“Dağ dağ gezerlerdi kitaplar içinde
Etik bir tarihti elleri
Bize ölülerimizi verin efendiler
Verin bize ölülerimizi
Biz önce uzun uzun saçlarını tarardık ölülerimizin
Yağmur suyu taş tarakla
Kadınlar damla damla
Erkekler damla damla
Su damla damla
Birikirdi ölülerimizin bedeninde
Ki topraktan silinmezler asla”


Dışarıda Deli Dalgalar İnisiyatifi & Dayanışma Ağı tarafından 19 Aralık 2000 tarihinde devletin 20 hapishaneye birden “Hayata Dönüş” adı altında yaptığı operasyonla, 30 kişinin vahşice katledilmesinin 8. yıldönümünde onları anmak için Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nde 20 Aralık günü bir sergi açtı.

Tecridin toplumsallaştırılmak istenmesine karşı hapishanelerin sesini onların sözleriyle, onların yüzleriyle duyurmak için bu sergi düzenlenmiş. Sergide hapishanelerde bulunan binleri aşan tutsağın sözlerini, yüzlerini, dizelerini, çizgilerini, geçmişlerini ve bugünlerini bulacaksınız. Bu ses aslında “dışarıda” karşılık bulmayı ve çoğalmayı bekliyor.

Sergi hapisaneler düzenini ve onun mekanlaşmış son “modern hali” olan ve dönemin başbakanından adalet bakanına kadar “dünya örnekleriyle aynı” diye tanıtılan ve bu övgülerle kamuoyuna sunulan “F Tipi Hapishanelerin” tahlilini içermiyor. Bu sergide, cezaevlerinin niçin yapıldığını, izalasyonun cezalandırma biçimi olarak niye seçildiğini ve “tredman” denilen tutsakların “eğitim ve ıslah edilmelerinin” ideolojik sebeplerini anlatan metinler yok.

Sergiye bakarken, tamamen insan yaşamının tutsaklık sırasında aldığı biçimi, onların duygularını, bir insan olarak ihtiyaçlarını, eşleriyle sevdikleriyle çocuklarıyla yaşadıkları hasret köprüsünün nasıl bir şey olduğunu fark ediyorsunuz.

Dostluğu, paylaşımı, kader ortaklığını görüyorsunuz 1990 lı yılların cezaevi koğuşlarındaki fotoğraflardan. Görüşleri, havalandırma saatlerini, ortak etkinliklerini izliyorsunuz.

Mektuplar söze dökülmüş tutsaklık öyküleri adeta. Kapatılmış bir insanın duygu aleminin nasıl taştığını gösteriyor.Elle çizilmiş naif çizimler, dar olanaklarla yapılan resimler hep içeriden izler taşıyor. Şiirler, karanfiller bir belgeselin irili ufaklı malzemeleri sanki.

Sonra tarihsel ve toplumsal belleğimizi oluştururken yarım kalan ve birleşmeyen noktalar bazen küçük ayrıntılarda aydınlanıveriyor. Muhtemelen Diyarbakır Cezaevi, görüş bölümünde hem ziyarete gelen görüşçülere hem tutsaklara büyük duvar yazılarıyla “idare” uyarısında bulunuyor: Türkçe konuş ! Güzel Türkçemize bir ‘saygı’ ifadesi olmaktan çok anadili farklı olanlara bu kez açık bir zorlamanın, yaptırım ve ceza uygulamanın yansıması bakın duvarlara asılı kalmış oralarda.

« GALERİ: ”Biz Hayata Akarken” Sergisi »

3 Comments

  1. acılar hep bir yerlerde asılı duruyor. biz ona uzak dursak ve acı çekenleri farketmesek bile onlar direnmeye, mücadale etmeye devam ediyorlar.

  2. anlamlı… çok anlamlı bir sergi. insanı derinden etkiliyor. kapdığımız bir gözümüzü açarsak hissedebiliriz.

  3. Çok iyi bir sergi gerçekten, geçmiş süreci hatırlatırken bir yandan diğer taraftan orada yaşayanların da insan olduğunu duyumsuyorsunuz. Herkesin başına gelebilir nihayetinde. Empati kurmanın tam zamanı.
    Saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir