Bangladeş’te Anna Heringer ve Eike Roswag tarafından tasarlanan bir okul, yerel kültürel kimlikle uyumlu eski yapım tekniklerini kullanarak yapıldı.

Bangladeş’in kuzeybatısındaki Rudrapur’da bulunan bambu ve kil yapılar arasından bir tanesi, diğer hepsinden ayrılıyor. Yerli geleneğine uygun malzemeyle yapılmış olmasına rağmen, binanın geniş ve havadar alanları tek bir kata değil, iki kata yayılıyor. Söz konusu yapı, 169 öğrenci kapasiteli bir yerel topluluk okulu. Yapımda tamamen yerel yapı teknikleri kullanılmış, yapının ömrü ve sağlamlığı ise teknik bilgi ve beceriyle sağlanmış.
Binadan ve alandan fotoğraflar, basit ve örnek bir hikâyeyi resmediyor. Hikâyenin merkezinde ise METI’den (Modern Education and Training Institute / Modern Eğitim ve Öğretim Enstitüsü) iki mimar yer alıyor. Bazı sivil toplum kuruluşlarında ve gönüllü oluşumlarda yer alan, iş tecrübesi bulunan ve dayanışmacı pratikleri benimseyen bu mimarların adı, Anna Heringer ve Eike Roswag.


Okulun yapımında kullanılan iki yenilikçi yapı tekniği, onu benzerlerinden ayırıyor: Zemini korumak için 50 santimetre derinliğinde kiremit ve beton kullanılmış; ayrıca iki katmanlı polyethylene kullanılarak rutubet yalıtımı sağlanmış. Bu malzemenin yerel piyasada son derece ucuza satıldığını da ekleyelim.

Bu tekniğin kullanılmasıyla, yörede yaşayan insanların yaşam kalitesinin arttırılması ve köyden kente göçün engellenebileceğini söylüyorlar. Zemin katın duvarlarında saman ve kil karışımı kullanılmış. Bu malzemenin kuruması için bir hafta beklenmesi gerekmiş. Kilin yanı sıra, hafif, güçlü ve hoş görünümlü bambuyla okulun yapısı ve alanları zenginleştirilmiş. Havadar ve geniş sınıfların pencerelerine asılan renkli perdeler binaya hoş bir görüntü katıyor.


Tüm bu özellikler, METI’deki öğrenim pratikleriyle birebir örtüşüyor: Bireyin olanaklarını arttırmak ve çocukların kişisel ilgisini kazanmak; bunu yaparken de özgür öğrenim metodunu kullanmak…

Bu okulda öğrenciler öğretmenlerine “karşı” oturmuyor. Sınıflar geniş ve esnek. Bazı sınıflarsa meditasyona ve boş zamana uygun olarak tasarlanmış.

Binanın yapımında tamamen yerli halk çalışmış. İsteyince oluyormuş…
Kaynak: Domus



2 Yorum
Pervasız Pertavsız
Katılmıyorum.
Proje, sadece malzeme seçimiyle değil, yapımında ve üretiminde tamamen yerli halkın çalışmasıyla öne çıkarılmalıdır. Bu tür uygulamalar, mimarîde de, tıpkı diğer tüm alanlarda olabileceği gibi, dayanışmacı bir pratiğin mümkün olabileceğinin kanıtıdır.
Bu gibi projeler eleştirilirken, gelişen dünyanın bize dayattığı modern gözden uzaklaşmak ve geniş bir perspektiften bakmayı bilmek önemlidir. “Modern” diyebileceğimiz okul mimarîsinde, tamamen hiyerarşik ve otoriter bir düzen hâkimdir.
Üniversite binalarına bakarsanız, rektörlüklerin ve dekanlıkların şık yerler olduğunu, üniversitenin gerçek “sahibi” olan üniversitelininse kırık dökük sandalyelerde ders yaptığını görürsünüz. Aynı şekilde, hocanın karşıdaki bir masada ders anlattığı, öğrencininse karşısında tek sıra dizildiği mimarî düzen, bu tür bir otoriter ilişkiyi desteklemektedir.
Bangladeş’te mağara koşulu diye bir şey yoktur. Ancak yerel malzemeler olan bambu ve kilin kullanılması, yöre halkının yerel alışkanlıklarına uyum göstermesi açısından önemlidir.
Asıl paksiding’li, dikdörtgen ve tekdüze biçimli, toplama kampı görünümlü, öğretimin otoriterliğinin mimarîye de yansıdığı projeleri eleştirmek gerekirken, yerel halkın kendi imkânları doğrultusunda bir tür “imece” usulüyle yaptığı bu projeyi “mağara koşullarını anımsatıyor” gibi gerçekten enteresan bir şekilde eleştirmek, biraz mantıksız geliyor.
Bunun bir adım ötesi, TOKİ’den Bangladeş’e okul yapmasını istemek olsa gerek. Belki şöyle bir şey iyi gider hatta: http://www.nacieksianadolulisesi.k12.tr/foto/okul24.jpg
(Tamamen gelişine seçilmiş, ilk google aramasında denk gelinmiş bir okul fotoğrafıdır)
azmi açıkdil
Ekonomiklik anlamında malzeme seçimi uygun ancak proje ,çocukların ilkel yaşamlarını okulda da devam ettiyor.Hatta ülkelerinde çok az olan mağara koşullarını anımsatıyor.Bu uygun geğil.