24-25 Ocak 2007 tarihleri arasında Muammer Karaca Tiyarosu’nda gerçekleştirilen panelin ilk günü açılış konuşmalarıyla başladı.
İlk konuşmayı yapan Beyoğlu Turizmini Geliştirme Kurul Başkanı Dursun Özbek, Beyoğlu için sürdürülen çalışmaların 2010 Dünya Kültür Başkenti tarihiyle birlikte daha da canlandığını belirtti. Yine diğer açış konuşmasını yapan Beyoğlu Belediye
Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu’nun özelliklerinin İstanbul’u tamamladığını, Beyoğlu’suz bir İstanbul’un düşünülemeyeceğini, Beyoğlu için sürdürdükleri projeleri 2010 vesilesiyle daha hızlandırarak sonuçta İstanbul için kalıcı eserler ve mekanlar yaratmak istediklerini anlattı. Beyoğlu’nun sokaklarının, binalarının düzenlemesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Demircan özellikle Tarlabaşı gibi bölgelerde geliştirecekleri projelerle bu bölgeleri topluma kazandıracaklarını belirtti.
Panel bölümüne geçilirken, panel yöneticisi Prof. Dr. Zekai Görgülü, plancılar, mimarlar, sivil toplumun son zamanlarda en çok konuştuğu konunun “kentsel dönüşüm” olduğunu, bu panelde “dönüşüm” sözünden ziyade “yeniden canlandırmanın” seçildiğini, ancak “kentsel dönüşümün” bir sorun alanı mı yahut sorunlarımızı çözecek bir araç mı olduğuna karar verilmesi gerektiğini, taraf olma sancısına düşmeden bunu düşünmeliyiz dedi. 
Kentsel dönüşüm konuşulacaksa bunu sadece emlak ekseninde ve rant temelinde ele almanın da eksik olduğunu belirtmeliyim diyen Görgülü, kavramların doğru yerlerine oturtulması gereğinin altını çizdi.
Panel konuşmacılarından Pablo Vaggione “Sürdürülebilir Yeniden Canlandırmaya Çoklu Yaklaşım” konulu bildirisini sunmaya başladı.
Vaggione konuşmasını,
• Şehirlerin dünya çapındaki rekabeti
• Farklılıklar
• Katalizör projeler
• Yeniden canlandırma
• New York ve Çin den konuyla ilgili iki örneğin sunulmasıyla sınırladı.

Vaggione, şehirleşmenin OECD ülkelerinde birinci sırada bulunduğunu, artık kentlerin ulus kent olması özelliklerinin çok dışına çıktıklarından, artık “dünya kenti “ olmaya çalışıldığından bahsedip, “dünya kenti iyidir yahut kötüdür demiyorum ama eğer dünya kenti olmak istiyorsanız gereğini yapacaksınız” dedi.
Kentlerin doğrudan yatırım ve turizm çekmek için yarış halinde olduklarını öne çıkaran konuşmacı, bunun dışında kentlerin bilim-sanat merkezi, öğrencilerin, sağlık merkezlerinin, iş merkezlerinin, … kenti olmaya çalıştıklarına dikkati çekti.
Vaggione, “Kentler mekanları yükselterek yer edinmek istiyor. Sadece bir kopya strateji ile her şey çözülmez. Birbirine benzeyen, hangi ülkeye giderseniz gidin benzerlerini bulabileceğiniz otel odaları bir anlam ifade etmez.
Sosyal gerçekliği de dikkate alma gerekiyor. Ülkenin farklılıklarını, değerlerini düşünmek gerekiyor “ dedi.

Vaggione, kentlerin yükselmesi için katalizör projeler ihtiyaç olduğunu belirttikten sonra, “Olimpiyatlar mesela, Barseleno Olimpiyatları için kentteki toplam yatırımların sadece %18 i spora, spor tesislerine harcandı. Geri kalanı şehir için harcandı. Bilbao Müzesi mesela, çok pahalı bir projedir” dedi.
“Gelelim Beyoğlu’na, Beyoğlu ekonomik gelişmenin sonucu mudur yoksa başlangıcı mıdır?” diyen Vaggione, bir kentin regenarasyonu (yeniden yapılandırılması) içine kent insanların girmesiyle olabilir, ancak o zaman sonuç alabilirsiniz diye ekledi. Değerlendirmenin kentin zayıf yönünü azaltan, değerlerini ve ruhunu ortaya çıkaran bir şekilde yapılması gerektiğini öne çıkardı. Yazılımınız (hardware) iyi olursa, halka açık alanlar, kutlama alanları, … yaratabilirseniz başarılı olabilirsiniz diyen Vaggione, Arnavutluk’da son derece ucuz, sadece boyayarak bir yenilemenin yapıldığını söyledi.

Beyoğlu’nu markalaştırmanın önemli olduğunu anlatan Vaggione, “mesela bir Camp Elyssee, New York’ta Sohe gibi olabilir mi” diye sordu. Ekonomik getirileri bu bölgeyle nasıl ilişkilendirebiliriz diyen konuşmacı, “Beyoğlu İstanbul’un kalbi, mikro işlemcisi. Beyoğlu olmadan İstanbul olmaz. “ diye ekledi.

Yönetişimin sivil toplumla “denge” kurması gerektiğini, güçlü-zayıf yönlerin dikkatlice analiz edilmesinin önemli olduğunu söyleyen Pablo Vaggione, “olay sadece kozmetik cerrahi değil kapsamlı bir yeniden yapılanma olmalı “ dedi.
New York örneğinde yeniden yapılandırılan üç bölgede en büyük avantajın “çeşitlilik” olduğunu, 1990 larda çevre açısından tam bir felaket olan bölgenin yerel ve merkezi yönetimlerini birleştirerek ve sivil toplum önermelerini işin içine katarak başarının oluştuğu belirtildi.
“Görsel bir instrument lazım, bu olmalı ki insanlar ona bakarak projeye devam etsinler” diyen Vaggione daha sonra Çin’in Nanjing kentindeki yeniden yapılanmayı ele aldı ve belediyenin bir kültür merkezi yapılmasını istediği Çin’in 3. büyük kentinde, “Mor dağlar, mor çiçek, tuğla işçiliği, geometrik desenler, …hemen önemli özellikler olarak belirlendi” dedi. “Çin de gökdelenler ve otobanlar yapmaya çalışan birçok yatırımcı var, biz başka bir şey yapalım, kentin kimliğinden yola çıkalım dedik” diye stratejilerini özetledi.
Daha sonra ikinci konuşmacı Charles Landry “Yaratıcı Kent Yapma Sanatı” konuşması için geldi. “Şehri sevmek” lafınız çok hoşuma gitti diyen Landry, kentler için en önemli sorun orada yaşayanlar için anlam ifade edebilmesi, şehrin yüzeyde ve sığ değil gerçek bir anlamının olabilmesidir diye devam etti.
Atina’daki metroda şehrin tabakaları ortaya çıkıyor, hem yaşanan anı hem geçmişi hissettiren bu düşünceyi destekleyen Landry, bir şehrin oluşturulmasını öykü anlatmaya benzetiyor ve bu hikayenin yani kentin kendine özgü olmasını işaretliyor.
“İstanbul’da Mac Donald var. Bir şehir gelişirken küresel markalar önüne çıkıyor. Bütün kamu alanları reklamlarla işgal altına giriyor. Aklınızdaki bütün görüntüleri başkaları yönlendiriyor. Bugün 30 yıl önceye göre 16 kat fazla ürün satılmaktadır.
mimdap


