Habib Bey’in savaş yıllarında karaborsa bulgur satarak yaptırdığı iddia edilen Bulgur Palas neredeyse 100 yıl sonra halka açılıyor. Konağın tarihi sanki ülkenin de tarihi.

Semra KARDEŞOĞLU

 

İstanbul’u betona boğmak için gereken her şey yapılırken onu yaşatmak için atılan adımlar da var. Mail sepetine dün düşen basın bülteni de “İşte güzel haber” dedirtti. Bültende “100 yılı aşkın süredir İstanbul’un yedinci tepesinden şehri izleyen Bulgur Palas, Tarihi Yarımada’nın yeni kültür ve sanat odaklı yaşam alanlarından biri olarak kapılarını açıyor!” Magnum Photos ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklığıyla “Magnum İstanbul’da” fotoğraf sergisi de açılışa özel. Üstelik eşsiz İstanbul manzaralı seyir terasıyla şehrin yeni cazibe merkezi olmaya aday” deniliyordu. İstanbul Aksaray’da yer alan bu tarihi bina bugün açılıyor. Açılış öncesi Bulgur Palas’ın çarpıcı hikâyesine bir kez daha göz atalım…

 

 

 

 

BULGUR KRALI OLARAK ANILIYORDU

 

Bulgur Palas’ı yaptıran isim Mehmet Habib Bey. Bolu’da, 1878’de doğan Habib Bey, Harbiye eğitiminin ardından asker olarak Manastır’a tayin edildi. Burada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanıştı. 2. Meşrutiyet’in 1908’de ilanının ardından yapılan Bolu Mebusu seçildi. Kayıtlara göre İttihat ve Terakki Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için şirketler kurdurdu. “Milli Mahsulat”, “Milli Ekmekçiler” gibi şirketlerin İttihat ve Terakki mensupları tarafından kurulması o dönem tartışıldı.

 

Mehmet Habib Bey de bu dönemde ticarete girerek yerli sermaye girişiminin öncülerinden oldu. Bulgur, arpa ve buğday ticareti yapan Habib Bey, büyük kazanç elde etti. “Bulgur Kralı” olarak anıldı. İstanbul’un yedi tepesinden biri olan Kocamustafapaşa’da arazi satın aldı.

 

Burada bir konak yaptırmak için harekete geçti. Mimar Giulio Mongeri ile anlaştı. Mongeri Türkiye’de çok ünlü binalara imza atmış bir mimar. O binaların büyük bölümünü hemen herkes bilir. Maksim Gazinosu örneğin… Yapısı tamamen bozulmuş ve otel haline getirildi. Bozlu Art Project adıyla hizmet veren Şişli’deki Mongeri Evi bir başkası. Ankara Ulus’taki Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü binası. En önemlisi Beyoğlu’ndaki St. Antuan Katolik Kilisesi binası, Maçka Palas, Karaköy Palas ve Taksim Cumhuriyet Anıtı kaidesi ilk akla gelenler. Habib Bey işte bu ünlü mimar Mongeri ile 1912’de anlaştı. Ne var ki inşaat daha bitmeden 10 Mart 1919’da tutuklanarak Malta’ya sürgün edildi. Sürgün dönüşü konak inşaatına devam etti. İstanbul’un işgal altında olduğu milli mücadelenin sürdüğü yokluk günlerinde şato gibi görünen Bulgur Palas, çevreden tepki gördü. Habib Bey ise Cumhuriyet’in ilanından üç yıl sonra 1926’da henüz 48 yaşında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Konağın bittiğini göremedi.

 

BORÇLAR ÖDENMEYİNCE BİNAYA EL KONULDU

 

Habib Bey mali sıkıntıya girdiği son döneminde Osmanlı Bankası’ndan kredi çekti. İpotek olarak Bulgur Palas’ı gösterdi. Borç ödenmeyince bina Osmanlı Bankası’na devredildi. Konak, bir süre arşiv ve Osmanlı Bankası çalışanları için konut olarak kullanıldı.

 

2001 yılına gelindiğinde Bulgur Palas, halen sahibini bulamamış bir canlı gibi sürüklenirken Osmanlı Bankası’nın Garanti Bankası’na katılmasıyla el değiştirdi ve kaderine terk edildi.

 

VE SON SAHİBİ İSTANBULLULAR

 

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildikten sonra binanın kaderini değiştirecek adımı attı. Yıllar içinde kaderine terk edilen ve harap hale gelen bina 2021 yılında İBB tarafından satın alındı. Üç yıl süren restorasyon tamamlandı ve Bulgur Palas bugün kapılarını açıyor. Binada kütüphane, İstanbul Kitapçısı, Beltur Cafe, Öğrenci Kampüsü yer alacak. Kim bilir 100 yıl önce Habib Bey’in söylendiği gibi karaborsa bulgur satışından kazandıklarıyla yapılan bu konak bugün asıl sahiplerine teslim edilecek. Ve son bir ayrıntı Habib Bey’in Bulgur Palas’ın arka bahçesinden Marmara’ya doğru bir kanal açmak istediği bilgisi de kaynaklarda yer alıyor. Bu bana çok çılgınca geldi. Neyse ki o kanal hiç açılmamış…

 

∗∗∗

MÜŞTEMİLATI BİLE BİN METREKARE

• 81 bağımsız bölüm

• 1750 metrekare açık

• 3 bin 750 metrekare kapalı alan

• 1000 metrekarelik müştemilat

• 9 metrekarelik süs havuzu bulunuyor.

 

Ekrem İmamoğlu, restorasyon sırasında ziyaret ettiği bina için “Yedi Tepeli İstanbul’un bir tepesini İstanbul halkına mal etmiş olduk. Terasından 360 derece İstanbul’un tarihi yarımadasını görebiliyorsunuz” demişti.

 

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir