Toki ile bir sonbahar akşamı Arkitera’nın tarafından, İstanbul’da Planlamanın Mekkesi olan bir yerde İMP’de düzenlenen bir toplantıda tanıştık. Başkan yardımcısı mimarlar hakkındaki fikirlerini söylerken -ki kendisi de mimardı- “mimarların hayalci olduklarını, halbuki uygulamacı olmak için gerçekçi olmak gerektiğini anlattı”.
Kendisine “projelerde mimarlık hizmeti alıp almadıklarını” sordum, çünkü verdiği rakamlar, aklı başında bir Mimarlar Odasını ayaklandıracak boyuttaydı… Son derece politik bir cevap verdi: –yasaların gerektirdiği kadarını alıyoruz!–
-Proje hizmeti olmadan inşaatları nasıl yaptıklarını? sordum; tarihe altın harflerle geçen şu cevabı verdi:
-“Örneğin 100 metre kanal koyuyoruz. Eğer 50 metre çıkarsa müteahit, 150 metre çıkarsa biz seviniyoruz!“- (Tüm İMP ve Arkitera camiaları bu tarihi cevaba şahittir) O gün bu gündür Toki’nin bende çok özel bir yeri vardır. Toki denince yüreğim “cız” eder. Nitekim bu cevabın “hayırlara vesile olmuş” bir uygulamasını da Bursa’da görüyoruz.
Bende anısı olan başka TOKİ’ler de var. Örneğin Fransızların adına şarkılar düzülen meşhur HLM’leri (Habitat Loyer Modere) onlar da kamu eliyle yapılan konutlar… Bizimkilerden farklı olarak bu yapılar satılmak için değil kiralanmak için yapılıyor ve ücretlerin üzerindeki kira yükünü düşürmek, toplumsal barışı sağlamak gibi önemli bir işlevi yerine getiriyor (zaman zaman bu konuda tam tersi etkiler yapsa da…). Ancak oturanlar isterlerse belli koşullar altında oturdukları konutların sahibi olabiliyorlar.
Toplu konut yapmak denince aklıma ilk gelen, Bursa’daki gibi, akla kent ortasında, “hayırlara vesile olacak şekilde” “Allah ne verdiyse”-hatta daha da fazlasını- yapmanın düşünülmediği, bir başka kültürün, bir başka ülkesi…şu günlerde kızdığımız ve hükümetin propogandasıyla neredeyse “daha gelişmiş olduğumuza inanacağımız ülke: Fransa
Avrupa’da ve özellikle savaş sonrası konut politikaları yıllar boyu çok farklı yapılaşmaları getirdi. Bazı bölgelerde yığıntılara dönüşen yapılaşmalar da göçler nedeniyle hassaslaşan sosyal dokuda zaman zaman patlamalara zemin hazırladı. Gelirlerle ilgili sorunlar, konut bulmanın güçlüğü, özellikle genç göçmen çocukların eğitim sorunları, uyumla ilgili sorunlar, giderek artan işsizlik, cemaat yapılanmalarının göçmen işçi bölgelerinde de etkin olması ve uyumu güçleştirmesi ve Fransa’ya özgü “sorunu görmeyerek, ya da işine geldiği gibi görerek çözmeye çalışma” yöntemi bu patlamaların boyutlarını büyüttü. Ama çok genel olarak büyük yoğunluklar, büyük sorunların da oluşmasına neden oldu.
Fransa’da konut politikaları, politik yaşamın bir parçası. Sağ ve sol iktidarlar arasında bu alanda ciddi farklar var. Sol iktidarlar sosyal politiklarla ilişkilendirirken, sağ kesim olayı daha çok ekonomik bir faaliyet olarak görmekte.
Konutların kullanım şekilleriyle etnik kökenlerden, ekonomik faktörlere, dini inançlara, sosyal konumlara çok yakın ilişkiler var.

Ancak bir başka faktör de konutların mimarileri. Birçok araştırma mimari özelliklerin bazı durumlarda tüm diğer faktörlerin önüne geçtiğini anlatmakta. Yığıntı şeklinde yapılan yapıların insanları, gençleri, “komşularının arabalarını ateşe vermeye” kadar çıldırtabildiği de bir diğer gerçek.
Kiralık konutlar, Fransa’da farklı gelir gruplarına göre, değişik şekillerde yapılan ve farklı kiraları olan yapılar. Buraya koyduğum örnekler Google Earth’den alınma ve bildiğim bir bölgeyi kapsıyor. Kuzey Fransa’da Lille bölgesini. Bu bölgede Fransa’nın bazı yoğun toplu konut bölgelerinde yaşanan ayaklanmalar yaşanmadı. Çok gelişmiş bir politik kültür, sosyal yapı, davranış/dayanışma kültürü yüz yılı aşkın bir süredir sosyalistler tarafından yönetilen bölgede hakim, her zaman başarılı olmasa da birçok sorun zamanında çözülebiliyor…Belirgin bir akılcılık geleneği var ve bu gelenek sadece davranışlarda değil aynı zamanda mimaride ve şehircilikte de görülüyor. Planlama kendisini hava fotoğraflarında okutabilecek kadar mevcut…
Yukarıdaki fotoğrafta, solda vilayet, önündeki meydanda aynı zamanda metro girişi olan devasal anfi, öğrencilerin belediye başkanını kızdırmak için deterjan döktükleri fıskiyeli havuz, karşısında vilayet kadar büyük tarihi müze ve hemen onun arkasında daha önce mimdap’da yer verdiğimiz şeffaf ek bina. Herşey masa başında cetvelle çizilmiş gibi. Planlamada ve uygulanmasında çok az fire var. Ayrıca her binanın yüksekliği de amaç kar değil barınma olduğu için farklılaşabilmiş.
Ve Fransa’nın TOKİ’leri, HLM’ler:
Aşağıdaki ilk örnekte, üstte dublex, altta iki normal kattan oluşan toplam dört katlı yapılar var. Alt katta yapının altında her konut için bir adet kapalı garaj bulunmakta. Üst katların teras ve balkonlarına karşılık alt katların bahçeleri var. Dubleks daireler üst katta üç yatak odası banyo, alt katta ise salon, mutfak, giriş ve tuvaletten oluşmakta. Önde bulunan terası büyük iki adet çiçeklik sınırlamakta. Alt katlarda iki oda bir salon, mutfak ve banyo yer almakta. Konutlar ailedeki kişi sayısına göre tahsis edilmekte. Kiralar ise gelirlerle orantılı. Bu grupta yer alan konutlarda daha çok öğretmenler, memurlar, çevrede çalışan orta gelir grubundan insanlar var.
Yukarıdaki konutlar 70’li yılların sonunda çok sayıda kentsel tasarım çalışması yapılan bir bölgede alttaki hava fotoğrafında da sol alt köşede bulunuyorlar. Resimdeki gölet, bölgenin yapılaşmasıyla oluşan ek basıncın değiştirdiği yeraltı suyu yüksekliğini kontrol altına almak amacı ile yapılmıştı.
Altta eski adıyla “işçi bahçeleri” adı altında, dileyen konutlara küçük bahçe parçaları kiralanmakta, böylelikle insanların toprakla uğraşmaları sağlanmakta. Bizim özellikle karadenizlilerin kara lahana… ektiği bu bahçeler, arsa spekülasyonlarının da kontrol altına alınabildiğinin işareti. (Bizde de Ataköy’de var)
Aşağıda “göl piramitleri”. Teraslarla yükselen konutlar… Bu konutlarda sorun alt katlara indikçe artan karanlık bölgeler. Ancak kiralar da orantılı olarak değişmekte.
Aşağıda “göl piramit”lerinin, üstten görünüşü.
Konutların “hepsi aynı yükseklikte olacak” diye de bir kural yok. Çünkü imar bir hak değil planlamadan gelen bir tercih. Konutların biçimsel arayışları ise oturanların birey olarak kimliklerini yitirmemelerini amaçlamakta.
Konutların önde ve arkada olmaları, farklı perspektifler yaratırken monotonluğu da önlemeyi amaçlamakta. Üstte ve altta yer alan yapılar ortanın altındaki gelir düzeyine hitap etmekte.
Aşağıda projesini öğrencilerin çizdiği mimarlık okulu ve sağ tarafta sonradan eklenen yeni bölümler. Dipte, solda uzun zaman alay konusu olan okulun ilk zamanlarındaki ana girişine ulaşan meşhur yol altı tüneli.
Aşağıda sağ tarafta yukarıdaki okulun da içinde bulunduğu park, ortadaki piramit ise çocuklara ödünç oyuncakların verildiği “ludotek”
Aşağıda solda monotonluğu kırmak ve açık alanları arttırmak için yapılan “üçgen gridli konutlar”
Aşağıda kapalı garajlı, avlulu, bahçeli nisbeten dar bütçeli ailelerin kullandığı kiralık konutlar.
Aşağıda onların biraz daha halliceleri.
Yeşil alanlara özellikle ağırlık verilmiş, ağaçlandırma neredeyse binaları saklayacak kadar yoğun, araçlar için evlerin altında garajlar var ancak artan araç sayısına yetmemiş.
Aşağıda eski bir Lille sokağı ve karşısında yeni yapılan bir ilkokul. Hem farklı hem de bir tür uyum sağlamaya çalışmış.
Aşağıda yukarıdaki ilkokulun bulunduğu resmin alındığı köşe. İlk okul yeşil alanlarla doğrudan ilişkide olurken, konutlar kendi arka bahçeleriyle yetinmekte. Okulların asfalt yerine yeşil bahçelerini olması çocukların gelişmesi açısından hayati derece önemliymiş.
Minik kentin modern sanat müzesi, 17 yüzyıldan kalma bir çiftlik evine konumlanmış. Küçücük bölge ve bir modern sanat müzesi !.
Aşağıda sağda küçük semtin ikinci müzesi. Sol tarafta ise bizim ilk Ebniye Nizannamesinin yasakladığı yol üstü köprü binaları.
Ve son olarak üst gelir düzeyinde çalışanların kiraladıkları/satın aldıkları konutlar. Üçgen çatılarından ötürü “Hollanda evleri” diye adlandırılmıştı.
Daha varlıklı kesimlere gelince:
Onların yaşadıkları konutların özellikleri:
.Evler bireysel olarak farklı ve mimarlara özel siparişlerle yaptırılmış, evler ve özellikle parselleri çok daha büyük ve ağaçlandırma daha yoğun. Evlerin bahçelerinde yüzme havuzları ortaya çıkıyor. Ancak kimsenin aklına etrafını duvarlarla çevirip girişine bekçi dikmek gelmiyor. Aşağıda bir örnek:
Tarihi doku içinde yapılan uygulamalara gelince, bizdeki gibi bir korumacılık anlayışı yok. Korumanın ilk kuralının kullanma olduğunun bilinci yaygın. Aşağıda aynı bölgenin kent merkezinden bir örnek solda kent kapısı, sağ tarafa doğru yakın tarihte yapılmış büro binaları, ağaçların arkasında kalmış 60’lı yıllarda yapılmış sosyal konutlar, tarihi Lille Belediye Binası ve kulesi. Bir altta aynı fotoğrafın alındığı yerin hava fotoğrafı.
Sonuç:
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız şey TOKİ’nin Bursa Ovasının ortasındaki gerçekciliğine karşılık, bir uygarlık mesleği olan mimarinin önemini vurgulamak. Hayaller olmayınca gerçekler de kabusa dönüşüyor. Proje ise hayallerin ifadesinin tek aracı ve olmazsa olmazı.
Yukarıdaki örnekler çok iyi örnekler değil. Ancak yine de mimarlar tarafından ve bilinçle yapılan, belirli hedefleri olan, “maaş üzerindeki kira baskısının kaldırılmasının”,”yeşil/yapılı” dengesinin korunmasının, bireyin öneminin vurgulanmasının toplumun selameti açısından “kamu eliyle arsa spekülasyonu yapılmasından” daha önemli olduğunu anlatıyorlar. Mekansal hierarşiler, tipoloji arayışları, aktif ve pasif yeşil alanların kullanılması… tüm bunlar bizim yabancı olduğumuz kavramlar. Bizde kamu kent arsalarını iflas etmiş tüccar el çabukluğu ile pazarlama peşinde, sonra da şu kadara sattık diye seviniyor. Alan da verdiği paranın acısını özgürce kullandığı m2 ler ile fazlasıyla çıkartıyor. Toki de bir tür plansız arsa parasız yağlı, avantajlı müteahit durumunda… Sosyal politika mı dediniz? eğer yandaşlara ev yapmak değilse neymiş o?
Henüz etrafı yüksek duvarlarla çevrili siteler ve bahçıvanlı bahçeler dönemini yaşıyoruz. Belki bir gün biz de imarın, şehirciliğin farklı şeylerden oluştuğunu ve mimarsız olamayacağını öğreniriz.
Yukarıda “asgari ölçüde, yasaların gerektirdiği kadar mimarlık hizmeti alınmış” TOKİ uygulaması.
Yılmaz Kuyumcu
Resimler: Google Earth








9 Yorum
Anonim
Başakşehir karşısında oturuyorum, keşke başakşehiri göreceğime bunları görebilseydim
Herhangi biri
TOKİ nin başında karadenizli bir müteahhit eskisini oturttuğunuz sürece, isterse NASA tasarlasın TOKİ’nin işleyiş sistemini, hiçbirşeyi çözemezsiniz.
Mesele tamamen genetik. 1 milyon yıla ihtiyaç var asgari adaptasyon için.
Sami Işıktakal
AKP son derece başarılı, ülkemiz kalkınıyor hatta uçuyor, batı batarken doğu doğuyor, milli gelirimiz onbin doları aştı önümüzdeki yıl yirmi bini aşacak, türkiyedeki basın özgürlüğü dünyanın hiçbir yerinde hele hele ABD’de ve Avrupa’da yok…TOKi cennet gibi evler yapıyor, her dar gelirli vatandaşımız hakettiği apartman dairelerinde yaşıyor ve yaşayacak. ninni yavrum ninni.
Yukarıdaki örneklerde hem TOKİ’nin aslında geleceğin neyini inşa ettiğini (yangın sahneleri) hem de çevreye uyumlu, saygılı bir yapılaşmanın nasıl olabileceği görülüyor.
Selim Çağlayan
Sanıyorum sorun ne olabilirdi? de. Çünkü bu günlerde kendi içine kapanmış bir toplum görüntüsünü fazlasıyla vermeye başladık. Hükümetin yandaş medyaları vasıtasıyla yaydığı en mükemmeli biziz görüntüsü aslında tam bir aldatmaca. Yukarıdaki Fransız TOKİ’sinin anlatımı bu işin çok daha karışık ve mimarca yapılması gerektiğini, bizim TOKİ’nin aslında yüzünü yere eğip kızartması gerektiğini çok iyi anlatıyor.
Benim MİMDAP’dan bir ricam olacak, biz Mimdap’ı yalanları ortaya çıkartan bir yayın olarak tanıdık. Şu Sürekli Mesleki Gelişim yalanındaki tavrını unutmuyoruz. Lütfen diğer ülkelerdeki sosyal konut projelerini de aktarın buna gerçekten ihtiyacımız varmış.
mehmet kaplan
Burada anlatılan TOKİ nostalji kokuyor. Keşke böyle olsaydı tadında. Keşke… ne diyelim.
Yılmaz Çapan
Bizim eski kentlerimizde de böyledir. Binalar ihtiyaca göre yapıldığı için farklı farklıdır. Doğa her yerlerde kendisini gösterir, Günümüz para dünyasında prestij dünyasında her şey farklı adam kentin ortasına kırk elli kat gökdelen dikiyor sonra onbeş yirmi yıl boş tutuyor şan olsun şeref olsun diye… Rüşveti dayıyor, gücünü kullanıyor, tüm imar bürokrasisi, TOKİ de bu yağmada düzenden yana yerlerini alıyorlar. Bizden çok uzak yukarıdakiler biz anlamayız.
murat altın
TOKİ nin sosyal bir kuru olarak var olması lazım ve işi dar gelirlilere konut üretmesi olmalı. Son yıllarda kentleri baştn aşağı değiştiren boyutta bir girişimci havasıyla çalışan TOKİ kuruluş amaçlarına da uymaz. Diğer yandan yapılanların ihtiyaç giderme boyutu yanında estetik boyutu kötü. Planlama eksik.
Anonim
Kadıköy’de sahildeki otelde de Selaminin CHP’sini görün. Alın birini vurun ötekine…İmar=adam olmak ve BİZ ADAM OLMAYIZ!
Arif Ziya Şekercioğlu
Sorun AKP’nin tabanının büyük ölçüde eğitimsiz, dar gelirli, dini inançları kuvvetli ve cehaleti dinle örtmeye çalışan, bu şekilde kendilerini su üzerinde tutmaya çalışan bir kesime bağlı olması. Bu kesim Bursa ovasının ortasına dikilen yapılar için içten içe seviniyor, çünkü kendi düzeyini aşan uygarlık değerlerine karşılık bu vahşeti kendisine daha yakın buluyor, entel dantel diye alay ettiği kesimden intikam aldığını düşünüyor.
Yukarıdaki resimlerin çoğu adeta bir başka dünyadan gelmişler gibi. Hele etrafında yüksek duvarlar ve güvenliklerin olmadığı lüks konut grupları anlaşılır gibi değil.
Yine de teşekkürler. Bu soğuk duş için. Bazen belki de aldığımız sefalet eğitimi nedeniyle kendi mesleğimizin bile ne olduğunu, neler önerdiğini unutuyoruz.
YEŞİL BURSA’MA YUKARIDAKİ KONUTLAR KESİNLİKLE ÇOK DAHA YAKIŞIRDI.