Banksy: Kentleri sprey boyayla değiştiren adam

6 Dakika Okuma Süresi

Eline boya spreyini alan herhangi birinin, şehirlerimizin görünüşünü en az bir mimar kadar başarılı bir şekilde değiştirebileceğini düşünüyorum.
Banksy

Bir sanatçı düşünün ki, kamuoyunun önüne çıkmaktan şiddetle kaçınıyor, ama bir yandan da duvar resimleri, graffitileri ve gerilla tarzıyla yayınladığı eserleriyle, pek çok Avrupa şehrinin duvarlarında, hatta İsrail-Filistin arasındaki “güvenlik duvarı”nda bile, ücretsiz, aracısız olarak gözlemlenebiliyor. O kadar büyük hayranları var ki Banksy’nin, herhangi bir sokakta yaptığı bir çalışmayı testereyle kesip e-bay’de açık arttırmayla satan birisi, sanatçının üzerinden binlerce dolar kazanabiliyor.

Gülen suratlı polisler, birbirleriyle öpüşen eşcinsel askerler, elinde boya kutusu tutan fareler, kitle imha silahı kullanan maymunlar, Londra halkını an be an takip eden gizli kameralar, alışveriş sepeti taşıyan mağara adamları… Bunların hepsi, Banksy’nin şehrin duvarlarında sergilediği eserlerinin konularını oluşturuyor. Tamamen yasadışı şekillerde icra ettiği sanatı, kimilerince “Vandal” bir hareket, kimilerince ise sanatın ulaşabileceği en yüksek noktalardan bir tanesi olarak adlandırılıyor.

Ancak ne olursa olsun, Banksy’ye kayıtsız kalmak imkânsıza yakın. Sırf bir sokakta özel olarak çalıştığı için, o sokaktaki kira fiyatlarının tavan yaptığını anlatıyor Banksy. İsrail-Filistin arasındaki duvarın üzerine yaptığı ironik çalışmayı takip eden birinin yanına yaklaşıp “Burada yaptığın şey çok güzel. Ancak biz bu duvarda güzel bir şey istemiyoruz. Bu duvardan nefret ediyoruz” dediğini de iletiyor.

Dediğimiz gibi, Banksy’nin gerçek kimliği üzerine elimizde pek bir bilgi yok. 1974 yılında doğduğuna, isminin Robert Banks ya da Robin Banks olduğuna inanılıyor. Banksy, annesinin ve babasının dahi sanatçı kişiliğinden haberdar olmadığını, hatta kendisini dekoratör ve ressam olarak bildiklerini söylüyor. Onunla şimdiye kadar röportaj yapmayı başaran tek kişi, The Guardian muhabirlerinden Simon Hattenstone olmuş. Banksy, Hattenstone’a eserlerinin çok pahalıya satılabileceğini bildiğini, ancak yaptığı işten para kazanmak istemediğini anlatıyor.

Bristol doğumlu olduğu düşünülen sokak sanatçısı, sadece duvar boyamakla kalmıyor, aynı zamanda alışılageldik sanat eserlerini modifiye ederek, kendi sanatını dünyanın en büyük müzelerinde bile sergiletebiliyor. Buna dair en güzel hikâye, Banksy’nin kendi imalatı olan bir taş tabletin üzerine, bir hayvanı avlamak üzere olan bir insanı resmettiği, bir köşesine de bir alışveriş sepeti yerleştirdiği eserini British Museum’a asması kesinlikle. Sanatçı, altına yapıştırdığı açıklamada, eserin “Post-Katatonik” döneme ait olduğunu yazıyor. İlginçtir ki, British Museum yetkilileri uzun süre Banksy’nin kendi eserini duvara yapıştırmış olduğunu fark etmiyor ve resim 8 gün boyunca müzede sergileniyor.

Banksy’nin bu eserini British Museum’da görmek mümkün…

Daha da ilginç bir detay ister misiniz? 8 günün sonunda eserin Banksy’ye ait olduğunu öğrenen müze müdürü, resmi müzenin kalıcı koleksiyonuna katarak sergilemeye başlıyor. Bugün British Musuem’u ziyaret edenler, Banksy’nin benzersiz çalışmasını kendi gözleriyle görme şansına erişebilirler.

Sanatçının gerilla sanat eylemleri bununla da kalmıyor. Brooklyn Müzesi’ne astığı, elinde “Savaşa Hayır” yazılı pankartla duran asker resmi; Modern Sanatlar Müzesi’ndeki Tesco etiketli ucuz kremalı mantar çorbasının Andy Warhol tarzı sunumu; Doğal Tarih Müzesi’ndeki içinde füzeler, uydu antenleri ve jet uçağı kanatları bulunan böcekli bir cam muhafaza, Banksy’nin Londra sınırları dâhilinde sergilediği ve büyük hayran kitlelerini peşinden sürüklediği eserlerinden sadece birkaç tanesi.

Doğal olarak, polisin başını en çok ağrıtan sanatçılardan bir tanesi de Banksy oluyor. Ünlü graffitici, Londra’daki kimi duvarlara yazdığı “Burası graffiti alanıdır, lütfen bu duvar dışındaki alanlara graffiti çizmeyiniz” yazısıyla, şehirdeki gençlerin duvarlara akın etmesine önayak oluyor. Polis tarafından durdurulan ve sorgulanan gençlerin savunması ise kısa ve basit: “Duvarda Kraliyet logosunu görünce, o ibarenin gerçek olduğunu düşünmüştük”.

Banksy’nin kimi eserleri yapıldıkları duvarlarla özdeşleşirken, kimi eserleri ise yalnızca birkaç saat yaşayabiliyor. Ancak sanatçı, bunun herhangi bir öneminin olmadığını ısrarla vurguluyor.

Kentleri, ona egemen olmaya çalışan güçlere inat, istediği şekilde dekore eden, bunu yaparken herhangi bir sanatçının ya da mimarın aksine ismini ve suratını özenle saklayan, sanatın herkesin özgürce ulaşabileceği ve icra edebileceği bir şey olması gerekliliğine inanan bu İngiliz, büyük bir inançla, sadece ve sadece işini yapmak isteyebilecek herkese ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Banksy’nin bir sözüyle bitirelim o halde:

“Şehir merkezinde bulunan ve her gün yanından geçtiğiniz halde hiç fark etmediğiniz bir heykel olsun. Ne zamanki birisi onun kafasına bir trafik konisi geçirir ve kendi sanat eserine imza atar, işte o zaman ortaya fark edilebilecek bir eser çıkar.”

<< Banksy resim galerisini görmek için tıklayın >>

Yazı: Serkan Mutlu

3 Yorum

  1. Ugurcan Dolak

    bu kız. Atom bombasının atılmasından sonra yanıklar içinde koşuyor.belgeselde. çok güzel dokundurmuş bravo

  2. Hayati Binler

    Yazının tamamını okumadım, ama gelen eposta mesajlarından, webten takip edebildiğim kadarıyla müsbet bir şey olarak görünüyor. Vahşi kapitalizmin emir ve boyunduruğu altında bulunan ve genelde insanî boyutlardan çok uzak imar (imha) planlarının inşa ettirdiği binaların arasına böylesi renklendirici ve dinlendirici sanatların girmesi güzel diye düşünüyorum. Boyun kıran yüksek binalar, filanca Çin seddinin 7598. dairesinde oturan zavallı insanın aşağıda muhtelif renkler ve şekiller görmesinin ne kötülüğü olur? Güzel ve dinlendirici olmaktan başka.

    Aslolan bu tarz sanatlara meydan ve lüzum göstermeyecek şekilde imar şartlarını oluşurabilmektir. Bu tür sanatlar günümüzdeki şartlar altında elbette iyidir, rahatlatıcıdır. Ancak orta ve uzun vadede gerekli sosyal, ekonomik ve yasal düzenlemeleri yaparak insanî ölçekli kentlerin ve mimarilerin oluşmasını temin edecek politikaları uygulamamız gerekiyor.

    Sanırım yine mimdap.org sitesinde NewYork’ta yüksek binalardan, kalabalıklardan ve yeşilliğin yoksunluğundan bunalan insanların oluşturduğu “Gerilla Bahçıvanlık” ortaya çıkmıştı. Bu insanlar buldukları büyük ya da küçük uygun yerleri hemen çapalayıp çimen ekiyorlardı. Bu duvar ve yer sanatları da bunun resim versiyonudur. Bu itibarla insanoğlu vahşi kapitalizmin cenderesinden kurtulmaya çalışmalı ve buna gayret etmelidir. Yarın öyle bir hale geliriz ki, resim yapacak yer bile bulunmayabilir.

  3. banu serincan

    müthiş bir galeri olmuş. keşke bizim kentlerimizde de boş duvarlar bu denli espirili olarak işlense. tebrikler doğrusu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir