Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Kartalkaya Kayak Merkezi’nde bir otelde yangın çıktı.
Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki otelde çıkan yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 76’ya yükseldiği bildirildi.
21 Ocak sabah 03.27’de bu otelde henüz sebebi yetkililer tarafından tespit edilmemiş olduğu söylenen yangın, inanılmaz bir hızla yayılıp, kısa sürede binada can pazarının yaşanmasına neden oldu ve bilanço maalesef çok ağır: 76 yurttaş hayatını kaybetti.
Unutulmayacak bu acı ve kayıplar için öncelikle, hayatını yitiren her bireyi saygıyla anıyor, ailesi ve sevenlerine, tüm topluma da baş sağlığı diliyoruz.

BU FELAKETE DÖNÜŞEN YANGIN BİZE NELERİ GÖSTERMİŞTİR?
Çok büyük kapasiteli ve turizm belgeli bir otelin, insanları güvenle barındıran bir mekan olmadığı, kamusal denetimlere sahici bir şekilde muhattap olmadan bugünlere geldiği, “ihmal” ya da “kusur” sayılmaktan öte yapısal hatalar ve eksiklerle dolu bir şekilde turizm ticaretini konu edinerek toplum hayatını tehdit ettiğini göstermektedir. Benzeri bir çokları gibi.
Hepimizin aklına gelse de, bu tesis, felakete sebep olmayı ‘nasıl başarmıştır’ sorusu, sanırız “çok zor olmamıştır” diye yanıtlanabilir.
İlk olarak, bir konaklama biriminde olması gereken can güvenliği önlemlerinin yapıda bulunmadığı ve kamu adına bu eksikleri takip eden birimlerin ise (kamu idaresinin) görevlerini yapmadığı felaketin sonuçlarıyla ayan beyan ortadadır. Felaket bu zincirleme hata-ihmal-denetimsizlik olgularının sonucudur. Üstelik, zincirleme sorumsuzluk içeren bu kötü manzara münferit değildir. Bir fizik mekan olan yapılarımızda can güvenliğini dikkate almayan anlayışlar, Bolu’daki otel işletmesi ve onların kar hırsı içinde olan sahipleri ve yöneticeleri ile sınırlı değildir.
Yapı üretim alanındaki insan odaklı olmayan tasarımından inşaa edilmesine, inşaat ruhsatından kullanma-işletme (iskan edilme) ruhsatına, , süreç içinde kullanılmasından felaketlere dair önlemler geliştirmesine kadar her mekanizma büyük zaaflar taşımaktadır. Kapitalist, çıkarcı, kar odaklı anlayış bir ur gibi toplumsal hayatı işgal etmiştir. Biz bu çarkta denk geldikçe içimizi acıtan sonuçlarla irkiliyoruz.
İki yıl önce onbinlerce insanı yabettiğimiz Maraş-Hatay depreminde farklı bir manzara mı vardı? Bu şehirler o şekilde mi inşaa edilmeliydi? Riskler belli olduğu halde önlemler alınması gerekmez miydi?
Bir mimarlık yayın kuruluşu olarak, insan hayatını önemsemeyen bu sistemi her afette, her felakette görüyor, uyarı görevimizi yapıyoruz. Ancak bu da elbette yeterli değil ve belki de kıymeti bile yok. Kamu idaresi, yurttaşın hayatını birinci öncelikli korumaya çalışmaya başlamadan, her olaydan sonra “sorumluların cezalandırılacağı” söylemi inandırıcılığı olmayan bir döngüyü bize işaret ediyor. Ne tesadüftür ki, en baş sorumlular, sorumluluklarının bakiyesini üç beş insana kolayca transfer edebiliyor, sonra kamuoyu öfkesi ile ilişkilendiriliyor, konular sönümlendiriliyor. Bizler devamlı söylüyoruz, onlar hep bildiğini yapıyor. Sonra, sonra hep beraber unutuyoruz…
Olan insanlarımıza oluyor, kaybedilen her can bir koca dünya aslında.
Bu ülkeye bir kez daha baş sağlığı dileriz.
MİMDAP



4 Yorum
kamuran ertem
Ingrid Bergman’a sormuşlar dünyayı ne kurtarır diye. Utanma demiş. Utanma duygusunu yitirmiş insanlar gürühunun içinde kaldık. Hiç bir söz kar etmez, çağın değişmesi lazım.
Lütfü Açıkalın
Meslek örgütleri güvenliği olamyan yapılara ait bir uyarıcı eylem yapmalı. Oteller, kamu kurluşları, insanların topluca bulundukları yerlerden başlayarak, (BURADA CAN GÜVENLİĞİ YOKTUR) gibi mesela etiketler asmalı, listeler düzenleyip yayınlamalı. Deprem, yangın, sel gibi afet risklerine karşı somut bir bilinçlendirme kampanyası yapmalı.
Ferhan Soykan
Üzüntüden öte, kahroluyoruz. Nasıl bir ülke olduk böyle? Dibe doğru hep beraber, yıkılan binalarla, yanan otellerle.
Şule Oğuz
çok acı bir tablo elbette. önlemler almak yerine günü geçiren, bir şey olmaz diye kendini kandıran bir toplumda, devletin memuru da başka türlü olmuyor ne yazık ki. bir de düşünün ki, o yatırımları yapanların nasıl hısrları, ne kadar yüksek mevki tanıdıkları vardır. böyle olunca, öyle oluyor işte.