Gökdelenin tasarımcıları, bunun “çok uzun bir hikaye” olduğunu söylüyor.
Bazı kişiler, Dubai’deki yeni dünyanın en yüksek binası Burj Halife hakkında verilmemiş bilgiler olduğunu söylüyor. Bunlardan en çok ön plana çıkan ise, Frank Lloyd Wright’ın Mile-High Illinois gökdelen önerisinin, tasarımda büyük etkisinin olduğu yönünde.
Ancak tasarımcılar bu konuda aynı fikirde değil.
Burj Halife’nin baş mühendisi Bill Baker ve baş mimarı Adrian Smith, “Mile High, Burj’u etkilemedi” diyor.
Wright yeni tasarımını 1956 yılında bir basın toplantısıyla tanıttığında, yapının 1 mil yüksekliğinde, 528 katlı, 100 bin kişinin yaşayacağı, 15 bin otopark, 100 de helikopter pisti barındıracağını belirtmişti. O dönede ise yapı teknik olarak uygulanabilir olmadığı için hiç inşa edilmedi. Ancak hızla dikey mimarinin efsaneleri arasına yerleşmişti.
Doğal olarak, yarım mil yüksekliğindeki Burj Halife’nin geçen haftalarda açılması, seven ya da sevmeyen tüm eleştirmenleri, bu iki yapı arasında karşılaştırma yapmaya itti.
Londra The Telegraph’ta yazan Stephen Baylay, “Wright, Burj Halife’nin ilham kaynağıdır. Bilindiği gibi Burj Halife, süper yüksek yapılar tasarlamak konusunda dünya lideri olan Chicago merkezli firma Skidmore Owings and Merrill’in tasarımıdır ve SOM’un, Wright’ın tekno mistisizmi ve fiziki cesaretini derinden soluduğu bilinmektedir” şeklinde anlatıyor.
Online Slate’te yazan Witold Rybczynski ise, Burj ile Mile High arasındaki bir dizi paralelliği sıralıyor: “Her iki yapı da sertleştirilmiş betonla yapılmıştır. Her iki yapıda da, bina yükselirken alanı azaltacak ve incelen bir siluet yaratacak taban levhaları bulunmaktadır. İkisinin de ortasında, binanın tepesine kadar spiral olarak yükselen, ağaç benzeri bir merkezi çekirdek bulunur. Ve ikisinin de tasarımı üçayaklıdır.”
Her ne kadar Rybczynski’nin formel analizi doğru olsa da, iki gökdelen arasında yapısal benzerlikler bulma çabası oldukça hatalı.
Öncelikle Burj Halife’nin iç yapısı, bina boyunca uzanan tek bir ağaç benzeri beton çekirdek değildir. Beton çekirdek, yapının 156. katına kadar uzanır. Onun üzerinde en az 600 fit daha yükselen çelik bir makas yer alır. Metal bir sarmal, dev, metal baca, yapının ortasında bir yerlerden başlayarak en tepesine kadar çıkmaktadır.
Baş mimar Smith, Burj Halife’nin esas ilham kaynağını Ludwig Mies van der Rohe’nin ülkesi Almanya’da yaşar ve çalışırken 1921’de tasarladığı cam kaplı, inşa edilmemiş gökdelenlerin radikal planları olduğunu belirtiyor.
Bu vizyonların ilki Friedrichstrasse Office Building olarak bilinen genel bir çekirdeğe bağlanan açısal cam gökdelenlerdi. İkincisi ise, tepeden aşağıya 3 serbest formda inen lobdan meydana gelen “Cam Gökdelen”dir. Ancak Mies’in tasarımları fonksiyondan uzak, daha soyut ve göz alıcıdır.
Burj Halife üzerinde daha pratik bir etki kaynağı olarak, daha önce Mies ile birlikte çalışmış olan Chicago’lu George Schipporeit and john Heinrich’in 1969 yılında tasarladığı, cam kaplama, Y-şeklindeki Lake Point gökdeleni gösterilebilir.

Tıpkı, ana işlevleri otel ve konut olan üç loblu Burj gibi, Lake Point gökdeleni de konut odaklı bir yapıdır. Üç kanadı, yaşayanları pencerelere ve manzaraya daha da yaklaştıran dar kat planları yaratır. Ayrıca dünyanın en yüksek konutu unvanını da 25 yıl boyunca elinde tutmuştur. Smith, Burj’un prototipi olarak bu yapıyı gördüğünü belirtiyor.

Burj’a gelmeden bir adım önce de SOM’un Seul’deki “Tower Palace III” gökdeleni yer alıyor. 2004 yılında tamamlanan 73 katlı cam kaplama, üç loblu gökdelen, Dubai’deki kulenin küçük kardeşi şeklinde.

Son olarak da Smith, Wright’ın Mile-High Illinois planında, Burj’daki spiral biçimli geri çekilmenin olmadığını belirtiyor. “Bu benim fikrimdi, Wright’ın değil” diyor.
Yazı ve Görseller: Chicago Tribune, City Scapes
Çeviri: Mimdap



2 Yorum
Hilmi Kök
Yine de yüz yıllık zaman, teknolojilerin olağan üstü gelişimi ve dünyanın petrol geliri Wright’ın dehasına yetişmeye yetmemiş. Sonuç: deha başka bir şey, para pul, teknik başka…
Uğur Demir
Frank Lloyd Wrightın Mile-High Illinois gökdelen önerisinin son günlerde önümüze gelen gökdelen modellerinin çok benzerlerini neredeyse 100 yıl önce tasarlamış olduklarını görmek şaşırtıcı. Şöyle ki aslında malzeme ve biraz daha ileri yapım teknolojileri olsa demek oluyor ki Wriht o çılgın dehasıyla bugünküleri sollayacak tasarımlarını gerçekleştirebilecek, çıtayı çok daha yukarı kaldırabilecekmiş.