öğrencinin, “bundan sonra bir dönüşüm yapılacaksa, hangisi, hangisine benzeyecek?” şeklindeki sorusunun cevabı olarak da, Levent’in korunacağı, buna karşılık, Metro City gibi büyük ölçekli alışveriş merkezlerinin çevresinin de, yine kendilerine benzeyen yapılarla tamamlanacağı söylendi.


Gökdelenler için neden Büyükdere Caddesi?

Gökdelenlerden oluşan bir kent dokusunun bu bölgede oluşmasının nedeni, ekonomik gelişmelere bağlandı. Özellikle 80’li yıllarda yükselen, otomotiv ve ardından finans sektörünün yer arayışında, en ucuz ve imar hakları için en sınırsız bölgenin Büyükdere aksı olduğunun keşfedilmesinin ardından, bu bölgenin gökdelenlerle dolduğu anlatıldı. Tarihi yarımada gibi tarihi bir kimliği olmayan bu alanın, kent siluetine etkisi de ilk dönemlerde pek fazla düşünülmemiş, böylece, buradaki emsaller yüksek tutulabilmişti.

Büyükdere aksı, kentsel ayrışmayı körüklüyor!

Yine bir mimarlık öğrencisinin sorusu üzerine, Büyükdere aksının yaratmış olduğu toplumsal problemler üzerinde duruldu. Levent’teki yüksek gelir grubuna hitap eden evler, bunların karşısındaki büyük ölçekli alışveriş merkezleri ve bu merkezlerin arkasında kalan Gültepe gibi düşük gelir grubunun yaşadığı bölgelerin oluşturduğu toplumsal doku tasvir edildi.

Bu dokuda, alışveriş merkezlerinin düşük gelir grubundakilere sırtını dönmüş olmasının bile bir anlamı olduğu vurgulanırken, oluşturulan bu ayrımın, toplumsal bir patlamaya bile yol açabileceği belirtildi. Panelde, yaşadığımız bu tip sorunların, tüm gelişmekte olan ülkelerin ortak kaderi olduğuna dikkat çekilerek, önemli mimarların çoğunun da, bu tür toplumsal işlerle uğraşmadığı, yalnızca sermayeye hizmet ettikleri belirtildi.

Böylesi ayrışmaların, kentsel yenileme ve dönüşüm faaliyetleriyle, yaşam alanlarının iyileştirilmesiyle çözülebileceğine değinildi.

mimdap

5 Yorum

  1. ayça süren

    Maslak hattı kentsel gelişiminde kat yüksekliği ve silüete dayalı bir planlama baştan yapılmadığı için yükseklikler o andaki yöneticilerin bakışına göre bahşediliyor. Geçmiş belediye yönetimlerinin ufku şu andaki İşbankası yüksekliği kadar mış demek ki. Ama K. Topbaş gibi mimar belediye başkanları daha yüksek olanları önerebiliyor. Bütün bu tartışmalar teknik bir elit ve belediye yönetimlerle gerçekleştiği için, kamuoyu baskısı hiç oluşamıyor. Kamu zaten bu işten ne kazanç sağlıyor, ne kaybediyor bunu bilen yok.

  2. Selim Mutlu

    Herşey iyi hoş da bir muhasebeci olarak anlamadığım bir şey var. Bu yapıların bir bölümü en az on yıldır boş. Yahu arkadaşlar siz bu binaları para yerine kağıt kullanarak mı yaptınız? Bu binaların finansmanı, muhasebesi, hesabı, kitabı yokmu? Bir binanın on yıl kullanılmaması onun maliyeti kadar bir finansmanın buraya akıtıldığı anlamına geldiğini hesapladık. Bu iş nasıl oluyor? Eğer bu durumun muhasebe mantığı hakkında bilgi verecek birisi varsa gerçekten çok makbule geçer. Ben her gün önlerinden geçtiğim bu boş kullanılmayan, kullanılmadan eskiyen binalara baktıkça aklımı kaçıracakmışım gibi geliyor.

  3. feride gülesen

    BU YOL SAADET YOLU GİBİ SEKSENLERDEN BERİ KONUŞULUR, DALAN DÖNEMİNDEN BERİ GÖKDELENLERE AYRILMIŞTIR. ARTIK İSTANBUL İÇİN PRESTİJ ÜRETMEK YANINDA ULAŞIM AÇISINDAN SORUN DA ÜRETİYOR. SONRA BOĞAZ GÖRÜNÜMÜNE BAŞTA TATLICILAR VE GARANTİ BANKASI ZİNCİRLİKUYU’DA SONRA METROCİTY SONRA İŞBANKASI BLOKLARI GİRİYOR. İÇLERDEKİ AK MERKEZ BİLE. ORADA 300M LİK DUBAİ KULESİ YAPILIRSA ŞUANDAKİ MASUM SAYILACAK HAT DA BAMBAŞKA BİR ÖLÇEK ORTAYA ÇIKACAK. BU DOĞRU OLMAZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

  4. Perran Su

    Büyükdere -Maslak hattı ülkemizdeki 1980 ler sonrası yeni dönemi, iş dünyası ve kentin iş alanlarının eski kenti terkedişlerinin bir çizgisi gibidir. Bu durum malesef tam olarak planlı yapılmış bir hareket olmamıştır. Kendiliğindencilik de burada hakimdir zira sermaye sanıldığı kadar yerel yönetimlerin işatret buyurduğu yere hemen yatırım yapmamakta, şartları beklemektedir. Ama bu şartlar yirmi senedir artık epey oluştu ve Büyükdere hattı benc şimdi MAslak noktasını zorluyor. Son İstinye Park işmerkezi yeni bir saçaklanmaya işaret gibi geliyor bana. Şimdi bunları bir tarihsel olgu, gelişimin dinamiğini de gerçekler hnesine önce yazmak, sonra bunları doğru planlamaya çalışmak lazım. Ona buna hayır diyenlerin gelişmeleri görme kapasitesi elbette yok. Herşey planlamaysa eğer, şimdide böyle birşey çıktı, o zaman oğru planlama için çalışmak gerekir.

  5. Kadir Güler

    Büyükdere aksı kentin yeni gelişim aksı olarak kavrandı ve bugünkü kıpırdanmalar 80 lerde başladı. Kentin güney bölümüne sığmayan yeni sermaye ve ona bağlı özellikle iş kesimi Büyükdere aksını bir sübap gibi kullanıp Mecidiyeköy’den başlayarak yola çıktılar. Bu yol ve etrafı yoğunlaşması henüz bitmedi, yapılaşma sürüyor bence. Panalistlerin de belirttiği şimdiki Büyükdere Mimarlığı ile getirilenleri üç beş misli aşacak Dubai Kuleleri gibi oluşumlara aslında bir tepki var. Onlar da bu diziye dahil olurlarsa caddenin emsali değişecek.

    Ama bu caddeyi izlemnin ülkenin mimarlık serüveni ile bir bağlantısını kurmanın faydası var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir