50 soruda Tarlabaşı Yenileme Projesi

21 Dakika Okuma Süresi

1. Tarlabaşı Yenileme Projesinin amacı nedir?İstanbul’un tarihi değerler açısından en önemli bölgelerinden biri olan Tarlabaşı bugün; küçük parsellerden oluşan yapısı ile çağdaş ihtiyaçları karşılamayan yapı stoğuna sahip, dar sokaklar ve otopark sorunu nedeniyle ulaşılamayan bir mekan, kötü çevre koşulları nedeniyle mülk sahiplerinin yatırım yapmadığı bir alan ve yüksek proje maliyeti ve uzun süreli prosedür nedeniyle yenilenemeyen yapılarla kaplı bir mekandır.

kapak.jpg

Bölge, gerekli bakım ve onarım çalışmaları yapılamadığı için giderek yok olmaya ve çökmeye yüz tutmuştur.
Tarlabaşı’nın yenilenmesini sağlayacak bu projeyle çöküşün durdurulması, bölgenin daha güvenli, sağlıklı, yaşanabilir ve kentle bütünleşmiş bir alan haline getirilmesi, Tarlabaşı’nda yeni bir yaşam merkezi oluşturulması hedeflenmektedir.

2. Her isteyen kendi yenilemesini kendisi yapamaz mıydı?
Bütünleşik bir alanda herkesin kendi çözümünü üretmesi, tek tek dairelerde veya binalarda yapılacak yenilenmelerle geniş bir bölgenin yenilenmesi hem finansman hem de örgütlenme açısından imkânsızdır. Bölgenin mevcut ekonomik ve sosyal dokusu gereği, sorun ne kadar bütünleşikse çözüm de o kadar bütünleşik olmak durumundadır. Bu bir tercih olmanın ötesinde bir zorunluluk haline gelmiştir. Tarlabaşı’na “toplu ve bütünleşik çözüm” şarttı.

3. Tarlabaşı Yenileme Projesinin tarihçesi nedir?
Proje alanı, 16.06.2005 tarih ve 5366 sayılı kanuna dayanarak 20.02.2006 tarih ve 2006/10172 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Yenileme Alanı ilan edilmiştir. 10.11.2006/63 tarih/sayılı Belediye Meclisi Kararı ile uygulama usul ve esasları belirlenen ihale 16.03.2007 tarihinde gerçekleştirilmiştir. En avantajlı teklifi vererek ihaleyi kazanan firma ile 04.04.2007 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.

untitled-1.jpg

4. Tarlabaşı 1. Etap Yenileme Projesi hangi alanları kapsıyor?
Beyoğlu Tarlabaşı’nda yer alan Bülbül, Çukur ve Şehit Muhtar mahallelerinden oluşmaktadır. Bakanlar Kurulunun 2006/10172 sayılı kararı ile Beyoğlu İlçesinde 360, 361, 362, 363, 385, 386, 387, 593, 594 nolu adaları kapsayan yaklaşık 20.000 metrekarelik alandır.

5. Projenin sahibi kim?
Projenin sahibi Beyoğlu Belediyesi ile birlikte alandaki tüm maliklerdir.

6. Proje İstanbul’a ve Beyoğlu’na ne kazandıracak?
Yenileme sayesinde alanda var olan fiziksel ve sosyo-ekonomik sorunlar çeşitli projeler ve eğitim programları ile önemli ölçüde azaltılacak veya yok edilebilecektir. Bununla birlikte hem alanda hem de yakın çevresi için tehdit oluşturan unsurlar da azalacaktır. Yenilenen alanın getireceği artı değerden hem bu alanda yaşayanlar hem de yakın çevre olumlu olarak etkilenecektir.
Ayrıca, proje diğer yenileme projeleri için örnek olacaktır.

untitled-2.jpg

7. Proje, bölge insanına ne kazandıracak?
Proje, mekansal yenilemenin yanı sıra toplumsal ve ekonomik gelişmeyi de hedeflemektedir. Bu nedenle, ilk kez Stratejik Sosyal Plan Beyoğlu Belediyesi tarafından yatırımcı ve mülk sahiplerinin katılımı ile hazırlanmıştır. Böylelikle, bölge halkı, daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamaya devam ederken yeni istihdam olanaklarından öncelikle faydalanacak ve oluşturulan kapasite artırımı programları ile yeni iş olanaklarına ulaşma becerileri artacaktır. Pek çok bölge insanı, yapmakta oldukları işlere göre çok daha nitelikli meslekleri öğrenme ve kendilerine ekonomik fırsatlar yaratma imkânı bulacaktır.

8. Proje alanında yaşayanların sosyal profili nasıl?
Proje alanında yaşayanların sosyal profilleri, bire bir görüşmelerde ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Alanda çok kültürlü bir yapı mevcut olup, farklı etnik-dini gruplar bir arada yaşamaktadır.
• Daha çok, Doğu – Güneydoğu Anadolu’dan ve Karadeniz Bölgesi’nden göç edenler,
• Azınlıklar (Rum, Ermeni, Süryani)
• Proje alanında uzun süreli oturanlar vb.

9. Proje alanında mülk sahiplerinin kökeni nasıl bir profil çiziyor?
Proje alanında yaşayanların büyük bir çoğunluğu Mardin, Siirt, Batman, Erzincan, Diyarbakır, Rize gibi Anadolu’nun çeşitli kentlerinden gelmişlerdir.

Bir başka ifadeyle, proje alanında yaşayan mülk sahipleri Anadolu coğrafyasının mozağini oluşturmaktadır.

untitled-3.jpg

10. Proje alanında yaşayan mülk sahipleri hangi işleri yapmaktadır?
Proje alanında yaşayan mülk sahipleri, çoğunlukla katı atık toplayıcısı- seyyar satıcı – midyeci gibi düşük gelirli ve kalifiye olmayan işlerde çalışmaktadır. Ayrıca, mülk sahiplerinin pek çoğu sosyal güvenceden yoksun bulunmaktadır.

11. .Proje alanında yaşayanların ne kadarı kiracı, ne kadarı mülk sahibi?
Proje ile ilgili kitleyi, “Proje alanında yaşayan mülk sahipleri”, “Proje alanı dışında yaşayan mülk sahipleri”, “Kiracılar” ve “Kira ödemeden yaşayanlar” şeklinde sınıflandırabiliriz. Yapılan anket çalışmalarında %71’inin kiracı olduğu tespit edilmiştir.

12. Proje alanında yer alan yapıların oturulabilirlik durumu nedir?
Alandaki yapı stoğunun %40’ı tamamen boştur. Yapıların boş olmasının birinci ve temel nedeni mülk sahiplerinin alanı terk etmeleri, ikinci nedeni ise bakım ve onarım yapılamaması nedeniyle oluşan yapı riskidir. Her iki etken, olumsuz anlamda birbirini etkilemekte ve bölgedeki çöküşü hızlandırmaktadır.

13. Proje alanında yer alan yapıların tarihi değeri nedir?
Alandaki yapıların çoğu 1870 İstanbul yangınları sonrası ucuz malzemelerle kagir yapı tekniğiyle yapılmış olan hizmetli konutlarından oluşmaktadır.

14. Proje alanında yaşayanların istihdam durumu nedir?
Bölge halkını, “İmalat ve üretime dayalı işyerlerinde çalışanlar”, “Sosyal güvenceden yoksun tanımlanamayan işlerde çalışanlar”, “Yurt içi ve yurt dışı göçmenler” ve “Geçici ikamet edenler” şeklinde sınıflandırılabiliriz.
Anket çalışması verilerine göre alanda yaşayanların %66’sı herhangi bir sosyal güvence kapsamında değildir. Eski sosyal güvenlik sistemi bazında ayrıştırılacak olursa, alanda yaşayanların %26’sı SSK, %7’si Bağ-Kur ve %1’i Emekli Sandığı kapsamında çalışmaktadır.

15. Bölgedeki kiracılar ve mal sahipleri için neler yapılacak?
Bu noktadaki en temel yaklaşım, hiçbir mülk sahibinin mağdur edilmemesi, kiracılara da çeşitli kolaylıklar sağlanması esası üzerine oturtulmuştur. Mal sahipleri ile uzlaşma koşulları çok alternatifli olarak oluşturulmuştur. Kiracılar için TOKİ tarafından İstanbul’da üretilen konutlardan kuraya girmeksizin satın alma hakkı ve önceliği tanınmıştır.

untitled-4.jpg

16. Gecikme halinde mal sahiplerinin mağduriyetleri nasıl engellenecek?
Kat karşılığı anlaşma yolunu seçen mal sahiplerine yeni konutları kendilerine teslim edilinceye kadar kira yardımı yapılacaktır. Yüklenicinin kusuru nedeniyle işin gecikmesine ilişkin cezai şartlar Satış Vaadi Sözleşmesinde düzenlenmiştir.

17. İşyerlerini taşımak zorunda olanlara özel bir destek sağlanacak mı?
İşyerleri olanlar için inşaat boyunca oluşabilecek gelir kaybı – kira kaybı gibi hususlar uzlaşma görüşmeleri boyunca çözümlenmeye çalışılmaktadır. Bu konularla ilgili alternatifler Belediye-Yatırımcı-Tarlabaşı Derneği işbirliği ile çözülmeye çalışılmaktadır.

18. Proje alanında yaşayan çocukların eğitim durumu nedir?
Görüşme yapılanlar arasında verilen bilgilere göre, 80 ilköğretime (ilkokul ve ortaokul) giden çocuk bulunmaktadır. İlkokula giden çocuklar yakın çevredeki (Dolapdere, Kasımpaşa, Feriköy ve Taksim) Hüviyet Bekir İlköğretim Okulu, Kasımpaşa İlköğretim Okulu, Feriköy İlköğretim Okulu ve Taksim İlköğretim Okulu’na gitmektedirler.
Liseye giden 20 çocuk bulunmaktadır, bunların bir kısmı üniversite sınavına hazırlanmaktadır. Mülk sahiplerinin çocuklarından 6 tanesi üniversiteye gitmektedir. Proje alanında 4 tane engelli, 2 tane de kalbi delik olan çocuk, 7 yaş altında 47 çocuk bulunmaktadır.
Alanın boşaltılması sürecinde, bu çocukların aileleriyle birlikte taşınacakları bölgedeki okullara yerleştirilmesinde gerekli destek ve kolaylık sağlanacaktır.

19. Proje alanında yaşayan gençlerin durumu nedir?
Mal sahipleri ve kiracılarla yapılan görüşmelerdeki tespitlere göre, proje alanında 55 tane 17 – 25 yaş arası, öğrenimini tamamlamamış kalifiye olmayan işlerde çalışan (midye satıcılığı vb. gibi) veya çalışmayan genç bulunmaktadır. 25 yaş üzeri olup kalifiye olmayan işlerde çalışan, evli olan ve/ veya işsiz genç sayısı 60’tır. 25 yaş üzeri kalifiye işlerde (bankacılık, inşaat mühendisi, öğretmen, otomotiv sektörü vb.) çalışan genç sayısı ise 14’tür.

untitled-5.jpg

20. Bu çocuklara ve gençlere proje kapsamında nasıl bir eğitim, yaşam, gelecek imkanları sunuluyor?
Tüm öğrencilerin geçici ve kalıcı yeni okulları belirlenecek ve yeni kayıt ile uyum sürecini içeren bir program hazırlanacaktır. Ayrıca İş Geliştirme, Meslek Edindirme ve eğitim programlarından yararlanmaları sağlanacaktır.

21. Hangi ailenin nereye taşınacağı, çocukların hangi okullara gideceği belirlendi mi?
Kimi aileler yeni bir ev tutarak kiraya çıkmayı tercih etmekte, kimileri başka semtlerdeki evlerine veya akrabalarının yanına taşınmaktadır. Yeni adreslerin belli olmasını takiben okulların nakilleri sırasında destek Beyoğlu Belediyesi tarafından sağlanacaktır.

22. Tarlabaşı Yenileme Projesi alanında yaşayanlarla nasıl bir uzlaşma yoluna gidiliyor?
Alanda yaşayanlarla uzlaşma yoluna gidilirken, aşağıdaki Uzlaşma İlkeleri uygulanmaktadır:
• Her bir mülk sahibi projede yaratılan birimlerden almaya hak kazanacaktır,
• Her bir hissedar için proje öncesi değer ile proje sonrası değer dikkate alınarak hesaplanan pay hakları baz alınarak öncelik en küçük hissedardan başlamak üzere seçim yapılacaktır,
• Her bir mülk için proje öncesi değerle, proje sonrası değer farkı oluşması durumunda mahsuplaşmaya gidilecektir,
• İnşaat süresi boyunca, proje alanında yaşayan mülk sahiplerine kira yardımı yapılacak,
• İhale tarihi öncesinden beri alanda olduğunu belgeleyebilen kiracılar için taşınma yardımı yapılacaktır,
• Kiracılara sosyal konutlardan kurasız olarak satın alma önceliği tanınacaktır,
• İş Geliştirme ve Meslek Edindirme programlarından alanda yaşayan herkes eşit olarak yaralanacaklardır.

23. Proje alanında yaşayanlarla görüşmeler ne zaman başladı?
Bu proje, tamamen açık, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yönetilmektedir. 18 Şubat 2008 tarihinden beri ‘Beyoğlu Belediye Başkanlığı Yenileme ve Uygulama Birimi’ Tarlabaşı binasında bire bir görüşmeler yapılmaktadır. İlk görüşmeler çerçevesinde toplam 432 hissedar ile yüz yüze veya vekaleten toplantı yapılmıştır. Bu toplantılarda kendilerine;
• Maket üzerinden proje anlatılmış,
• Değer tespitleri bildirilmiş,
• Pay hakları söylenerek, proje alanında ne kadar bağımsız bölüm alabilecekleri ve seçenekler ortaya konulmuştur.

untitled-7.jpg

İkinci görüşmelerde ise yer seçimi yapmaları için randevu almaları sağlanmıştır. Her bir hissedar ile 15-30 dakika arasında görüşme yapılmış, görüşmeler esnasında mülk sahiplerinin beklentileri ile projenin sunmuş olduğu olanaklar tartışılmış ve özellikle bölgede yaşayan mülk sahiplerinin talepleri alınmıştır.

24. İlk bilgi verme sonrası, yer seçimi için ne yapılıyor?
Yer seçimi için görüşme talep eden 173 farklı hissedar ile yapılan görüşmeler sonucunda toplam 105 kişi yenileme projesi ve yer seçimi hakkında olumlu düşüncelerini sunmuş ve bunların büyük bir çoğunluğu konut rezerve etmiştir.
Toplam 40 kişi, önerilen alternatifleri beğenmemiş ve olumsuz görüş bildirmişler ya da ikinci görüşmeye katılmamışlardır. Toplam 28 kişi ise net bir karar açıklamamıştır. Yer seçimine gelen her bir görüşmeci ile en az 1,5 saat süren yer seçimi toplantıları yapılmaya devam edilmektedir.
Proje sadece uzmanların ve akademisyenlerin çalışmalarıyla değil bölgede yaşayanların ve mülk sahiplerinin de görüş ve önerileriyle hazırlanmıştır. Henüz nihai halde değildir. Avan proje, sergi ortamında halkın görüşlerine sunulmuştur. Proje, son ana kadar halkın görüş ve önerilerine açık olacak, uygun öneriler doğrultusunda ve Koruma Kurulunun onayıyla gerekli revizyonlar yapılabilecektir.

25. Proje kapsamında yer alan mülk sahiplerine ne gibi haklar sunuluyor?
Görüşmelerde mülk sahiplerine projenin değer paylaşımı esasına dayalı olarak hazırlandığı anlatılmış ve kendilerine Sermaye Piyasası Kurulu’na kayıtlı bir şirket tarafından yapılan mevcut hisse değerleri bildirilmiştir. Mülk sahiplerine hisselerinin mevcut değeri söylendikten hemen sonra yeni projeden bedel ödemeden alabilecekleri pay hakları açıklanmıştır. Projenin temel ilkesinin, her mülk sahibinin yeniden projede bağımsız bölüm almaları olduğu belirtilerek, pay hakkı bir bağımsız bölüm almaya ulaşmayanlar için yaklaşık ödeyecekleri farklar da söylenmiştir.

26. Proje kapsamında yer alan mülklerin değerleri nasıl belirleniyor?
SPK Lisanslı Gayrimenkul Değerleme Şirketi tarafından belirlenen değerler üç temel araştırmanın verilerine dayanarak oluşturulmuştur.
a. Arsa değeri (imar hakları, konumu, büyüklüğü),
b. Bina değeri (bina büyüklüğü, kullanımı, amortismanı, teknik altyapısı vb.),
c. Piyasa değeri (emlakçılardan genel beklenti tespiti, gerçekleşen reel satış değerleri, ihaleler vb.).

27. Proje kapsamında işletmesi ve işyerleri olanlara ne haklar sunuluyor?
Proje alanında işletmesi olan (fırın, atölye, dükkan, otel vb.) veya işletmelere kiraya veren mülk sahiplerine;
• İnşaat süresi içinde işletme kayıpları,
• Kiraya verenlerin kira kayıpları,
• İşyeri kapatılması sonucunda çalışanların sigorta ve tazminatları,
• Taşınma masrafları
konularında çeşitli haklar sunulacak, mağduriyetleri engellenecektir.

untitled-8.jpg

28. Alanda oturan kiracılara ne gibi haklar sunuluyor?
Kiracılar için kalıcı birtakım öneriler geliştirilmeye çalışılmaktadır. TOKİ tarafından geliştirilen sosyal konut projelerinde maliyetine, kurasız ve öncelikli olarak konut sahibi olmaları için Beyoğlu Belediyesi ve TOKİ arasında protokol imzalanmıştır.

29. Kira ödemeden oturanlara bir hak sunulacak mı?
Binanın mülk sahibi ile hiçbir hukuki ilişki kurmaksızın, mülk sahibinin bilgisi dışında mülkü işgal edenlere proje kapsamında herhangi bir hak sunulmamaktadır. Ancak, bu nitelikteki kişilere, oluşturulacak sertifikalı eğitim programlarından yararlanma imkanı sağlanacaktır.

30. Mülk sahiplerine kira yardımı yapılıyor mu?
Proje alanında oturan veya proje alanı dışında kirada oturmakla birlikte bir başka mülkü olmadığını beyan eden hissedarlara 400 YTL aylık kira yardımı yapılmaktadır.

31. Mülk sahibi olmayanlara kira yardımı yapılıyor mu?
Hayır yapılmıyor.

32. Küçük hissesi olan mülk sahiplerine, iştirak halindeki ya da çok nüfusa sahip hissedarlara ne gibi öneriler sunuluyor?
Bu alandan mülk edinerek borçlanma yoluyla mali yük altına girmeleri yerine öncelikle sosyal konutlardan faydalanmaları öneriliyor.
Yine de bu alanı tercih eden mülk sahipleri ile geri ödemeleri yer teslimi sonrasında başlayacak şekilde sözleşme düzenlenmektedir.

33. İnşaatlar kısmi olarak mı başlatılacak? Bölge tamamen boşaltılacak mı?
Uygulama başlamadan önce, proje alanında yaşayanların tamamı inşaat süresi içinde proje alanından ayrılacaklardır.
Uzlaşma sürecinin ardından özellikle proje alanında yaşanlara yıkım programı bildirilecektir. Yıkım programı çerçevesinde alanda yaşayanlar geçici ya da kalıcı yeni yerleşme alanlarına gideceklerdir.
Beyoğlu Belediyesi bu taşınma sürecinde destek verecektir.

untitled-9.jpg

34. İnşaatlar ne zaman başlayacak?
Uzlaşma sürecinin tamamlanması ve kamulaştırma işlemlerinin tescilinin gerçekleşmesini takiben 2008 yılı sonu itibariyle inşaatın başlaması planlanmaktadır.

35. Bölgede yaşayanlara yönelik İş Geliştirme ve Meslek Edindirme programlarında neler olacak?
Proje sürecinde, kısa dönemde inşaat ve restorasyon işlerinde istihdam sağlamak üzere kapasite artırımı eğitim çalışmaları başlatılacak ve kurslardan sertifika alanlar için projede garantili iş olanağı sağlanacaktır.
Ayrıca, proje sonrası bölgede gelişecek olan turizm ve ticaret gibi hizmet sektörlerinde istihdam edilmek üzere mesleki eğitim programına katılıp sertifika alanlara iş bulma konusunda öncelik tanınacaktır.

36. Proje kapsamında yaşayanlara yönelik hangi eğitim olanakları sunuluyor?
Proje alanında yaşayan ve projenin fırsatlarından yararlanmak isteyen hedef gruplara yönelik birtakım eğitim programları başlatılacaktır. Bu programlar sosyo-ekonomik yapının geliştirilmesine yönelik olacaktır.
 Gençlere Yönelik Sertifikalı Kurslar;
– İstihdam Odaklı Mesleki Eğitim Programları
– Yeteneklerin Arttırılması Programları (Bilgisayar, Yabancı Dil)
– Sanatsal Becerilerin Geliştirilmesi Programları (ör. Müzik, Tiyatro, Sinema)
 Kadınlara Yönelik Eğitim Programları;
– Okuma-Yazma Kursları
– İstihdam Odaklı Eğitim Programları
– Anne Çocuk Sağlığı
• Kendi İş Kurma Olanaklarının Geliştirilmesi
• Küçük Ölçekli İş Geliştirme için Kredi Sağlama: Mikro-Kredi Olanakları

37. Bu uygulamaların finansmanı nasıl karşılanıyor?
Her bir program için Beyoğlu Belediyesi önderliğinde farklı stratejik ortaklıklar oluşturularak finansman ve istihdam olanakları yaratılacaktır.
Katılımcılar bu eğitim programları karşılığında hiçbir ödeme yapmayacaktır.

38. Tüm bu süreçler ve karar mekanizmaları oluşturulurken hani kurumlarla işbirliğine gidiliyor?

Beyoğlu Belediye Başkanlığı, Beyoğlu Kaymakamlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, Koruma Bölge Kurulu, Mahalle Muhtarları, Tapu ve Kadastro Müdürleri ve Tarlabaşı Derneği ile düzenli toplantılar gerçekleştirilmektedir.

Stratejik Sosyal Planın bir diğer önemli bileşeni kamu, özel ve sivil işbirliği ortamlarının yaratılmasıdır. İşbirliği ortamlarının yaratılması için belediye ve yatırımcı arasında yenileme yasası çerçevesinde başlayan işbirliğinin genişletilerek mülk sahipleri başta olmak üzere diğer sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin katılımları da sağlanmaya çalışılmaktadır.

39. Karar süreçlerine geniş bir katılımın olması nasıl sağlanıyor?
Tarlabaşı Yenileme Projesi’nin gerçekleştirilmesi aşamasına paralel olarak proje alanında yaşayanların, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümüne yönelik olarak farklı stratejik ortaklıklar, proje bazında bir araya gelerek iş ve güç birliği oluşturacaktır. Tarlabaşı Stratejik Proje Ortaklıkları, her biri kendi yetki ve çalışma alanlarında uzmanlaşmış kamu, özel ve sivil örgütlerin bir araya geldikleri oluşumlardır.
Tarlabaşı proje alanında yaşayanların;
– Gereksinmeleri ve beklentileri,
– Ekonomik ve toplumsal öncelikleri,
– İş potansiyelleri,
– Projeye katılım,
– Bilgilendirme ve bilinçlendirme
vb. konularda program, proje ve fikir üretecek, araştırma yapacak ve geniş katılımlı uygulamaların yapılmasını destekleyecektir.

40. Yenileme çalışmalarını kim üstleniyor?
Rölöve – Restitüsyon- Restorasyon proje ve uygulamalarının yönetimi Yüklenici Firma olan Gap İnşaat tarafından yapılacak veya yaptırılacaktır.

41. Restorasyon işlemleri esnasında mimari hangi kaygılar gözetiliyor?
Bu yapılara müdahale kararları, özgün mimari değerleri, değişmişlik, yapısal durumu (İTÜ İnşaat Fakültesi Yapı Statiği Bölümü tarafından hazırlanan Statik Raporlar esas alınmaktadır) ve tarihi doku içindeki konumu dikkate alınarak aşağıda belirtilen esaslar doğrultusunda gerçekleşmektedir:
1. Tescilli yapıların bölgeye değer katan özgün ve nitelik kaybına uğramamış (değiştirilmemiş) olanlarında, plan ve cephenin muhafazası yoluyla restorasyonu önerilmektedir.
2. İç mekânlarda taşıyıcı duvarları kaldırılarak özgün yapısı bozulmuş olan, ancak cephesi ve gabarisi ile sokağa kimlik veren tescilli binaların cephesinin, uygulama projelerinde belirlenecek statik durum ve yapıya özgü metotlarla korunmasına, plan yapılarının yeni projedeki işlevlerine uygun olarak yorumlanmasına çalışılacaktır.
3. Kendi strüktürünü ayakta tutmasına imkân olmayan yapılar, kimi durumda sadece cephesi ile kimi yapılarda plan şemaları ile birlikte aslına uygun olarak inşa edilecektir.

untitled-10.jpg

42. Restorasyon sonucunda bölgede nasıl bir imar planı ile karşılaşacağız? Ev-otel-işyeri dağılımı nasıl olacak?
Yenileme projesinin;
%52’si konut alanı,
%12’si ticaret,
%17’si turizm yapısı,
%14’ü ofis yapısından oluşmaktadır.

43. Bölgenin altyapı, ulaşım vb. konularında ne gibi uygulamalar planlanıyor?
Yenileme Alanı Ulaşım Master Planı, Prof. Dr. Haluk Gerçek ve Yüksek Şehir Plancısı Orhan Demir tarafından hazırlandı.
Tarlabaşı Bulvarına paralel Eski Çeşme ve Fıçıcı Abdi Sokaklarının yayalaştırılması ve trafik sirkülasyon şemaları ile otopark ve yaya girişlerini tanımlayan şemalara uygun olarak projeler oluşturuldu.

44. Projede otoparklara yer verilecek mi?
Projede konut edinen her mal sahibine daire büyüklüğüne bakılmaksızın birer otopark alanı tahsis edilecek ve tapuya işlenecektir.
Yine ticaret ve turizm yapılarının da bodrum katlarına yeterli sayıda otopark yapılacaktır.

45. Proje hazırlanırken, dünyada hangi başarılı uygulamalardan örnek alındı?
Proje pek çok Avrupa ülkesindeki yenileme çalışması izlenerek oluşturuldu. Londra, Edinburg, Paris kentlerindeki yenileme deneyimleri ve metodları ile Tarlabaşı paralellikler taşımaktadır. Ancak, her ülkedeki yapı stoğunun ve sosyal durumun farklılıklarına uygun çözümlerin geliştirilmesi gerektiği gözardı edilmemiştir.
Tarlabaşı Projesi, bölgenin kendine has mimari karakteri, yaşayanların sosyal profili ve gereksinimleri dikkate alınarak oluşturulmuştur. Bu bilgiye ulaşmak için kapsamlı anket çalışmaları, fiziksel ve sosyal doku analizleri yapılmış, bina envanterleri, plan şemaları belirlendikten ve cephe rölöveleri tamamlandıktan sonra, sonuç ürünü olarak Avan Proje elde edilmiştir.

46. Proje tamamlandığında sokak adları değişecek mi?
Kesinlikle bir değişiklik olmayacak. Sokakların hem morfolojisi, hem adları aynı kalacak.

47. Projede hissesi olanlar bu hisselerini başkalarına ne zaman, nasıl devredebilecek?
Tapu devir işlemlerini takiben mülk sahipleri üçüncü kişilere satış yapabileceklerdir.
Tapu devri öncesi satış yapmak isteyen mal sahiplerinin yüklenici firmanın uygun görüşünü alarak satış yapması gerekmektedir.

48. Projenin hayata geçirilebilmesi için bölge halkının onayı şart mı? Onay verenlerle vermeyenler arasında herhangi bir hak farklılığı doğacak mı?
Proje ve 5366 sayılı yasa gereği, mülk sahipleri ile uzlaşma esastır. Ancak sürecin aksamaması ve Tarlabaşı’nın yenilenebilmesi için uzlaşma sağlanamayan kişiler ile ilgili yasanın öngördüğü işlemlere başlanacaktır.
Projede eşitlik ve hakça bölüşüm esastır. Hiç kimseye Sermaye Piyasası Kurumu tarafından belirlenen değer dışında bir ödeme yapılması veya ihalede belirlenen pay hakkı dışında bir teklif verilmesi söz konusu değildir.

49. Projeyi kimler hazırladı? Proje hazırlanırken kimlere danışıldı?

Danışma Kurulu
• Prof. Dr. Sercan Özgencil Yıldırım (Beykent Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı)
• Prof. Dr. Haluk Gerçek (İstanbul Teknik Üniversitesi)
• Prof. Dr. Güzin Konuk (MSGSÜ Şeh. Böl. Plan. Böl. Bşk.)
• Prof. Dr. Kadir Güler ve Prof. Dr. Zekai Celep (İstanbul Teknik Üniversitesi, Statik Rapor)
• Dr. Sinan Genim
• Orhan Demir (MSGSÜ-Plan Ofis)

Tasarım Grubu
• Cem İlhan –Tülin Hadi (TECE Mimarlık ) 385 – 386 ADA
• Mehmet Alper (Tures Mimarlık ) 386 – 363 ADA
• Hasan Çalışlar-Kerem Erginoğlu (E&C Mimarlık ) 387 ADA
• Hasan Kıvırcık (MTM Mimarlık ) 360 ADA
• Han Tümertekin (Mimarlar Yapı Tasarım ) 361 ADA
• Nuran Karakaş ( Duru Mimarlık) 362 ADA
• Yavuz Selim Sepin (Sepin Mimarlık ) 593 – 594 ADA

50. Projede revizyonlara gidilmesi mümkün mü? Akademisyenlerin ve halkın görüş ve önerilerine açık mı? Gerekli değişiklikleri kim yapacak?
Alanda yaşayanların görüş ve önerileri dikkate alınarak uzman gruplar tarafından hazırlanan proje, Yenileme Avan Projesidir.
Proje, herkesin görüş, öneri ve eleştirilerine açıktır. Bu amaçla hem sergi açılmış, hem de projeye ilişkin tüm bilgiler internet ortamına yüklenmiştir. Tarlabaşı Yenileme Projesi, açık, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışının ürünüdür ve öyle devam edecektir.
Proje, mülk sahiplerinin talepleri ve ihtiyaçlarına göre revize edilmeye devam etmektedir. Kamuoyuyla paylaşım sonrası gelen eleştiriler ve değerlendirmelere göre gerekli görülen düzenlemeler Koruma Kurullarının onayıyla gerçekleştirilecektir.

56 Yorum

  1. Erik

    30 dakika içinde% 2 hızlı ve acil durum kredileri bugün alın. e-posta yoluyla daha fazla bilgi için bizimle irtibata: [email protected]

  2. CEMAL ALPAT

    EVET SAYIN SEYİRCİLER FİLMİN SONU GELDİ BİZLER MÜLK SAHİPLERİ BİR ENAYİ GİBİ BEYOGLU BELEDİYESİNİN ÖNCÜLÜGÜNDE GAP GURUBUNA YEM EDİLDİK YEM EDENLERE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM RABBİM YAŞAMI BOYUNCA SAGLIKSIZ VE MUTSUZ BİR YAŞAM NASİP ETSİN TABİ BU MESAJIMI OKUYAN (PROJE SAHİPLRİ)AHLAKSIZ AHMAKLAR BİZLERE KISKIS GÜLEREK ELLERİNİ OVCALIYORLARDIR YEYİN ULAN YEYİN PÜSKÜRESİNİZ ALLAHIZDAN BULASINIZ TABİ O DEDİGİM SİZDE VARSA————– CEMAL ALPAT

  3. Azmi İzmirli

    Bir süredir forumu izleyememiştim. Aradan geçen zamanda forumda yazılanlara bakınca kendi tarafımın daha net ortaya çıktığını gördüm. Ben tek kelime ile bu alanla hiçbir ilgisi olmayan sadece çöküntü haline gelmiş bir kentte yaşamaktan rahatsız birisi olarak kelimenin tam anlamıyla “kamu yararından” yanayım. Yani herhangibir politik amacı gerçekleştirmek için değil sadece doğru olduğuna inandığım şey için görüşlerimi yazıyorum.
    Doğru olan nedir? Bir planlama çerçevesinde, önceden ortaya konmuş bir proje ile ve kesinleşmiş inşaat alanları ve nitelikleriyle bunun uygulanması için kamu, özel mülk sahipleri ve uygulama kuruluşlarının hak ve hukukları bir şekilde tanımlanmış olarak bir araya gelmeleri… Bu model dünyada bu tür yerlerde yapılan uygulamalarda kullanılan model. Türkiye’de bu model bildiğim kadarıyla ilk kez kullanılıyor. Sorunları olması son derece doğal. Mal sahiplerinin daha fazla istemeleri, firmaların buna karşı çıkmaları da doğal. Benim gibi tarafların biran önce uygulamaya geçilmesini beklemeleri ve yeni zevkle gezilebilecek, nitelikli bir semti istanbul kazanmasını istemeleri de öyle. Zaten bu tür çalışmalar da zaman içinde bu tartışma ortamlarında Türkiye’de gelişecek.
    Doğal olmayan takiyye yapmaya kalkanlar. Yani mimarları ve mimarlığı savunması gerekirken kendi dar çevresine siyasi rant sağlamak için son derece samimiyetsiz davrananlar. Siyaseten kamu yararını savunduğunu iddia edip mal sahiplerini kışkırtanlar filan. Yoksa tartışmalar. uzlaşma arayışları gayet tabi bü tür işlerin doğasında vardır. Küsmeler. sorunlar, beklentiler gayet tabi olacaktır. Ancak sonucu görmek isterseniz bu konunun dünyadaki uygulamalarına bakabilirsiniz. Mezbeleliklerin nasıl gerçekten çok güzel, turistlerin bile zevkle gezdikleri ortamlara dönüştüklerini görebilirsiniz.
    Bence kaçınılması gereken tek şey bu ortamda takiyelerdir.

  4. ejder

    sorunlu bölgede burda yaşayan insanlara neden mal ediliyor ketsel yenilme dediler ama rantsal yemeye getirdiler BEYOGLU BELEDİYESİ insanların onayını almadan tapulu mülklerini ihaleye çıkardı sözde en iyi teklifi veren çalık holding iştiraki gap inşaat kazanmışşş şirket yetkilileriyle ve BEYOLU BELEDİYE başakanı başkan yardımcılarıyla yapılan görüşmelerde kesinlikle katkarşılıgı uygulanmıyor buraya bu projeyi ben getirdim kimse kusura bakmasın kaymagı kimseye yedirmem tapulu mülk sahibi bile olsanız diyorlar şimdi gelelim tekliflere 81 METREKARELİK 5 KATLI Bİ BİNASI OLAN TAPULU MÜLK SAHİBİNE 92 METREKARE BODRUM DAİRE 25 METREKARE OTOPARK teklif ediyorlar oysa o binanın bulundugu adayı iş merkezi yapacaklar inşaat alanıda yine o binayla örnek verecem yer altına 4 kat otopark 1 kat sıgınak 3 iş merkezi yer üstüne ise sokak tarafında 6 kat ofis cadde tarafına ise 9 kat yapılacak şimdi yüzde 42katkarşılıg olması için bu inşaatın 474.6 metrekare olması lazım peki neden taklifleri 127 metrekarelerde kalıyor 347.6 metrekare kimlere gidiyor kıravatlı hırsızlar son zamalarda çogalıyor

  5. BEYOĞLU KAZANACAK

    “azmi izmirli” rumuzu ile yazan arkadaş’a;

    Herşeyi tersten yakalamış görünüyorsunuz:

    ÇÖKÜNTÜ adı altında sık sık bahsettiğiniz “olgu”nun gerçek müsebbipleri “idare”dir!

    “ÇÖKÜNTÜ” olgusu varılan noktada bir “neden” değil; bir “sonuç”tur!

    Evet, Tarlabaşı’nda onyıllardır bir “imaj” yaratılmıştır: “Burası SİT alanıdır ve çivi çakılamaz!” Siz de mi böyle ZANNETTİNİZ?

    Onyıllar önce başka bir “rivayet” de ortaya atılmış idi… “Tüm Tarlabaşı istimlak (kamulaştırma) edilecek!”

    Kimse evini onarmadı, ev sahiplerinin bir kısmı bu ülkeden kaçırılmışlar idi (6-7 Eylül 1955’de olanlardan itibaren), o evlere “çöküldü”, bir kısmı “Milli Emlak kayyum idaresinin” durumdan vazife çıkarması nedeniyle “kurcalandı, garip! tapu şerhleri düşülerek sanki devlet malı muamelesi gördü” ve kimi odaklara İŞGAL ETTİRİLDİ! Çok iddialı bir söylem belki ama; bu işgal hareketinin en öndeki iki unsuru; 1) Maliye Bakanlığı Milli Emlak İdaresi-Kayyum Md., 2) İçişleri Bakanlığı’na bağlı birimlerdir… Biri tesbit! eder, diğeri gereğini! yapardı!

    Beyefendi; bu semt böyle ÇÖKERTİLDİ!

    Böyle “ÇÖKÜNTÜ” alanı hâline getirildi…

    1) İmarla ilgili muhtelif “rivayet”ler…
    2) Tapu sahipleriyle ilgili mülkiyet oyunları…
    3) Hukuksuz idari uygulamalar… (En son Z.Temizel döneminde uzun yıllar işlem görmemiş tapu kayıtlarına bu bahane ile uzanan
    müsadereci idare eli)
    4) Tüm bunlardan çıkar sağlamaya yönelik bir idari personel profili ve dışarıda “atmaca” gibi bekleyen YAMYAMLAR ordusu…
    5) Dolandırılmaya hazır, hukuksuzlukta işbirlikçi yaygın bir uyanık! yurttaş topluluğu…
    6) Malı elinden (nerede ise gasbedilmiş) alınmak istenen ve “ah!” eden mülk sahipleri…

    İşte size “ÇÖKÜNTÜ!” Bundan daha iyi anlatılabilinir mi?

    Size HERKES SORMALI şimdi:

    * Tarlabaşı’nı KİM bu hale getirmiş?

    * O taşınmazların DEĞERİ neden düşmüş?

    * O bölgede, neden MARJİNALLEŞME oluşmuş?

    * Tarihi değerler neden YOK olmakta?

    Müsadere edercesine mülkiyeti sınırlayın, karartın; imarla ilgili şaibeler yaratın; şuç şebekelerine ön-ayak olun (işgal ettirtme mantığı ile doğru orantılıdır); eli teşın altında olmayanlar, mülkün sahibi olmayanlar o mülkü asla önemsemezler ve zaten böyle bir yasal ilişkileri de olamayacağından tarihi yapılar onarılamaz ve orada TARİH vesaire konuşulmaz; binalar çökecek hâle gelir!

    O bölge “çöktükçe” YIKALIM/İSTİMLAK EDELİM, BULVAR-CADDE AÇALIM denilir; hatta Tarlabaşı yolu ile Taksim’den Bakırköy’e dolmuş marifetiyle giden sıradan halkımız da bu kampanyanın gönüllü “adamı” olur!

    Hatta “travestilere” icra-i sanatları için göz yumulur, oralardan otobüsle-dolmuşla geçenler, bu ne rezalet diyerek Tarlabaşı’ndaki “rezaleti!” sorgular ve yapılacaklara destek olurlar… Dalan meselesinde yıkılan Tarlabaşı maalesef SİZİN gibi düşünenlerin ciddi bir kamuoyu desteğini almış idi…

    Yani sistem; “6.DAİRE” döneminde (yaklaşık 100 yıl önce) elbirliğiyle oluşturduğu Tarlabaşı semtini; bu kez İDARENİN de işbirliğiyle BU HÂLE getirdi!

    SİZ BU ANALİTİK DÜŞÜNCEYE SAHİP OLMALI İDİNİZ!

    Son 5-6 yıldır olana ne demeli?..

    Orada Tarlabaşı aksında yaklaşık bin civarında mülk el değiştirdi…
    Yeni, çoğunluğu iyiniyetli yeni mülk sahiplerinin tek amacı o binaları onarmak ve hayata kazandırmak idi… Belediyeye gittiklerinde “yolunacak kaz” muamelesi gördüler; “anıtlar kurulu”, olmadığı hâlde (yasaları var) “otopark bedeli”, “yüksek inşai harç ve vergiler” ileri sürülerek (tabii uğraştırılmak ve zaman kaybettirme tehditleri de -2 yıl falan- cabası) insanlar KORKUTULDU, ÜRKÜTÜLDÜ!

    Son yıllarda Tarlabaşı’nda mülk edinenlerin sosyal ve kültürel kökleri incelenebildiğinde, “idare ile uğraşamam” diyenlerin, haksızlığa karşı (bir de para verip yer almış-amacı çevreye yararlı olmak idealleriyle dopdolu) isyan edenlerin çok sayıda olduğu bir gerçekse, KİMİ SUÇLARSINIZ SİZ?..

    O masum hayalleri olan (evi yaptırıp oturacak, belki gelir elde etmek için kiraya verecek ve dahi böylece banka kredi borcunu ödeyecek) küçük yatırımcıların çok utanarak söylüyoruz ki “IRZINA GEÇİLDİ!”

    Bir çoğu küstü ve o evleri aldıkları gibi, bıraktılar ve o bölgeye karşı nefret oluşturdular! Satan da oldu, dayanabileceğini düşünenler, öylece o binaları kaderine terketti… Belediye’nin hiç suçu yok mu canım kardeşim? BAĞIŞ… filan!… 30-40 m2 binaların tadilatı için istenen onbinlerce doları HİÇ DUYMADINIZ mı siz?…

    Yine örneğin; tüm Türkiye’deki taşınmazların emlak vergilerinin %10’u olarak herkesten tahsil edilen Tarihi Eserlerin Korunması ve Yaşatılması Fonundan bu bölge için kullandırılan bir KREDİ duydunuz mu?

    Bilmem size “ÇÖKÜNTÜ”yü anlatabildik mi?

    ART NİYETİ yani… Art niyet işbirlikçilerini, suç ortaklarını anlatabildik mi? Yani Tarlabaşı’nı bu hâle getirenleri aktarabildik mi?

    Anlatacağımız daha çok şey var:

    A.Misbah Demircan ve Beyoğlu Belediyesi, Çalık Holding,
    Tarlabaşı Zemin-altı Otopark müteahhiti Taşyapı, Şişhane Zeminaltı Otoparkı müteahhiti Paksu!

    Yukarıda bir yorumcu arkadaş “bu işler 10 yıllarca sürünür” diyor!
    Kamusal alanda “hile”ler yaparsanız, ayağınız her taşa TAKILIR!
    Özel mülkleri, Çalık’a (Gap inşaat) % ile ihale eder ve “İhlas İnşaat” ihaleye sözgelişi ikinci taraf (göstermelik) girerse, ihaleye girmek isteyenleri (bizlerin bildiği yabancı-uluslararası şirketler var) ima ile kaçırtırsanız; 22 Temmuz seçimleri öncesi o iki adet zeminaltı otopark projelerini taraf bile kurmadan ihale ederseniz;
    O İŞLER AYAĞINIZA DOLANIR da DOLANIR!

    Ama sözün kısası TARLABAŞI ziyan olur!

    Sizlerden ricamız; tüm bu anlatılanlar, birilerinin kente ihanete varan yaklaşımları kimseyi CAYDIRTMASIN, KÜSTÜRMESİN!

    TARLABAŞI ASLA BÖYLE KALMASIN!

    ASLA!

    Gelin doğruyu alelacele bulalım ve Tarlabaşı bir güneş gibi Beyoğlu’nda yeniden doğsun! Ama hakça, ama halktan yana!
    TARLABAŞI’na çakılan her doğru çivi Istanbul’a ve Beyoğlu’na hizmettir, daha da fazlası ibadettir!

    Sevgiyle kalınız!

  6. Beyoğlu Kazanacak

    Beyoğlu-Tarlabaşı aksında birçok parselin sahibiyim. Bu cümleden olarak “taşın altında elimiz var” demektir kastımız…

    Yukarıya aktarılanları hızlıca okumaya çalıştım. “İyiniyetli” birinci kişiler, “sorumsuzlukları” olanlar, “hariçten gazel çalanlar”, “işine öyle gelenler”, “çıkarı öyle emredenler”, “neye hizmet ettiğini bilemeyen” fikir sahipleri, “neye hizmet ettiğini bilen” bilgi sahipleri, “serveti olan taşınmazı elinden alınır mı” endişesine kapılanlar, siyasi kimlikleri-devlet gücü ile birleştirip özel mülkleri “müsadere” etme fikri talihsizliğine düşenler, “tarihi yapı düşmanları”, tarihi yapı denilince “çivi çakılmasın diye düşünen” öyle kalsıncılar, bu işlerden “ekmek” bekleyenler, Tarlabaşı’ndan “yolunu bulmaya” çalışan birtakım uyanıklar, böyle sürsün-gitsin diye düşünenler,uyuşturucu ve hap-satıcıları, beyaz-kadın tacirleri, kapkaççılar, hırsızlar, kumarhaneciler, gayrısıhhi işler yapan esnaflar, konut sorununu mülk sahiplerinin “evlerine çökerek” halledenler, bina işgalcileri, bina tadilatı taleplerini “işte kazlar geldi, nasıl da yolsak” diye ellerini ovuşturarak karşılayan belediye ilgilileri, güvenlik konusu edildiğinde “biz oralara nasıl gireriz beyefendi-hanımefendi” diyen içişleri yetkilileri, Tarlabaşı’nda “siyasi burçlar yaratacağını” zanneden kimi etnisiteler, buraları “renkli” diye düşünüp, bir-iki ay konaklayan “sıkıldığında arkasına bakmadan giden” turist-yabancılar, paralarına daha çok para katarızcı spekülatörler, doğru-yanlış herşeyi birbirine çorba edip anlatan emlak komisyoncuları, ucuz ev buldum diye düşünenler, samimi restorasyon-restitüsyon yanlıları, Beyoğluseverler, “Tarlabaşı’na çivi çakan hacca gitmiş gibi olur” diye düşünenler, Tarlabaşı’nda iyi şeyler yapacağım idealizmiyle para kaybedenler, müesses nizamcılar, idareyi maslahatçılar, mevcut iktidar sahipleri, yiyiciler, rüşvetçiler, “rantsal dönüşüm”cüler, “Çalık”lar, uyanık yabancı yatırım fonları, bu konularda iş yapan firmaların maaşlı “çalışanları”, İyiniyetli-fedakâr meslek erbapları, mimarlar, mühendisler, plancılar, inşaat emekçileri ve BU GİBİ, ve BU GİBİ!.. İlânihâye…

    Yani… Bugün “Tarlabaşı Yenileme Alanı” düşüncesi her türlü koridora açık!

    Siz yukarıdakilerden (eksik olanlar mutlaka var) hangisi olmak İSTERDİNİZ???

    HAKTAN ve HALKTAN yana mı, yoksa???

    EMEKTEN, ÇAĞDAŞLIKTAN, TARİH ve KÜLTÜRDEN ve HERŞEYİN ÜSTÜNDE “İNSAN”DAN ve YAŞAMDAN yana mı, yoksa???

    Gelin bunları tartışalım!

    Ama asla TARLABAŞI böyle KALMASIN!..

    “RANT mı?” olacak ise “sahibi KENT” olsun!

    Söyleyecek o kadar sözümüz var ki… Sizin de mutlaka!..

    Tek bir mutabakatımız olsun, elele verelim:

    TARLABAŞI ASLA BÖYLE KALMASIN!

    Sevgiyle kalınız!

  7. Kemal Akgün

    Burada görüş yazanların bina sahibi, proje sahibi, belediye görevlisi, kiracı, istanbul aşığı, çalık çalışanı vb gibi konumlarını belirten açıklamaları yazılarına eklemeleri tartışmaları izleyenler açısından yararlı olacaktır. (yenilenmiş bina sahibi)

  8. Azmi İzmirli

    Deniz bey ben burada fikir beyan etmiyorum ki.
    Size de bir şey dediğim, ima ettiğim de yok. Ben sadece olanları anlatıyorum.
    Yani bu filmlerin benzerlerini daha önce gördük onlarda olanları anlatıyorum. Eğer desem ki “şunu şöyle yapın aman bunu yapmayın” siz haklı olursunuz. Ama böyle bir şey dediğim yok ki. Sadece bütün anlattığım benzer durumlarda geçmişte yaşananlar.
    Birde bu tür projelerin Avrupa’da elli altmış yıldır yapılagelen çok benzer uygulamaları var ki onlara hiç girmedim. Çünkü o uygulamlara girersem size zarar veririm diye korkuyorum. (Çünkü bizdeki yasaya benzer yasalarla Avrupa’da yapılan uygulamalarda fiilen sadece planları yapanlar söz sahibi oluyorlar, kalanı da -kamu olsun, inşaat firmaları olsun, malsahipleri olsun- takdir edilen neyse onunla yetiniyor.)
    Bir fikir beyan etmiyorum ki sabit olsun ben olanları söylüyorum sadece. Beyan ettiğim tek fikir sayılabilecek şey kendi adıma daha iyi bir kentte yaşamak arzusu.
    O da müsade ederseniz sabit kalsın.

  9. Deniz TAHTALI

    sizin kadar sabit fikiri insanların var olma ihtimalini
    düşündükçe bu ulkenin bu halde neden oldugunu gayet rahat anlıyorum
    burada konu insatların restorosyonların ne şekilde nasıl yapılacakları değil onunla ilgili bir sıkıntım yok konu burada yaşıyan zavallı gariban insanlara
    bir piyango vurmuşken onların kandırılıp buralardan uzaklaştırılması demek benim bu proje ye başından sonuna kadar
    golge yapacagım anlamına gelir .
    bakınız burası BEYOGLU burada spor ayakkabılı yaşamak için hırsızlık yapanlarıda gördük , takım elbiseli memleket satanlarıda
    burası bir okuldur bizlerde çalışkan ögrenciler
    sizin çöküntü alanı diye bahsettiğiniz alanlar bizim için saflığın ,temizliğin adamların ,insan gibi insanların yaşadığı alanlar
    eyer buradaki insanlara bir yüklenici firma bazı çıkar gruplarına
    peşkeş çekmek için bu insanların coluk cocuklarının rızıklarını ,geleceklerini gasp edecekse kimseye yedirmem ,benim tarlabaşındaki binama ihtiyacım yok burası olmasada benim gelecegimi idame etireceğim gidecegim yerimde var işimde
    beni araştırın benim her hangi siyasi bir partiyle ,herhangi bir örgütle en ufak bir balantımı bulun ben varımı yoğumu sizlere hibe edecem .
    bu projede bizlere yaptıkları teklifler aynı kalsın ,bu projeyi engellemek için elimden gelen herşeyi yapacam ,sizleri temin ediyorum en az on yıl buraya kazma dahi vuramıycaklar
    hodri meydan

  10. Azmi İzmirli

    Bizde genellikle bir müteahit gelir, belirli bir oranda pay verir binayı yapar satar gider kimse de birşey demez. Yüzde de değişir. Kimi yerde yüzde otuz kimi yerde yüzde yetmiş yerine göre, arsasına göre değişir. Bunun tek koşulu satılabilirliktir. Öncelikle buyüklüğün buna uygun olması gerekir. Bunu yapabiliyorsa ancak Kat karşılığı anlaşması yapabilir. Geçmişte tarihi özelliği olan pek çok yerde bu sistem işlemedi. Çünkü çoğu yerde parseller yeterli büyüklüğe sahip değillerdi. Çünkü sit koşulları, Anıtlar Kurulu yenileme yapılmasına engeldi. Dolaysıyla da bu semtlerde diğerlerindeki kadar değer artışları olmadı.
    Bu yasanın ve buna bağlı yapılan avan projenin en büyük özelilği bu olumsuz bloke olmuş durumu değiştirmesi. Ve yeterli büyüklükleri, yapı fiziği şartlarını, altyapıyı sağlamaya çalışan bir proje olması. Ama koşulları var. Bu proje sadece yapı yapmayı değil tarihi doku içinde yapı yapmayı taahüt ediyor. Bunun koşulları diğerine göre daha zor ve ağır. Kurullardan geçmesi gerekiyor. Olumlu olumsuz tepkilere çok açık. Bölgenin imajı çok kötü. Öyle ki binaların çok önemli bir bölümü boş. Kullanılamıyor.
    Tüm bunları göz önüne alınca yeterli büyüklükte ve koşulları sağlayan konut yada işyeri elde edebilme büyük önem kazanıyor. Ayrıca da semt bu aşamada imaj ve kullanım şekli değişikliği nedeniyle değer kazanıyor. Yani getirilen mimari bile tek başına bir değer katıyor. Bunlar çok yönlü şeyler.
    Bunları da düşünmekte yarar var.
    Türkiye’de kat karşılığı sözleşmeleri plan üzerinden genellikle yapılmazlar. Çünkü planın yapılabilmesi büyük bir masraf demektir. Hiçbir müteahit de ortada bir güvence yokken bu riske girmek istemez. Buna karşılık yerle ilgili imar durumu alınır. Bu imar durumuna göre haklar oluşur ve paylaşılır. Bu imar durumuna göre proje hazırlanır ve yapılan kat karşılığı sözleşmesine göre de projede ne varsa paylaşılır.
    Yani diyelim ki Bağdaş Caddesinde 300 m2 arsanız yada arsası olan eski binanız var. Siz müteahitle anlaşmanızı sözgelimi Kadıköyde Bağdat Caddesinde 2,07 olan imar emsali üzerinden yaparsınız. Ortada bir avan proje bile bu aşamada olmaz. Sadece genel tanımlamalar yapılır. 300×2,07 neyse onu paylaşırsınız.
    Sizin burada imar durumu yok. Çünkü tarihi sit alanı. Her yapının durumu farklı. Binaların kısmen yada tamamen korunmaları gerekiyor. Bu durumda ne yapılabilir? Şimdi yapılan. Yani bir avan proje hazırlanır ve onaylandığı zaman da şu Kadıköy örneğindeki 2,07 katsayısındaki gibi (başka imar maddeleriyle birilkte) gibi bu bölgenin imar durumu olur.
    Anlaşmadan sonra hazırlanan uygulama projelerinin de bu avan projelere uygun olması yasal zorunluluktur. Buna da çeşitli nedenlerle uyulur. Yani müteahitin üç kat yapacağım dediği yerde normal koşullarda beş kat yapıp açıktan menfaat sağlaması pek mümkün değildir.
    Yeni yasanın bence getirdiği en büyük avantaj, parsel yerine ada bazında müdehale getirerek yeterli kullanım alanlarını ve yapı fiziği koşullarını sağlayabilmesi. Geçmişte parsel bazında yapılan bir çok restorasyon başarısız oldu. Ne istenilen değer artışı sağlanabildi, ne de yapı büyüklükleri, binalar yine boş kaldılar.
    Mimarlar Odasının açtığı yasanın iptalini isteyen dava ise hem mimarların, hem bu semtlerde mal sahibi olanların hem de bu tarihi dokuların aleyhine. Çünkü sürekli kötüye giden durumun devamını hedefliyor.
    Çöküntü sadece değerlerin düşmesini, marjinalleşmeyi, tarihi dokuların da hızla yok olmasını getirir.

  11. Haluk Esmer

    Yahu arkadaş dünyayı iki kısma ayırmışsınız. Sizden olanlar ve sizden olmayanlar. Sizden olanlar, akıllı, zeki, yakışıklı, sınıfının bilincinde, ekmek kavgası veriyor. Kalanı da kötü, bilinçsiz… Anladığım kadar sizin tuzunuz kuru, istediğiniz ayrımı sabah akşam yapabilirsiniz. Dünyayı kurtarır teoriler üretir pratiğe dökersiniz.
    Sizler ne kadar da ulu kişilersiniz.
    Umarım çabuk uyanırsınız.

  12. Azmi İzmirli

    Fener Balat Projesinin başlangıçta dört ayağı vardı.
    Bunlar:
    1.Binaların onarımı: iç, dış, ıslak hacimler, doğrama ve duvarlar ayrıca taşıyıcı sistem.
    (İstanbul’un geçen yüzyılda yapılmış binalarındaki sorunlar: dışın tuğla için ahşap yada volta döşeme olması- her iki durumda da cephe/döşeme bağlantılarının çürüme/paslanma sonucu zayıflaması ve bir depremde yada kendiliğinden sokağa doğru çökecek olması- Binaların yaptıranların para durumu ile bağlantılı olarak küçük parsellere eh işte sığacak şekilde küçük evler yapmaları ve bunun büyük bir kısmının merdiven kovalarına gitmesi geriye fazla bir alan kalmaması- ıslak hacimlerin sonradan ilave edilmesi mutfak, banyo ve wc’lerin yeterli sağlık koşullarına sahip olmamaları, zeminden kaynaklanan sorunlar, çatı ve cephelerde su ve ısı yalıtımı sorunları, duvarların kondansasyon yada doğrudan filtrasyon nedeniyle rutubet içinde olması….)
    2.Sosyal projeler: Eğitim ve sağlık projeleri. Meslek kursları açılması ve doğum kontrolu ile anne-çocuk sağlığı ile ilgili projeler.
    3.Altyapı projeleri: altyapının iyileştirilmesi, çöp toplama sorunu için yeni çözüm üretilmesi, ulaşım …altyapısının iyileştirilmesi.
    4.Kentsel donatı ve düzenleme projeleri: spor alanları, çocuklar için kurslar, kentsel düzenleme projeleri (sokakların yeniden düzenlenmesi vs.)
    Bunun örgütlenmesi ise bir politik meclis (finansmanı sağlayan taraflar -Yerel yönetim, Avrupa Topluluğu, Türkiye, ve diğer katılımcılar -kredilerin kullanımını denetleyecek kuruluş: başlangıçta Fransız Anadolu Araştırmaları enstitüsü…), teknik kuruluş (Projeleri hazırlayacak ve uygulamaları kontrol edecek kuruluş), Kooperatif (Malsahiplerinden oluşacak ve masrafları karşılayacak bir kooperatif) ve uygulama firmaları şeklinde düşünülmüştü.
    Ancak Türk tarafının mali katılımının sağlanması mümkün olmadı. Toki kredilerinin o dönemde on yılı aşan yerlerde kullanılması mümkün olmuyordu. Ayrıca mülkiyet ve kiracı sorunları vardı.
    Restorasyon konusunda maliyetler Türkiye’de bence gereksiz yere çok yüksek, bürokrasi de hem çok ağır hem de gereksiz yere çok fazla detaycıdır. (Hatta bazen kurul rölöve onayı verene kadar bina bile yok olup gider)
    Mimarlar Odası en yüksek tarifeden asgari proje bedeli uygular. (basit bir ahşap binanın proje bedeli lüks bir yeni villadan daha yüksektir) Ayrıca kullanılan onarım teknikleri hem pahallı hem de uygulanması zor tekniklerdir. Yapıların aslına uygun olarak onarılması genellikle halkımızca kabul görmez. İnsanlar ahşap yerine betonu tercih ederler. En önemlisi evlerin büyüklüğü mutfağına bir buzdolabı bir bulaşık makinesini yerleştirmeye çoğu yerde elverişli değildir. Salonda bir yemek masası ve bir oturma grubu için bir çok örnekte yeterli yer yoktur. Bu nedenle İstanbul’da onarıldığı halde, hatta değiştirildiği halde kullanılamayan çok sayıda tarihi eser vardır.
    Fener’de, Balat’ta malsahiplerinin mali durumu bir borçlanmaya çok uygun değildi. Krediler için yasa çıkartıldı ama gereken yönetmelik maliye bakanlığının karşı çıkması üzerine çıkartılamadığı için proje bu şekliyle uygulanamadı.
    Sonuçta Avrupa Topluluğu karşılıksız bağış türünden bir yardım yaptı ve bu yardımlarla kurulan teknik büro denetiminde çok sayıda binanın dış cephe ve çatı onarımı ihale yöntemi ile gerçekleşti.
    Sosyal proje, altyapı projesi (bir çöp toplama konusu dışında), kentsel donatı ve düzenleme projeleri ise öngörüldüğü şekliyle gerçekleşemedi.
    Bu nedenle Fener Balat’ta uygulanan projenin tam olarak amacına ulaştığını söylemek mümkün değil ancak bence en önemli katkısı da tarihi alanlardaki bizim devlet yapımızdan, sosyal yapımızdan, eğitim ve kültür durumumuzdan kaynaklanan sorunları ortaya çıkartmış olması.
    İlk aşamasında, projenin mali raporunun hazırlanmasında görev aldığım bu çalışma bence on yılı bulan tarihinde bu durumu çok iyi ortaya çıkartmıştır.

  13. Azmi İzmirli

    Deniz bey;
    Anıtlar kurulu ile toplantı yaptığınızı İstanbul biliyor. Buna benzer bir toplantı da Sulukule de yaşayanlarla yapılmıştı. Bunlar gizli saklı şeyler değil.
    Ayrıca mimarlar odasına da gittiğinizden de haberimiz var, genellikle böyle bir durum olunca en fazla birkaç gün içinde herkesin haberi olur. Çünkü sizin projeniz çok göz önünde bir proje her kesim üniversitelerden sivil toplum örgütlerine çok yakından takip ediyor. Bu konuyla ilgili üniversitelerde toplantılar düzenleniyor, tartışmalar yapılıyor. Yani öyle kıyıda köşede kalmış kimsenin ilgilenmediği bir konumda değilsiniz. Bu ilginin sebebi de Çalık filan değil. Sizin aynı zamanda Türkiyenin genel olarak bütün kentleri ve çöküntü alanları için bir pilot proje olmanız. Burada ki deneyimin başarılı olması durumunda Türkiye’de çok şeyin değişmesi. Öncelikle mimarlık, şehircilik alanında, bölge yaşayanları açısından ve imarla ilgili mevzuat açısından. Onun için bende ilgi ile izliyorum.
    Ayrıca bu proje İstanbul’da uygulanmakta olan tek proje de değil bir başka örneği de Fener Balat’ta halen uygulanmakta. Orada Avrupa topluluğu finansman sağladığı için ilk etapta 60 dolayında binanın dış cephe ve çatısı onarıldı. Yani sizin söylediğiniz şey bir noktaya kadar orada gerçekleşti. Ama sonucun semti kurtardığını söylemek pek mümkün değil. Çünkü iç mekanlar olduğu gibi duruyor. Küçük parsellerden kaynaklanan sorunlar duruyor. Oda büyüklüklerinden, mutfak, tuvalet ve banyoların durumundan kaynaklanan sorunlar duruyor. Taşıyıcı sistemlerden kaynaklanan ve deprem riskinin büyüklüğü olduğu gibi duruyor. Kullanılmayan terkedilmiş yapılardan kaynaklanan sorunları duruyor. Bunları çözmek pek mümkün olmadı. Bu aşamaya kadar yapılabilenler de karşılıksız bir bağış bulunduğu için yapılabildi. Yani heryerde uygulanabilir bir yöntem değil.
    Ahmet beyin Müze önerisini destekliyorum. Bunu size karşı yaptığını da hiç sanmıyorum. Buradaki amacı olsa olsa projenin insani ve kültürel yönünü vurgulamaktır. Zaten mimarlar odası da Tarlabaşı projesinin kültürel donatı bakımından eksiklerinin olduğunu söylüyordu. :Bu tür müzeler dünyada artık açılmaya başladı sizin saydığınız nedenlerle ve bir daha bu durumlar olmasın diye açılmaya başladı. Bence desteklenmeli.
    Her yazdığım not tepkilere neden oluyor. Üzerime etiketler yapıştırılıyor. Garip sonuçlar çıkartılıyor bu durum beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü hakettiğimi hiç sanmıyorum.
    Ortada güzel bir semt var. Çok daha güzel olabilecek bir de potansiyel var. Uzlaşma sağlanırsa neden olmasın diyorum. İyileştirmenin önemine inanıyorum. Çünkü özellikle de artık “depremde yıkıntı altında kalmış insanların kokusunu duymak istemiyorum.”
    Bir kez daha Çalık malık umurumda değil.

  14. Deniz TAHTALI

    sayın mimar arkadaslar
    asıl ilgi alanım ritim sazlardır ,ama bugun bütün bir orkestirayı
    yönetiyorum.
    proje kapsamında 287 bınanın 22 tanesi tamamen bos
    13 veya 15 arası bınalar kira ve herhangibir bedel ödemeden işgal atında
    geriye kalan yerler de insanlar yaşamlarını idame ettirmekte
    hernekadar terimlerinizi bilmesemda inşaat sektörüylede ugrasan biri olarak buralar restore ,güçlendirme ve kücük binalar aslına uygun titiz çalısmalarla rehabilite yapıla bilir .
    yıkıp yapmak tarlabaşını burcuvalaştırır ,degerlendirmez. şuda var buranın tarihi bize ait ermeni ve rum vatandaşlarımız devlet politikalrıyla burdan gitmis olabilir ,bunu ne siz ne biz yaptık .selanikte mezartaşarı sökulurken ,solingende katliyam yapılırken , ist.merkezinde 4 eylulde türk bayragı acan adam öldürülken ,trablusgarp libya olduysa bunların sebebi ne siz nimarlar nede tarlabaşında yaşamını idam ettirmeye ugraşanlardır
    ugraşanlar diyorum burada yaşamak tesadüf dür ,buralarda 30 40 tane bina sahibi yok boş ve virane diye 504 hisseli mulk sahibi ve 1000 1200 kişinin yaşadigi bir bölgede hangi hak sahibine hangi esnafa soruldu burayı nasıl ,ne şekilde napalım diye projenin başından beri destekledık ,belediye şeffaf olmayı reddetti ,sizlerin çöküntü dediginiz yer burada yaşıyanların kimseye muhtac olmadan hayatını sürdürdügü yerler ,çoluk cocuklarına gelecek saglamak için didindikleri yerler
    siz kimseye beğemmessiniz yapınız bu mimarlık mesleginin temeli budur yaratıcılık sizler isterseniz çok şey yaparsınız isterseniz
    mimar sinan gibi bir atamiz var ,onun adına yakışanları yapın ,yapmak istediginizede eminim.
    bize saygılı olursanız saygıyı gorursunuz ,hak ettiginiz gibi
    burada deprem tehtidi sosyal proje yok oyle birsey
    -x- fırması buraya depremden burada yaşayanlarımı kurtarmayamı geldi ,kiracıları ev sahibi yapmayamı geldi
    bal tutan parmagını yalar .ama adabı mahşer kurallarına göre yapsın 70 yaşında ayşe teyzeyi kandırarak değıl
    onurunuzdan ve ıdeallerinizden taviz vermeyin,yada çikın diyinki ben çalık malık adına çalısıyorum .anıtlar kuruluna gidildigini 15 20 kişinin haricinde kimse bilmiyor ya bizdensiniz ya onlardan bizden değilseniz dürüst olun ve haklıysanız haklılıgınıza
    beni ogle bir inandirinki arkanızdan çantatanızı taşıyım.

  15. Azmi İzmirli

    Ben mimarım. Her ne kadar depremden bu yana proje çizmek içimden gelmediyse de onun öncesinde çok uzun bir geçmişim var. Proje ve maket konusunu biraz bildiğimi sanıyorum.
    Eğer İstiklal Caddesinde projesine aykırı uygulama yapıldığını düşünüyorsanız hemen Anıtlar Kuruluna başvurun. Bunun cezası çok ağırdır.
    Ayrıca söylemeye çalıştığınız gibi müteahit grubunu yada belediyeyi değil öncelikle sizi savunmaya çalışıyorum. Bunu da daha güzel bir Tarlabaşı’nın ve İstanbul’un hayali ile yapıyorum.
    İşte size bir örnek beğenelim beğenmiyelim, hangi partiden olursak olalım Talimhane’de dolaşmak hoşunuza gitmiyor mu? Benim derdim bu tür yerlerin sayılarının artması.
    Koşulsuz hoşlanıyormuyum Talimhaneden? Kesinlikle hayır. Talimhane’de benim de dünya kadar eleştirim var. Anormal kat çıkmalar, devasal yapılar…. ben kendi hesabıma bunları artık görmek istemiyorum. Ama yine de Talimhane hoşuma gidiyor. Çünkü iyi kötü bir gelişme oldu.
    Sizi buna benzer bir gelişmede engel olarak da görmüyorum. Tam tersine kendi haklarınızı savunarak bulacağınız bir uzlaşma noktası herşeyden önce semtinizin yani sizin yararınıza olacaktır. Tıpkı yukarıda olduğu gibi.
    Korkum meslek odalarının meslekten uzak ideolojik baskısı ile eski ilkel çöküntü durumunun devam ettirilmesidir. Çünkü eğer bir iyileştirme yapılmazsa bu gün yarısı boşalan semtin yarın tamamının terkedilmeyeceğini kimse garanti edemez.
    Yani özetle semtinizi o perişan durumundan kurtarın da nasıl yaparsanız yapın, kim yaparsa da yapsın. Kurtarma sizin yararınıza. Zaten bu gidişle bir on yıl sonraya semt filan da kalmayacak..

  16. Ahmet Birhan

    Yani yanlış anlaşılmasın kat çıkarak yada bodrum inerek m2 artışı pek mümkün değil gibi görülüyor. (Kurul kararları bu konuda son derece bağlayıcıdır.) Ama yine de tereddüdünüz varsa onu bir sözleşme şartıyla bağlayabilirsiz. Bir avukat bunu sizin için kolayca çözümleyebilir.

  17. Ahmet Birhan

    Latif bey tepkinizi anlamadım ben sizi savunmaya çalışıyordum. Dediğim şey de geçmişte bu acılar yaşandı tekrarlanmasın. Çünkü bu bölge azınlıkların mallarını, İstanbul’u ve Türkiye’yi terkedip gittikleri yerler. Ben 6-7 Eylülde de 1964 de yaşadım. Önerim buradaki durumu anlatmak için bir müze yapılması. Her bir evin tarihinin çıkartılması. Kim yaptırmış, kimler oturmuş ne amaçlarla kullanılmış nasıl el değiştirmiş kimler satın almış yada yerleşmiş ve hangi amaçla kullanılmaya başlanmış? bunun sizi rahatsız eden kısmını gerçekten göremiyorum anlatırsanız sevinirim.
    Tarih profesörü olmaya gerek yok bütün bunlar için, ayrıca bence bu müze konusu Türkiye’de her yerde olmalı. Çocuklarımız da geçmişlerini bilmeli bence bu çok önemli. Ama siz istemeden kırdıysam yada desteklemek isterken sorun yarattıysam da özür dilerim.
    Bir ufak söz de bir üstteki yazı ile ilgili gerçi beni ilgilendirmiyor ama maketten büyüklükler anlaşılır, zaten maket de onun için yapılır. Toprak altındaki durumda projede gösterilir yanlış hatırlamıyorsam sergide projeler de vardı.
    Eğer size az gösterip çok yapmalarından korkuyorsanız şartlı anlaşmalar yaparsınız olur biter. (Bizim hukukumuzda bu mümkün) Yani dersiniz ki bu sözleşme şu şartlar için geçerlidir eğer m2 artışı olursa bu sözleşme şu şekilde değiştiriecektir. (Bunun çözümü aslında çok kolay.) Ama Azmi beyin anlattığına göre bu pek mümkün değil gibi görülüyor.
    Saygılar.

  18. latif

    Azmi bey

    Mesleğinizin ne olduğunu bilmiyorum ama sizi tenkit etmek gibi olmasın ama konuşmalarınızı sanki tanıyorum!!!!! birincisi bir projenin durumunu maket üzerinde değerlendirdiğinizde sizi bir çoçuk dahi ciddiye almaz. beyoğlu beldiyesinde işler maket mi yoksa projeyle mi yürütülüyor maket ne zamandan beri proje sayılıyor. bence siz demogoji yapıyorsunuz asıl meseleleri bırakıp olayı farklı boyutlara taşıyorsunuz,artı bizler zaten projeye karşı olmadığımızı defalarca söyledik, evet dernek başkanı ,belediye ve şirket yetkilileri gittiler ama boşa gittiklerini ben bilecek kadar kafam çalışıyordu çünkü buda görüşmeler sonucu bir oyalama taktiği idi neden mi çünkü derneğimizin eline bir proje verilmeden göstermelik olsun diye alıp götürdüler ki aa bakın işte aynısını yapıyoruz diye noter vazifesini gördürdüler e ben size bi örnekleme yapim istiklalde demirören gurubun yaptığı alışveriş merkezinden de haberiniz vardır elbet oraya aynı belediye 30 metre aşağı inmesine izin veren belediye kendi projesine mi vermicek. o bahsettiğiniz anıtlar görüşmesinde aynı soruyu dernek başkanı anıtlar üyelerine sorduğunda verilen cevapta şu o belediyenin insiyatifinde biz ona karışmayız. kaldıki onaylı proje üzerinde anlaşma yapsak bile belediye bi tadilat projesiyle turizm alanı ilan edip isteği kadar değişiklikle ekstra alan yaratıp mal sahiplerine hiç bir şey vermeyebilir. GÜZELLİKLERE ,GELİŞMELERE, İYİLEŞTİRMELERE, SERMAYEYE KARŞI DEĞİLİZ SADECE ADİL BİR PAYLAŞIM İSTİYORUZ.

  19. Ahmet Birhan

    Azmi bey bir konuda çok haklı. O da mal sahiplerinin rızası konusu. Çünkü geçmişte burada yaşayan insanlar rızaları dışında gönderildiler. Varlık vergisiyle o yetmedi 6-7 Eylül olayları ile o da yetmedi 1964 Kıbrıs olayları sırasında, o da yetmedi bölge uyuşturucu ve fuhuş için serbest bölge haline getirilerek….
    Türkiye’de bu oyun artık sona ermeli. Çünkü insanlara yarar getirmediği, ağlayarak ayrılanların acılarının kalanları mutlu etmediği, onların zevkle kullandıkları evlerin nasıl harabelere döndüğü, semtlerinin nasıl çöktüğü meydanda. Giden “seviyeli insanların” acısını hala hissediyoruz.
    Onun için rıza, geçmişte yaşananları bir kez daha tekrarlamamak için çok önemli, bir de burada tüm bu tarihi anlatan bir küçük müze olsa çok iyi olurdu diyorum. Kim nasıl yaşadı? neler yaptılar? kimler geldi kimler geçti? Bunları tesbit edip gelecek nesillere anlatacak küçük bir semt müzenin olması bence çok iyi olurdu.

  20. Azmi İzmirli

    Latif bey,
    Tarlabaşı sergisinde hangi binanın kaç kat olacağı açıkca görülüyor. Kat sayısında artma mı var yoksa azalma mı? onlar da açık seçik görülüyor gizli saklı bir tarafı yok projenin. Herşey anladığım ve gördüğüm kadarı ile ortada.
    Yenileme kurulu da bildiğim kadarı ile bu projeyi bir sınır proje olarak kabul etti. Yani bunu arttıramazsınız “yapacağınızın aşağısı da yukarısı da budur” dedi. Hatta duyduğuma göre semt halkı ile yenileme kurulu birlikte toplantı bile yapmışlar ve hatta semt halkı “madem toplumcusunuz, toplumun hakkını savunuyorsunuz bizim de proje payımızın kat arttırımı ile arttırılmasına destek olun” diyerek mimarlar odasına bile gitmişler. ( onlar da “toplumcuysak bu anlamda ve o kadar da değil!” türünden bir cevap vermişler) Yani proje ortada, kat artıyor mu azalıyor mu o da belli. Benim projeyi beğenmemin nedenlerinden birisi tam olarak da yapıların makul mantıklı bir yükseklik içinde kalmış olmaları. Yani Tarlabaşında yükseklikler biraz daha fazla tutulmuş -Tarlabaşı bulvarının genişliğinden ötürü sanıyorum- arkada da daha alçak -sokakların çok dar olmalarından ötürü-. Anladığım kadarıyla eğer otopark yapılacaksa bu alanda kiraya vermek için değil konutlarda yaşayanlar araçlarını sorunsuzca park etsinler diye. Yanlışım varsa düzeltin lütfen.
    İstanbul’da çoğu yer araçlar yüzünden yaşanılamaz duruma geldi.
    Bu proje de tüm bunlara alternatif çözümler üretiyor. Ve en önemlisi Tarlabaşına yaşama şansı tanıyor.
    Ben de gelecekte tıpkı geçmişte Süleymaniye’de yaptığım gibi dostlarımı alıp gururla bu semtte gezdirmek istiyorum. (Benim de ücretim bu eğer bir menfaat söz konusu ise.) Hem semtin tarihini yansıtan korunan binaları hem de çağdaş mimarlık örneklerini sunmak istiyorum. -Geçenlerde Santral İstanbul’a gittim göğsüm kabardı bir mezbelelik bu kadar mı güzel bir Üniversite Kampüsüne dönüşebilirdi?
    Aralarında Tarlabaşı projesinin mimarlarının da olduğunu bildiğim bu mimarları candan tebrik ederim. Ben bunu istiyorum. Yoksa söylendiği gibi katlar, işmerkezleri, yüksek binalar -şahsen hiç ısınamadım- değil.
    Ayrıca gayet tabi bende hiçbir şekilde malsahiplerinin haklarını korumasına karşı değilim. Gayet tabi. Bunun, yani toplumsal uzlaşma ve rızanın benim için de ön koşul olduğunun da altını çizdim.
    Saygılarımla

  21. latif

    Azmi izmirli bey

    Deniz bey’e yazmış olduğunuz yazıyı okudum. herkes kendi çapında bi şeyler konuşuyor.Yazınızda bana cevap hakkı doğduğu için size bunları yazmam gerek. Bakın Azmi bey isterseniz meseleyi üç boyutu ele alalım

    1- Mal sahipleri olarak yani projenin hissedarları.
    2- Orda oturan hem kiracılar hemde mal sahiplerin durumu
    3- sizin’de olduğunuz gibi istanbul sevdalılığı olarak değerlendirelim.

    Mal sahipleri tabiki haklı olarak avazları çıktığı kadar bağıracaklar
    buda en tabi hakları hatta diyebilirimki bu insanlar daha haykırmadılar bile ki bence yanlış yapıyorlar çünkü ordaki adaletsizliği birileri tüm insanlara anlatması lazım ama bence mülk sahiplerin iyi niyetle projeye yaklaştıkları için ve GAP şirketiyle belki bu işi sulh içinde çözeriz dediklerinden olabilir.
    Beyefendi yukardaki yazımda bi takım nedenleri anlattım şirketin mal sahiplerine yaklaşımları hakkında ama yinede bir iki şey ilave edeyim. Gap şirketi şu ana kadar anlaşmak üzere görüşmelere çağırdığı hangi mal sahibinin önüne adam gibi bir sözleşme koymuştur, kendilerine teklif ettiği ya hisse oranı yada parasal karşılığın ne olduğunu ifade eden bi belge varmı. Dağ başında mı yaşıyoruz ki her şeyi ayak üstü götürmece yapıcaksın yok bi şey ama DENİZ bey ben malımı canım pahasına korurum demesi tuhafınıza gidiyor.Bakın beyefendi burdaki adaletsizlikleri o kadar uzatıp anlatabilirimki saymakla bitmez.Bir örnek daha vericem ve burdaki rantın durumunu çok daha iyi anlarsınız ama siz bunları benden daha iyi bildiğinizide biliyorum.
    görüşmeye çağırıldığımızda ellibin tane fasa fiso anlatıyorlar,ama biz en doğal hakkımız olan inşaat hakkında bilgilenmek üzere soru sorduğumuzda hep yalan dolan şeyler gercek dışı sözler söylüyorlar e buda tabiki canımızı sıkar dilekçelerle bu sorularımızı belediye ye sormamıza rağmen net cevap vermiyorlar, soruyorum mal sahibi olarak proje nedir kaç katdır ne yapılacak ve bana ne verilecek belediyenin cevabı şu spk değerlerine göre evinize bi değer verilmiş ve size projede bir yer verilecek aynı bu şekilde belediyeye 9 10dilekçe verdim ve cevep hep böyle kaçamak yahu ben resimi yazıyla öğrenmek istiyorum ne alacağımı yok öğrenme proje hakkında bilgi istiyorum taki kamuoyuna açıklanmadan cevap verilmiyor ya bu gizlilik ne için bilgi edinme kanununa göre 15 gün içinde dilekçenize yanıt verilmesi gerektiğine rağme bir birbuçuk ayda cevap veriliyor o da kendilerine göre taşlarını yerine koyduktan sonra. Diyorlar ki GAP şirketi 1.etap yenileme için 100 milyon dolar yatırıyor bakın projenin saklanma sebebini örnekle anlatayım proje alanı 20.000 m2 bu alanda 1 kat fazla attınmı 20.000×3000 dolardan eder 60.000.000 milyon dolar işte burdaki rantı gördünüz mü ha 3000 doları şundan söylüyorum mal sahiplerine ilave sattıkları m2 lerden istedikleri rakam olduğu için yazdım inşaat birim maliyetlerini de yazmama gerek yoktur herhalde örnekler uzatılabilir.ama işim çıktı çıkmam lazım diğer maddeleride sonra yazarım herkese iyi günler

  22. Azmi İzmirli

    Deniz bey,
    Emin olun Çalık’la filan hiçbir ilgim yok. Ben sadece İstanbul’un her geçen gün biraz daha kötüye gitmesinden, bu kötüye gidişin sorumlularından, sorumluların ikiyüzlülüğünden bıktım. Eski ve gerçek İstanbul’u göreceğim diye saçmasapan Türk filmleri koleksiyonu yapıyorum. Mimdap’ı da çok seviyorum çünkü sadece gerçek anlamda demokrasiden yana olmakla kalmıyorlar aynı zamanda içi dolu bize estetiğin güzelliğin ne olduğunu anlatan örnekler gösteriyorlar. Bunlar da olmasa, ot gibi yaşayıp çirkinliklere nasır tutacağız.
    Eğer benim gibi düşünenlerin Çalık’tan maaş aldıklarını düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz ve Çalık’a haketmediği bi paye kazandırıyorsunuz. Çünkü İstanbul’u sevenler olarak sayımız çok fazla. Ayrıca her geçen gün biraz daha çöken, batan “mimarlık düşmanlarının” eline düşmüş bir kentte ne yapılabilir diye araştırıyor kendi köşelerimizde çözümler üremeye çalışıyoruz. Sizin Çalık holdinge mal ettiğiniz bizim İstanbul’u seven mimarlara mal ettiğimiz (kim parasını verip yaptırmış -kimsenin mağdur olmaması şartıyla beni ilgilendirmiyor- tıpkı bugünki Tarlabaşını da kimlerin yaptırdığını orada oturmasına rağmen çoğu kişinin bilmediği gibi) bu projeleri de bu anlayışla değerlendiriyorum ve destekliyorum.
    Geçen gün bir Tarlabaşı sakini yazısında “keşke kamu yararına o bölge yıkılıp yol yapılsa diyordu” beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü yirmi yıl önce de Tarlabaşı’nın yıkılmaması için dozerlerin önünde durmuştuk. -hatta dozerin operatörü yıkılan duvarın altında kalıp hayatını kaybetmişti- mal sahiplerine de üç beş kuruş kamulaştırma paraları ödemişlerdi- O zaman da emin olun Çalık’tan maaş almıyordum şimdi de…
    Bizim davamız İstanbul, bu konuda haklıyız ve tarih de bunu böyle gösterecektir. (Diyecektir ki bir tarafta içten hesaplı yöneticiler vardı, bir tarafta çoğunlukla onlardan aşağı kalmayan çevreler, bir tarafta alacağı payı arttırmaya çalışanlar, bir tarafta mesleklerini yapmaya çalışan zavallı mimarlar, bir tarafta da onlardan daha zavallı karşılıksız bir sevgiyle İstanbul’u sevip ah vah edenler-bizim gibi-)
    Deniz bey, buyrun yerinizi seçin
    Saygılarımla

  23. metin değirmenci

    deniz bey saçma sapanlığın doruğundasınız. sizin kendi yararınız dışında bu toplum için olumlu sayılabilecek nasıl bir yarar var acaba? üstelik diliniz, saygıdan uzak söylemleriniz… bu topluma daha önce ne verdiniz ve bu denli cüretli konuşmaya sizi iten nedir acaba?
    ne hukuk bilginiz var ne kamusal bir yaklaşım sizi ilgilendiriyor. mimdap sayfa açmış deşarj oluyorsunuz. bu kentin her tarafı dökülüyor ve bu malesef sizin gibilerin desteği ile devam edecek.
    geli (ya da gidin… ) yoksulluğa karşı birşey yapın ve muhalifseniz idareye, devlete neye ise sahiden mücadele edin. yok bana şunu vermiyorlar ben bunu istiyorum. onu senin meselen hukukun nereye kadar götürüyorsa git alıyorsan al, kazanıyorsan kaza, veriyorlarsa versinler. burada konuşulanların bununla ilgisi yok. siz sürekli bu mecraya çekip kendi özelinizi, mülk meselenizi herkese hakaret ederek gündeme getiriyorsunuz.
    saygılar

  24. Deniz TAHTALI

    kentsel bölüşüm projesi
    Azmi İZMİRLİ
    Sizin kadar sabit fikirli ,mantıksız yazılar yazan ,ÇALIK HOLDİNG’den maaş alip burada tarafsız gibi görünen ,ÇALIK
    MÜRİDİ zannedersem azdegildir .sende haklısın sınıfını daha yeni
    yeni buluyosun.
    biz tarlabaşı esnafı ve sakinleri olarak burada sermaye karşıtı degiliz.
    bizim şahıslarla işimiz yok kurumlarla var , insanların malını mulkunu elinden alıp bize yasa çıktı ,doktor biziz yok öyle ,dur bakalım biz bademcik amalyatı olmak istiyoruz .böbreklerimizde ve kalbimizde bir sorun yoktu .sen bıcak parası alcan diye
    ben neşter altına yatmam
    olay tamamen bu buyrun bu projeyi bende yapıyım sosyal ve hukuk çerçevesinde
    1. katkarşılığı oranını belırlıyenim yeni yapılacak insaatın
    yerin altına ve üstüne ne yapılıyorsa o orandan anlaşalım
    2.kiracıları madur etmiyceksiniz ya toplu konutlar TOKİ nin elinde kaldı oradan sıralamaya koymadan kiracılara daire verin
    3.inşaat süresince kira geliri olanların ,işletme sahibi olanların
    hak kaybını edepe ve adaba uygun bellibir miktarda tamamını olmasada birkısmını karşılayın
    4.burası tarihi bir bölge burdaki tarihi egeri olan 1. 2 .derece yerleri koru restore edilsin
    burdan sonrası hikaye ana maddeler bunlar burda eger gerçekten sosyal bir proje yapılacaksa anlaşma şartnamesinde bunlar ele anınacaktı tabi sen buraları çok istiyosan satanlar varolacaktır ve niekimde alıyosun razı et ver parsını al.sonra buraları ne istersen yap .yahudi ticareti böyledir hakkını vereceksin kul hakkıyla yarın ugraşmıycaksın
    gel gelelim belediye ve gap insaata apart oteller ,rezidanslar ,alişveriş ve entellektüel alanlar yaratacan
    burdaki herkese %10 ıla %20 arası dolapdereden yer vercen oda
    proje ev projesi diyecen
    bakınız anlaşmanın 17 madesı şoyle :mülk sahibi binasını eşyadan ve insandan arındırmış şekılde teslım edecek .
    diye madde var resmi elimizde ya size sormazlarmı
    demezlermi bu proje sosyaldi sınıftamı kaldı
    buralar virane deniyor ,evet oyle ınsanlar virane yerlerıne 3 5 kurus verıyosunz
    kıracılar 100 ytl 200ytl kıra oduyor
    satın aldıkları yerlere ihtarname kekılıyor ,kıra 500 ytl ,600ytl
    yav arkadas buralar vırane dıylrdunuz bukadar kıra bu ınsanlar odeye bılırmı
    hanı kıracıları dusunuyodunuz
    anlıycanız bu projede kanunu ve hukuki hiç bir temele oturmuyor
    istediginiz bılgı ve belgeler için
    02122566869 nolu tlf dan ve
    [email protected]
    dan köstek değil destek alabilirsiniz

  25. Semih Sulak

    Latif Bey,
    Tarlabaşında mülküm yok ama Tarlabaşı ile geçmişten gelen bağlarım var. Dalanın yıkımları sırasında çok mücadeleler vermiştik. Çünkü Dalanın yıkımlarının toplum yararına olmadığını, bir tarih ve kültür kıyımı olduğunu düşünüyorduk. Hala daha da düşünüyorum.
    Yazınızın baş kısmına tamamiyle katılıyorum. Ayrıca menfaatlerinizi savunmanıza da saygım gayet tabi var ve bence bu da çok önemli.
    Ben sadece geçmişte yaşadığımız çok acı veren bir dönemi anımsadım. Tekrarlanmasından korktuğum bir dönem bu. Tarlabaşının çok daha farklı olabileceğini, gerçekten çok düzeyli bir semte yeniden dönüşebileceğini biliyor ve savunuyordum. Bu nedenle Dalan’ın yıkımları sonucu yapılan Tarlabaşı Bulvarını savunmanızı da yadırgadım. -ayrıca o dönem için bile çok sembolik düzeyde kamulaştırma bedelleri ödemişlerdi-
    Selamlar

  26. latif

    semih bey kardeşim,ağbeyimde olabilirsin önce merhabalar.

    yazdıklarından şunu anlıyorum ki siz burda ( tarlabaşında) ne mal sahibisiniz,nede oturan bi kiracısınız. onun için sizden bizi anlamanızı beklemiyorum. bakın buranın böyle olmasından hiç kimse mutluluk duymuyor. Mal sahiplerin hiç biri projeye karşı falan değil.Herkes gibi bizlerde buraların ancak böyle bir projeyle temizlenip, kurtulabileceğini zaten söylüyoruz ve projeyi destekliyoruz. Ama bu şu demek değildir,belediye ve ihaleyi almış olan firmanın insafsız ellerine kendimizi bırakacağız. Beyfendi yukarda ifade ettiğim gibi tekrar yazmak istemiyorum ama galiba anlamamışsınız. firma burda sosyal projeden dem vuruyor ama bunların sosyal projeleri amerikanın ırak a demokrasiyi götürüyorumun başka bi versiyonudur. ben size gelip 250 bin ytl lik dairenize 50 bin eder deyip almaya kalkarsam, yada bi arsanız var bende diyorumki buraya 14 kat yapıp sizede 1 yada 2 kat verecem çünkü ben olmasam sen yapamıyorsun herhalde aaa buyrun buyrun ne demek siz ne derseniz o olur demez varsın çöp olsun dersiniz heralde neyse tarlabaşında yok böyle bi yağma başka kapıya gitsinler ha bide dalan yol yaptı, bunlar rant yapıyorlar. gelsinler bizede yol olacak,okul olacak kamu yararına sağlık ocağı desinler ozaman hay hay diyelim ilk feragatnameyide ben verim

  27. latif

    kemal bey tarlabaşı derneği ,tarlabaşı bulvarında taksimden inerken belediyenin yeraltı buzdolapçılar çarşısının hemen önünde ,otobüs durağının yanında, kemal bey sizde mal sahibi iseniz aramızda görmekten mutlu oluruz.

  28. Kemal Akgün

    tarlabaşı derneği’ne nasıl ulaşabilirim.

  29. Semih Sulak

    Tarlabaşı İstanbul’un kanserleşmiş semtlerinden birisi. Ve hem merkezde olması, hemde sorunlarının büyüklüğü nedeniyle en göz önünde olanı.
    Bununla ilgili geçmişte bir uygulama oldu. Bütün sivil toplum örgütlerinden gelen muhalefete rağmen Dalan burası başka türlü olmaz diyerek koskoca bir alanı “Tarlabaşı bulvarını açıyorum” diyerek yıktı. Toplumun da gizli desteğini aldığı için kimse sonuçta birşey yapamadı. Bu projenin gerçekleşmemesi halinde geriye bu alternatif kalıyor. Çünkü diğer tüm olasılıklar, malsahiplerinin kendilerinin yapmasından, devletin kamulaştırmasına kadar düşünülüp vazgeçilmiş durumda.
    Çünkü hiçbir kent bu denli kanserli bir dokuyu kabul edemez.
    Latif beye bir kez daha düşünmesini öneririm.

  30. latif

    Problemleri analatmaya devam arkadaşlar

    1-Hemen hemen herkesle anlaştık diyorlar birkaç kişi muziplik ediyorlar küllüm yalan, peki tarlabaşı derneği çatısı altında toplanmış 200 e yakın bina sahibi olduğunu söylersek ve bunu kanıtlarız o zaman ne diyecekler.

    2-sosyal projelerden dem vuruyorlar 2 yıldan beri gerçekleştirdikleri bi tane projeyi anlatsınlar

    3-bu olmayan sosyal projeler hazırlanırken hangi pisikologla ,hangi pisikyatristle,hangi sosyologla çalışmışlar bi anlatsınlar.

    4-kiracılara bir defaya mahsus 400 ytl kira yardımını sosyal proje ise bilemem

    5-kendileri GAP ŞİRKETİ adına satın aldıkları o köhnemiş dedikleri ve kendileri için sosyal proje gerçekleştiriyoruz. dedikleri insanlardan avukatları noter marifetiyle hemen ihtarname çekip ya 550 ytl kira ödersin yada hemen icra işlemlerine başlarız diyorlar. kanıt ihtarname fotokopileri dernekte mevcut

    6-Efendim anlaştıkları mal sahipleri kendilerine düşen pay haklarını inşat bitmeden ve firmanın olurunu almadan satamaz mış? yahu kendi yerlerini satarken bizlere mi danışacak yok böyle asarım keserim.

    7-Yenileme 9 ada dan oluşuyor bunların 2 adası otel 1 adası alışveriş merkezi 1 adası büro ,ofis buralarda kimseye ter yok en dandik yerlerden yer alabilirsiniz ve buda sosyal projedir diyorlar.

    8- proje aşamasında herkesle görüşüldü herkes ortak noktada buluştu diyorlar.doğrudurmal sahipleri dışında herkesle görüşmüş olabilirler. pastayı nasıl bölüşecekleri hakkında ona lafım yok. yahu herkes memnunda neden tarlabaşı derneğinin 200 yakın mal sahibi üyesi var anlatabilirler mi

  31. latif

    yorumların hepsini okumadım ama şunu ifade edebilirim ki 50 soruda 50 cevap pek doğru değil. mal sahibi sahibi olarak belediyeye defalarca dilekçeyle proje hakkında bilgi istememe rağmen hiç hiç bir bilgi verilmedi dernek olarak bilgi istendi verilmedi.değerlemeleri de objektif normlardan çoooook uzak yapmışlar daha doğrusu oturdukları yerden ev lerimize fiyat biçmişler oysaki değerleme usulleri bina konumu, imar durumu, çevrede satılan bina değerleri bir bütün olarak elealındığını bilecek kadar kafamız çalışıyor. 81 m2 5 katlı binama 250 bin ytl fiyat çıkarmışlar ama benim yan tarafımdaki 37 m2 4 katlı bina 1,5 yıl önce 250 ytl ytl ye satıldı bunun gibi örnekleri uzatabilirim.benim yerime alışveriş merkezi yapıyorlar ama sana burda dükkan yok diyorlar yerime 14 kat yapıyorlar ama sana en fazla 1 daire verebiliriz diyorlar böyle şey olmaz kesinlikle sosyal bir proje değil rantsal projedir. sosyal projelerden bahsediyorlar 2 yıldır anlatsınlar bakalım hangi sosyal projeyi gerçekleştirmişler. sosyal proje demekle olmuyor bu olmayan projelerini hazırlarken hangi pisikolog, pisikyatrist, sosyologla çalışmışlar anlatsınlar bakalım bu insanlar sahaya inip insanlarla birebir görüşmüşler mi , bu insanlar burdan gönderilmeye hazırlar mı devamı sonra saygılar

  32. Arif Aşık

    Bölgede yapılan yenilemelerin çok azında strüktürel yenileme yapıldı. Dolaysıyla her ne kadar cephe, çatı, iç mekanlarda ıslak hacimler, kalörifer tesisatı, bazı ufak plan tadilatları yapıldıysa da sorun sadece bunlarla sınırlı değil, mutlaka özellikle dışı yığma içi ahşap yada volta döşeme olan binalarda taşıyıcı sistem tadilatlarının da yapılması lazım.
    İkinci sorun plan şemaları ile ilgili, bundan otuz yıl önce burada bir araştırma yapmıştık, o dönemde bile evlerin bir bölümünün oda büyüklükleri yeterli değildi. O zaman bile diyorum çünkü o dönemde henüz bulaşık makinesi, otomatik çamaşır makinesi yoktu ve televizyon bile henüz geliyordu. Araba yoktu. Hatırlıyorum bizim sokakta tek bir kişide araba vardı. ( o da otomobil tamircisiydi) Hazır mutfaklar yoktu, duşkabin sistemleri henüz çıkmamıştı.
    Birde en çok korktuğum yangın açısından evler güvenli değildi. Bütün elektrik kabloları duvarların dışından dolaşıyordu.
    Daha sonraki yıllarda bazıları evin iç ahşap yapısını kalıp gibi kullanarak ve kolonlar dikerek evlerini içten bize özgü bir ustalıkla betonarmeye çevirmişlerdi. Ancak bunlar da yetmiyor.
    Bunun nasıl olması gerektiğini sergilenen projelere bakınca görüyorum. Yeşillendirilmiş geniş iç avlular, fazladan yapılan katlar azaltılmış, sokak düzenlenmiş ve aydınlık hale getirilmiş bunlar güzel şeyler. Projelerde göremedim ama eğer otopark sorunu da çözümlenmişse bence bu projeler güzel.
    Geriye Kemal Beyin çok haklı endişelerini gidermek kalıyor. Bence projenin en önemli sosyal yönü de bu olmalı. Uzlaşma öyle düzeyli bir şeklide sağlanmalı ki, ne ranta hücum olsun ne de şu anki mal sahipleri ve oturanları mağdur olsunlar. Ama proje de burayı gerçekten yaşatmanın tek yolu olarak gerçekleşebilsin.
    Bir örnek de Süleymaniye PRojesi aslında onunla ilgili gelişmeleri de incelenemenizi ve projeleri buraya aktarmanızı dilerim. Ayrıca Sulukule’yi de… Varsa bildiğiniz diğer örnekleri de. Mesala Akaretler gibi…
    Hem de karşılaştırma yapma imikanımız olurdu.

  33. beyogluemlak.com

    Portföyümüzde bulunan Tarlabaşında satılık binaların büyüklükleri ve fiyatları aşağıdadır: (Pazar günleri de açığız 0212 249 52 29)
    150 m2 145.000 YTE, 425 m2 950,000 YTL, 410 m2 650,000YTL, 1720 m2 3 400 000 YTL (9 katlı nitelikli, çok güzel tarihi bina), 250 m2 150,000 YTL.
    Gelişen, güzelleşen Tarlabaşında mülk edinmek isteyenlere hizmet etmekten gurur duyarız. Saygılarımızla.

  34. Kemal Akgün

    Bu proje bölgeden ev alıp tamir ettirenleri adeta cezalandırıyor. Proje ile bölgedeki evlerin yenilenme ve el değiştirme şansı kalmadı. Bölgeden ev alıp yenilemek isteyen olacağını sanmıyorum. Proje bölgede yenilemeyi engelleyip şimdiki halinde evler yıkıntı, insanlar yoksul olarak kalmasını zorluyor. Bölgenin durumu kötü diyerek te evleri belli bir şirkete yok pahasına devretmeyi amaçlıyor. Bu proje varken bölgede evlerin değerlenme ve yenilenme şansı yok. Belediyenin evlerin yenilenmesi ve bölgenin kalkınması diye bir düşüncesi olduğunu sanmıyorum. Şehrin merkezindeki bir araziyi belli bir şirkete devretmek için kamuoyu oluşturuyorlar.
    Saygılarımla,
    Kemal Akgün

  35. ihsan suşehirlioglu

    O bölgedeki benzer evlerin ortalama değeri nedir? Bu projenin duyulmasından sonra bir değer artışı oldu mu? Bir de dışarıdan gelip de bu bölgede ev alanlar oldu mu? Bilgi verirseniz seviniriz: Açıklamalarınız için teşekkürler. Saygılarımla

  36. Kemal Akgün

    Ev Sakızağacı Caddesi Tavla Sokakta. Caddeye 2. sokak. Arsa büyüklüğü 61 m2 ve 4.5 kat. Evin içi tamamen kendimiz oturacak biçimde yenilendi. Yenileme için hem belediyeden hem de anıtlardan izin alındı. Evi görmeden yapılan değerlendirmeye göre değeri 190.000 YTL dediler. Evin değerini ölçen firma evi görmeden değerlendirme yaptığını kabul etti ve yeniden gelip evin içini de görerek değerlendirme yaptı. Yeni değerlendirme sonucunu bilmiyorum. Saygılarımla,
    Kemal Akgün

  37. İhsan Suşehirlioğlu

    Kemal bey,
    Notunuz çok önemli. Lütfen evinizin konumunu (yani Tarlabaşında nerede bulunduğunu), şu anki değerini (Tarlabaşı projesinden bağımsız olarak değerini yoksa Tarlabaşı projesinden ötürü artan değerini değil), size önerilen dairenin nerede olduğunu? Muhtemel fiyatını da belirtirseniz, bizler için daha sağlıklı bir karşılaştırma yapma olanağı çıkacaktır. Saygılarımla.

  38. Kemal Akgün

    Tarlabaşı yenileme alanındaki evimi karardan önce hem anıtlar hem de belediyeden izin alarak tamir ettirdim. Halen yenilenmiş haldeki 270m2 evime karşılık bana 80m2 daire önerdiler. Kabul etmezsen kamulaştırırız dediler. Yani iş öyle basına anlatıldığı gibi değil.

  39. Güzin Alpaslan

    Selim Pınar’ın Bu yazı nedeniyle tüm mimarlardan
    (kendisi hariç) özellikle de küçümsediği mimarlardan özür dilemesini istiyorum. Kendisi savunmasa bile, mimarlık eğitimi almış biri olarak bunu söyleyebilmesine inanamıyorum.

    Bu resmi söylem beni çok rahatsız etmeye başladı. Çevremde de en yeteneksiz en tembel öğrenciler odanın geliştirdiği “toplum için mimarlık” sloganına yapışıyorlar ve kendi dar görüşleri en çok da tembellikleri ile çalışan, emek veren, sabahlayan mimarlıkla ilgili arkadaşlarını küçümsüyorlar.
    Çok garip çok akıl dışı bir durum ortaya çıkmaya başladı. Bence bir dahaki seçimlere MİM grubu şu slogan ile girmeli: MİMARLIKTAN VAZGEÇTİK HİÇ OLMAZSA AKLIN YOLUNU AÇIN!

  40. dilek amasyalı

    Tarlabaşı semtinin “ruhsuz” eleştirisini hakettiğini hiç zannetmiyorum. Dalan da önce “fare yuvası” demiş sonra yıkmıştı. Saygılarımla.

  41. Mustafa Mutlu

    Benim korkum Türkiye’ye çok zor gelen yani parsel büyüklüklerini aşan ölçekte yapılan kentsel yenileme/dönüşüm/iyileştirme…. projelerinin engellenmesi ve yeniden eskinin parsel bazındaki yapsat sistemine geri dönülmesi.
    Çünkü ortam buna çok müsait. Hala daha eğitim kurumlarımızda “planın ancak parsel boyutunda yapılabileceği” kanısı hakim. Yerel yönetimlerimiz bu yepyeni boyuta yabancı, mali sistem bu boyutu tanımıyor. Meslek odasının ücret tarifeleri bile parsel boyutunda yapılan çalışmalara göre düzenlenmiş. Kredi sistemleri, uygulamaya yönelik düzenlemeler, toplumun örgütlenmesi her şey bu alanda ülkemizde eksik.
    Parsel boyutunu çok aşan, çok aktörlü projelerin Türkiye için bir devrim niteliği taşımasını, yani kalıcı bir projelendirme, finansman, mülkiyet, uygulama çözümleri önermesini görmek, anlamak ve sonuçlar çıkartmak çok önemli.
    Çünkü batı ülkelerinde bu çözümler ikinci dünya savaşı öncesinden beri var ve sürekli olarak dönemin ve yerel koşulların taleplerine göre geliştiriliyor değiştiriliyor.
    Bu örgütlenmelerin tarihi de batının son yüzyıldaki kentleşme ve koruma tarihini oluşturuyor.
    Burada projelerle ilgili görüşler tabi ki ifade edilmeli ve projeler gelişiriilirken ilgili süreçlerin de kesintisiz devam etmesi sağlanmalı.
    Ama en önemli husus, yani yeni örgütlenme modellerinin araştırılması sorgulanması artık ülkemizde de başlamalı. Toplumsal örgütlülüğümüz de bu kapsamda geliştirilmeli.
    Böylece çözümsüzmüş gibi görülen, örneğin İstanbul’un birbirinden farklı yerlerinde deprem olgusuna bağlı olarakı olarak nelerin yapılması gerektiği de bu çok alışık olmadığımız açıdan bakıldığı zaman çözümlenmeye başlar.
    Hem mimarsız planlamacısız uygulamalara alternatifler bulunur, hem de tehdit altındaki çok büyük kent parçaları için yeni çıkış yolları…
    Parsel bazında çözüm yolları olmayan Tarlabaşı gibi yerlerde bu yeni anlayışlarla hazırlanan projelerin Türkiye açısından anlamını, yani kentlerinin son nitelikli dokularını da kaybetmek üzere olan bir ülke için önemini söylemenin bile gereği yok.
    Parseli aşmak yetmiyor bunun toplumsal örgütlenmesini de yeniden düşünmek lazım.

  42. A.Y.

    “Tarlabaşı Yenileme Projesi” başlıklı yazının yorumlar kısmında yapılmış olan anlayış ve ifade uslubu anlamında tartışma ortamını tıkadığını düşündüğüm bir yoruma cevap niteliğin bir yorum yazmıştım. Kentsel yenileme/dönüşüm konusunda “Kafaların zaten yeterine karışık olduğu, ne devlet yönetimlerinin, ne siyasi partilerin, ne Oda yönetimlerinin yeterince şeffaf ve demokrat olamadığı, toplumsal mutabakatın aranmadığı, buna karşın kendilerini yoksulların tek savunucusu sanırken aslında o toplumun ne istediğini değil kendilerinin görüşlerini ve sözümona “bilimsel analizlerini” tek gerçek sananlarca ortamın daha da bulandırıldığı bir ortamda sağlıklı bir tartışma sürdürülemez” endişemi dile getirmiştim.

    Ve “Doğrusu ben Tarlabaşı Projesinin süreci ve koruma yaklaşımına ilişkin bazı eleştirel görüşlerimi burada ifade etmek istiyordum ama görüyorum ki bu mümkün değil” demiştim.
    Ancak “bir arkadaşın sert denilebilecek tepkisine ve isabetsiz saptamalarına bakarak yapıcı olacak tartışmalardan ve kamu kurumuna, işin sahibine, aynı zamanda süreci daha sağlıklı kılacak eleştiri ve yorumları yapmaktan kaçınmayalım” diyen yoruma da hak veriyorum.

    Tüm sürece ve eleştirilere birkaç farklı yönden bakmak istiyorum. Tarlabaşı yalnızca içinde yaşayanların değil İstanbullunun bir mekanıdır. Yani bir Sulukule ya da Gülensu mahallesi gibi gerçekten içinde yaşayanların oluşturduğu, içinde yaşayanlarca bir bütün olarak bugünlere taşınmış bir mahalle ya da komşuluk ünitesi değil. (Bu mahallelerde fiziki mekan sağlıklaştırılırken içinde yaşayanların sosyal ve ekonomik koşullarının da sağlıklaştırılması, içinde yaşayanların mal sahibiyle, kiracısıyla birlikte orada yaşamaya devam etmesinin ekonomik ve sosyal tedbirleri alınarak sürdürülmesi esas olmak zorunda. Aksi halde “kitlesel” yer değimlerinin sonucunda “ortaya çıkabilecek ayrışmanın, yabancılaşmanın ve güvensizliğin yaratacağı toplumsal tahribatın” boyutları tahminlerimizin çok üzerinde olabilir.)

    Ancak Tarlabaşında durum biraz daha farklı. Farklı derken yine mal sahibiyle kiracısıyla ve hatta yoksulluk nedeniyle oraya sığınmışıyla içinde yaşayanların mülkiyet hakları kadar, barınma hakları, insan hakları düşünülmek ve çözüm bulunmak zorunda.( “50 soruda Tarlabaşı” metninden bu konuda bir çaba olduğunu anlıyoruz, umarım başarılabilir.) Ama bu demek değil ki hiçbir yerde hiç kimse başka yere taşınmasın, hiçbir yapı hiç değişmesin, her şeyi olduğu gibi donduralım. Hepimiz kendi küçük tarihlerimiz içinde belki birçok kez taşındık. Ya da yaşadığımız konutlarımızda ihtiyaçlarımız doğrultusunda değişiklikler yaptık. Değişim yaşamın normal bir süreci.

    Aslında İstanbul hem planlı hem plansız gelişen alanlardaki kat karşılığı yıkıp yapmalarla yakın tarihimiz içindeki en radikal dönüşümü yaşadı. Bu dönüşümde yaşam standartlarının göreli yükselmesi gibi olumlu sonuçları yanında mimari ve kültürel değerlerimizin geri dönülmez biçimde yok olması gibi olumsuz sonuçlarını da yaşadık. Sonuç olarak kentler ilk oluştuğu günlerden bugüne gerek yavaş ve kendi kendine gerekse hızlı ve radikal etkilerle birçok dönüşüm yaşadı. Bugün tüm değerlendirmelerimizi bütün bu geçmişi (yalnız İstanbul ve Tarlabaşı değil bu değişimi yaşamış diğer dünya kentlerini de) düşünerek yapmak durumundayız.

    Tarlabaşı’na gelince başta da söylediğim gibi bu mekan yalnızca içinde yaşayanların ya da mahallelisinin değil, kendini İstanbullu olarak gören herkesin mekanı. Bu nedenle bir İstanbullu, bir mimar, bir plancı olarak öncelikle projenin sahibiyim diyen İlçe Belediye yönetiminin ve proje yönetiminin başından itibaren daha şeffaf olmasını isterdim. Keşke daha başında bütün bir Tarlabaşı caddesine örnek teşkil edecek bu alanın yenilenmesindeki koruma ve kullanma anlayışı (ihale edilmeden önce ve ilk analizler sonucunda) geniş kapsamlı (ilgili tüm kesimlerle) tartışılabilseydi. Mimarlar verilen koşullar (yani bina yüksekliklerini tek çizgiye çeken ve kullanım durumlarını sanki herhangi bir boş alandaki gibi belirleyen koşulları) içinde olabilecek en iyi projeleri tasarlamışlar, kuşkusuz. Hepsi de alanlarında başarılı mimarlar ve ben bu projelerin mimari değerlendirmesini yapmaya asla kendimi yeterli görmüyorum. Yıllardan beri birçok yapı yıkılıp yerini niteliksizleşmiş yapıların aldığı nitelikli ve tarihi değer taşıyan binaların gerçekten büyük bir sefalete terk edildiği bu bölge de hiç olmazsa nitelikli tarihi yapıların bir kaçının olduğu gibi diğerlerinin ise sadece cephelerinin bir dekor olarak korunması hiç yoktan iyi gibi görünüyor belki. Ama bu cephelerin arkasına binaların orjinalliğinden hiçbir iz taşımayan örneğin bir alış veriş merkezi fonksiyonunun yerleştirilmesi (eminim mimarları da zorlamıştır) tartışılmalıydı diyorum. Belki tek ve büyük işletmeler ve steril mekanlar yerine küçük ve ama daha canlı mekanlar projelendirilebilirdi.

    Ama tabii Beyoğlu Belediyesinin arazi geliştirme mantığı çerçevesinde seçtiği ve fiziki yenileme yanı sıra sosyal yanıyla da yükleniciye ihale ettiği yenileme yönteminde bu mümkün değil. Çünkü yüklenici sanırım % 40-42 sini mülk sahiplerine (bazı mal sahipleri burada daha yüksek binalar yapılsın biz daha çok pay alalım pazarlığı da yapıyor) %5ini Belediye’ye (Belediye bu %5i acaba nasıl değerlendiriyor) veriyor, inşaatı yapıyor ve bundan da elbette ki kar etmek istiyor. Bu koşullarda ortaya çıkan projenin bundan farklı olması mümkün değil.

    Gerek kültürel değerleri gerekse sosyal yaşamı koruyup sürdürebilmenin tabiî ki bir bedeli var ve böyle bir koruma ancak devletin kaynak ayırması ile mümkün olabilir. Bu projeyle Tarlabaşındaki bu 8 ada bugünkü yıllardır terk edildiği sefaletinden yoksulluk ve yoksunluğundan kurtulup daha temiz daha steril bir mekan olacak belki ama kendi adıma sanırım sokaklarında çamaşırlar asılı küçük canlı mekanlarla yenilenmiş bir Tarlabaşını tercih ederdim. “mutluluğun tanımının, mutluluğu sağlayacak imkanların” sınırı için mutabakat sağlamak çok zordur” diyen arkadaşa katılıyorum zor, hatta imkansızdır ama toplumsal mutabakatı aramak ve en fazlasını oluşturmaya çalışmak mümkün olabilir. Bunun organizasyonu da öncelikle “projenin sahibiyim” diyen kamu kurumlarına düşer.

  43. eylem

    müşteri insan olmuyor, müşteri ekonomik bir veri… benim kastettiğim, orada yaşayan insanların olduğunu görmeyen, onları yoksul vs olarak gören sadece, yapılanlar hakkında hiç bir fikir sunmasına fırsat verilmeyen veya sunsa da anlamlı bulunmayan, insan olan insanlardan bahsediyorum. müşteri parası olduğu için/sürece belirleyebilir projeyi, ama herhangi bir insan, orada otursa bile, özellikle de yoksul denebiliyorsa ona, veya benim gibi mimarlıkla yakından uzaktan ilgisi olmayan bir insan, hiç bir belirleyiciliğe, etkileme gücüne sahip değildir. bilimin, tekniğin ve mimarların önünde boynumuz kıldan ince.

    bilim, mimarlık yönlendiriyor dediğimizde, müşteri yönlendiriyor demiş oluyoruz maalesef. bu da benim kanıma dokunuyor.

  44. Selim Pınar

    Bu resmi söylem beni çok rahatsız etmeye başladı. Çevremde de en yeteneksiz en tembel öğrenciler odanın geliştirdiği “toplum için mimarlık” sloganına yapışıyorlar ve kendi dar görüşleri en çok da tembellikleri ile çalışan, emek veren, sabahlayan mimarlıkla ilgili arkadaşlarını küçümsüyorlar.
    Çok garip çok akıl dışı bir durum ortaya çıkmaya başladı. Bence bir dahaki seçimlere MİM grubu şu slogan ile girmeli: MİMARLIKTAN VAZGEÇTİK HİÇ OLMAZSA AKLIN YOLUNU AÇIN!

  45. Selim Pınar

    Bu bölgede binaların yarısı şu anda boş. Şu an boş olan ve kullanılmadıkları için de kalanı da olumsuz etkileyen binaların tekrar yaşama dönmesi mi kemer country? Kemer Country’ye çok büyük bir değer vermişsiniz.

  46. derya karakas

    bununla ne demek istediniz Eylem hn. “insanlar olmayınca, insanların yerine müşteriler geçince, proje yapmak ne kadar kolay oluyor”???
    müşteri dediğinizde insan olmuyor mu? başka bi dünyada mı yaşıyoruz??

  47. eylem

    insanlar olmayınca, insanların yerine müşteriler geçince, proje yapmak ne kadar kolay oluyor… hedefi belli, niyeti belli, derdi sınırlı..

    bir maarif vekili mi vardı, okullar olmasa maarifi güzel yöneteceğini söyleyen? günümüzde bu başarılıyor sonunda.

    projenin “mimarlarına” güzel dertler dilerim.

  48. dilek amasyalı

    Tartışmalarınızı takip ediyorum, sergiye de gittim. Bazı projeleri çok beğendim. Ama genel olarak güzeldi. Tartışmalar daha çok toplumda hakim bir kanı ile ona karşı çıkanlar arasında geçiyormuş gibi geliyor. İşin ilginç tarafı “genel kanı” geleneksel muhalefetten gelmesi. Yani bir tür paradoks var ortada. İlerici gericiler gibi bir şey.
    Bence bu tür projelerde işin binalarla ilgili kısmı en kolay çözümleneni, zor olan sosyal doku ile ilgili olanlarını çözmek. Çünkü sosyal doku problemine çözüm getiremezseniz inşaat olarak yaptıklarınızın da hiçbir önemi olmayacaktır. Bunu biz tesadüfen yaşayarak gördük.
    Eğer halk bir şekilde elini taşın altına koymuyorsa, o proje benimsenmiyor. Amasya’da bu başarılı oldu çünkü orada oturanlar, mal sahipleri de yapılan çalışmalara maddi manevi katıldılar. Buna karşılık Avrupa Topluluğu fonları ile yapılan çalışmaların aynı oranda benimsendiğini söylemek zor. “Parayı siz verin, işleri de siz yapın evimin dışı onarılsın” diyenler bile hem sanılanlardan çok daha az hem de projeyi benimseyip kendi yaşantılarını aynı oranda düzeltmek için çaba göstermiyorlar. Bir çok malsahibi de şehrin merkezinde “bir apartman” dikme hayalini kuruyor ve tarihi binası onun için bu hayalle önünde bir engel. Yıkılıp giderse önü açılacak bina engeli kalkacak, arsasına kavuşacak ve apartmanını dikip geleceğini garantiye alacak diye düşünüyor. (“Şişli’de bir apartman, yoksa halin yaman”…daki gibi)Bu durumun bence İstanbul’daki en olağanüstü örneklerinden birisi de her gün önünden geçtiğim Suadiye’de Bağdat Caddesi üzerinde bulunan ve göz göre göre çöken bir ahşap köşk. (Her geçişimde de alışkanlık oldu artık Mimarlar Odamızın kulaklarını çınlatıyorum) Görenler bilirler durumu gerçekten çok üzücü, yan yatmaya da başladı…
    Tüm bu nedenlerle de bu tür projelerin, başkaları ne derlerse desinler Türkiye ve Türk Mimarisi için bir çıkış olduğunu düşünüyorum. Saygılarımla.

    Dilek Amasyalı

  49. Selim Pınar

    “Tarlabaşı raporu uzun süre saklandı. Ben 7 ay kadar önce bir tanıdık vasıtası ile edindim ve tüm raporu uzun uzun inceledim.”

    (Çok ilginç çünkü yedi ay önce olmayan bir raporu incelemek için falcı filan olmak lazım, siz rapor diye neyi incelediniz?.)

    “Varsa gücün, aklın yetiyorsa hodri meydan. Tüm arkadaşlarını al gel tartışalım. Öğretmenleri de çağıracağım, halinizi görsünler diye..”

    (Olur, bir de güreş tutarsınız)

    Bu ülkenin gerçek mimarları mühendisleri, bu toprağın güzel insanı, kentin hiçbir parçasını rantçılara peşkeş çekmez.

    (Tabi İstanbul’un halinden de zaten bu anlaşılıyor.)

    Sizin niyetinizi o raporda sizin yazılarınızdan okuduk, şimdi şükrediyorum ki o seçimleri kazanamadınız, yoksa yazık idi vatandaşın haline.

    (Vatandaş dediğiniz herhalde mimarlar odasında seçimi kazananlar, şu sıralar çok meşguller. On küsur trilyonluk bir bina alma işlemini nasıl sunacaklarını araştırıyorlar, değerli fikirlerinizle onlara yardımcı olmalısınız.)

  50. fatma gül esen

    bir arkadaşın sert denilebilecek tepkisine ve isabetsiz saptamalarına bakarak yapıcı olacak tartışmalardan ve kamu kurumuna, işin sahibine, aynı zamanda süreci daha sağlıklı kılacak eleştişri ve yorumları yapmaktan kaçınmayalım.

    hep başka türlü olamaz mıydı diyorum bazen. üstelik şimdiye değin bu ölçekte bir yenileme, koruma sonuna kadar yaşanmamaış olduğunu bildiğim halde. sıkışıklık, bu semtlere yıllar içinde gerçekten geçim derdine düşen yoksulların yerleşmesi, ortalama yoksulluğun durmadan artmasıdır. (korkarım ki, şimdi çeşitli biçimlerde eleştiri yönelttiğimiz bu projeler Tarlabaşı’na hiç girmese, beş yıl sonra burada ortalama gelir daha yükselmez, ortaklama yoksulluk da azalmaz. bu iki kere ikiyi aklımızdan silmeden bakalım)

    başka türlü benim aklıma gelen, (katılımcılık, herkesin fikrini söylemesi, isteklere göre olması denilenleri bence hem değer verelim fakat sonuna kadar mutbakatın ortaya çıkmasındaki zorlukları görelim, plancılar bu işleri daha iyi bilirler-sağlanan, sağlanmaya çalışılan “herkesin görüşü” bir ölçüde plancının isteklere benzeyen tasarımıdır, uzatmayayım; keseyim) devletin hangi kurumuysa bu işi üstlenen, işi piyasa şartlarına hiç dokundurmadan, herkese istediği ne varsa verecek bir bütçeyi ortaya koyması, ilan ettiği yenileme alanındaki mal sahibini de kiracıyı da madden sonuna kadar mutlu etmektir. (bu hayal gerçek olsa bile bakın “mutluluğun tanımının, mutluluğu sağlayacak imkanların” sınırı için mutabakat sağlamak çok zordur)

    zordur derken, yoksulluğa ‘çare’ imkan dağıtmayı istemiyorum ve olamaz demek istemiyorum, organize edilmesi, kabul şartlarının bulunması zordur. bir konuda toplum kesimlerinin ortak fikirler edinmesi ve hareket yürütmesi için yaşanmış kültür, kent için geliştirilecek hareketlerde mekanizmalar olması lazımdır. bana kalırsa bunlar meslek odaları değildir sadece ve onların böyle bir pratiği yoktur.

    dolayısıyla bugün yapılandan farklı “en iyi şey” bence kamunun (devlet organını kasdediyorum burada) pozitif bir ayırımcılık yapması ve isteyene istediğini vermesi, itirazlar bitene kadar vermeyi sürdürmesi lazımdır. o zaman neo liberal olmaz, ‘sosyal devletçi’ belki de bazı görüşlere göre toplumcu olabilir bu devletçi uygulama.
    ama bir projenin sadece bu maddi haklar çerçevesinde “iyi-kötü” diye ayrılması dünyanın başka yerinde olmaz sanırım.

    benim eleştirel baktığım konu, o bölgenin yeni duruma dönüştüğünde “bugün orada oturanların aynen oturmaya devam edecekler mi” kriteri değil yalnız başına. kimse sonuçta ortalama bir yerde beş-yedi yıldan fazla oturmuyor. (bu konuyu mimarlar, şehir plancıları ve sosyologlar bilir) kimse bir fırsat ile ömür boyu geçinemez. ne verirseniz verin ne kadar pozitif olursanız olun. sürüdürlebilir bir hayata herkesin hazırlanması, “balık tutmayı öğrenmesi” yoksulluğun belinin kırılması insanca yaşam standartlarına emeği ile insanların ulaşacağı fırsatların tanınması önemlidir.

    bizim ülkemizde dolayısıyla bu projeler kadar önce işin bu yönünün daha bir ele alınıp şu andaki tedirginliklere kimseyi düşürmeden rahatlatılması önceliklidir. bu konuda 50 soruda bazı çabaları görüyorum doğrusu. fakat yeterli diyemeyiz ve bence Beyoğlu Belediyesi kafayı biraz bu yöne çevirmeli, yeni sosyal yönü olan maddelerle projeyi desteklemelidir.
    yoksa gerçekten çok çaba harcanmış bir proje sırf bu ayağındaki bazı eksikliklerden dolayıhaksız eleştirilere uğrayabilir ve süreç anlamzsızca uzar, gereksiz çekişmeler yaşanır.
    saygılar

  51. Azmi İzmirli

    Arkadaşlar iki gündür bu projelerin neresi neoliberal diye araştırıyorum şu ana kadar bulamadım, bana yardımcı olursanız sevinirim. Neoliberal olması için:
    .Bir yapsatcının bölgeye girip binaları alması,
    .en yüksek rantı sağlayacak şekilde projelendirmesi.(burada onbeş yirmi kat demektir-çünkü yanında emsal var bkz.Talimhanenin arkasında mimarlar odasının ses çıkartmadığı (herhande Yenişehir’e kabus gibi çöktüğü ve bu semtte yoksullar oturduğu için) semt büyüklüğündeki devasal bina)
    .Belediyenin, kültür bakanlığının, kamunun taraf olmaması hatta hiç karışmaması,
    .Sivil toplumun gözünü kapatması, toplantılara katılmaması, görüşlerini söylememesi,
    .Mimarlara m2’leri, mekan kurguları pazarlamacılar tarafından belirlenmiş proje siparişler verilmesi,
    .Hatta aynı şekilde pazarlamacıların renk, doku, malzeme seçimi … gibi konularda danışman olması. (listede tek bir pazarlamacı yok) gerekirdi. Bunların hiçbirisi yok.
    Peki bu neoliberal lafını nereye bağlıyorsunuz? Arıyorum arıyorum şimdiye kadar bulamadım. Yer göstermeden danıştığım tüm ünlü isimler de aynı şeyi söylüyorlar.
    Ne olur açıklayın da aydınlanalım.

  52. derya karakas

    sn. deniz ulugür,
    tartışma ortamını kavga ortamına dönüştürme derdine düşmüş. cok basit ifadeler kullanmış. ciddi anlamda hangi rapordan ve ne incelemesinden bahsediyor acaba???
    ayrıca deniz ulugür, son paragrafında asıl söylemek istediğini özetlemiş. yönetime aday olanlara karşı tutumunu sanırım, seçim döneminde yaptığı ve yazdığı yorumlardan hızını alamamış olacak ki, hala daha böylesi bir kentsel yenileme projesinde de ifade etme gereği duyuyor. bunun yerine bu kentsel dönüşüm projelerinde daha neler yapılabilir veya da bu kadar karşı dururken, önerisi nedir, onları yazsın. yazın deniz ulugür.

  53. Azmi İzmirli

    Yahu algilamak istememe gibi bir durum yok. Ben sadece manzaraya bakıyorum. Ve gördüklerim ile sizin anlatmaya çalıştıklarınız arasında dağlar kadar fark var. Bir tarafta pazarlığı yükseltmeye çalışanlar -ki o konuda tamamen haklılar- ancak pazarlığı yükseltirken şeytanla işbirliği yapanlar -yani oda ve siyaset- Halbuki konu çok daha basit.
    Sizin örneğin yedi kat değilde onbeş kat olsun demenizi anlarım. Çünkü savunduğunuz somut bir menfaat vardır. Yani rant. Yani rant ne kadar yükselirse sizin payınız da o kadar artacaktır. Bu doğal normal. Normal olmayan bunu bir de toplumu savunma kavramı ile birleştirmeniz. Çünkü amaç bu değil. Çünkü bu durumda toplumun yararı ile rant çelişmektedir. İşte bu projelerin değeri de buradadır. Sizin menfaatlerinizle toplumun menfaatleri arasında bir denge oluşturmaktadır. Konu bu kadar basit.

    Öğretmen örneğini vermem kendi yakın çevremde hep öğretmenlerin olmasından. Ve emin olun her yerde de onları savundum ve onlardan çok önemli bir şey öğrendim. Gerçek değerlerin çoğu zaman parayla olmadığını, örneğin bir iç bahçeye bakan bir evde sevdiğiniz komşularınızla birlikte bir çay içmenin tadının dünyanın en büyük en pahallı yerlerinde olmaktan çok daha iyi olması gibi. Tenis oynamanın, futbol oynamanın bir çok sporu yapmanın, hatta seyretmenin yada doğa ile barışık olmanın parayla ilgisinin olmadığı gibi. Örnekler çok… öğretmenlerimizi de gerçekten bu nedenlerle seviyorum.
    Bu arada hangi raporu elde edip gördüğünüzü merak ettim. Bu biraz gaipten haber almaya benziyor. Saygılarımla

  54. ahmet atuk

    benim inanamadığım, bu projenin “yoksulluğa çözüm” olarak görülmesi. Tamam bu projeyi yapanlar kendilerine göre doğru bi iş yapıyor olabilir, kentin neo-liberal biçimde gelişmesini tasvip ediyo da olabilir. O zaman dobra olacaklar ve bunu diyecekler. Yoksulluğa çözüm üretiyoruz diyip, rant amaçlı tasfiye projesi yapmak dürüstlük olamaz. ne düşünüyosan onu diyeceksin. düşünmediğini söylemeyeceksin. söylüyosan arkasında dimdik durcaksın.

  55. deniz ulugür

    ne kadar azimli olsan da seviyesiz bir algılamak istememe halindesin. kimsenin uyuşturucuyu savunduğu, yoksulluğu savunduğu yok. Aksine sizin gibi yoksullara savaş açmak yerine biz yoksulluğa ve nedenlerine karşı mücadele etmeyi tercih ediyoruz. Bölgede yaşayanları senin gibi basitçe ve sadece “uyuşturucu satıcıları” olarak nitelemektense (mim’den y.k. adayı da sizin gibi değerlendiriyordu) sebeplerine eğilerek varoluş koşullarındaki sorunsallarla değerlendiriyoruz. Bu konularla ilgili bir bilene sorarsanız size açıklar.
    Asla işi gücüde bırakmadık, sen bırakmış olabilirsin, bol keseden sallama istersen. Neymiş efendim uyuşturucu satıcısı olumluymuş öğretmen olumsuzmuş-muş-muş. Sen nerede öğretmenlerin haklarını savundun yanında oldun …..
    ve evet, senin cüzdanın belki Tarlabaşı ve benzeri alanlardan kazanılan para ile kalın olabilir, çok da iyi tenis oynuyor olabilirsin.. çok soylulaştırılmış olabilirsin… ama vatandaşın gücü yok, hali yok, gerçekten bir ekmek alacak durumu yok, sen halden anlar mısın?
    Tarlabaşı raporu uzun süre saklandı. Ben 7 ay kadar önce bir tanıdık vasıtası ile edindim ve tüm raporu uzun uzun inceledim. Varsa gücün, aklın yetiyorsa hodri meydan. Tüm arkadaşlarını al gel tartışalım. Öğretmenleride çağıracağım, halinizi görsünler diye..

    bu ülkenin gerçek mimarları mühendisleri, bu toprağın güzel insanı, kentin hiçbir parçasını rantçılara peşkeş çekmez. Sizin niyetinizi o raporda sizin yazılarınızdan okuduk, şimdi şükrediyorum ki o seçimleri kazanamadınız, yoksa yazık idi vatandaşın haline.

  56. Azmi İzmirli

    Bu projelere yapılan eleştirilere bayılıyorum. Eleştirenler işi gücü bırakmış renderlarda kullanılan insanlara takılmışlar. Temiz siyah elbise ve bont çanta onlar için bir kariyer sembolü, tenis bir burjuva oyunu, şik giyinmiş bir kadın, temiz kıyafetli çocuklar ve muhtemelen de güneşli bir sokak soylulaştırmanın işaretleri.
    Bu çok komik aslında çünkü hem bu imajlar standart imajlar her yerde her projeye konulan imajlar, hem de bunları başkalarıyla değiştirmek çok da zor değil, ama mantalite işte olay burada.
    Bunun aksi yani karanlık sokaklar, elbiseleri temiz olmayan insanlar…. bunlar ise olumlu. Bu mantıktan yola çıkarak çok yere ulaşabiliriz. Ay sonunu zor getiren genç bir öğretmenin temiz giysisi soylulaştırma niyetine kanıt ama parayla oynayan bir uyuşturucu satıcısı olumlu.
    Tenis olumsuz ama sözgelimi halka daha yakın duran futbol olumlu. Bu mantık giderek vahimleşiyor. Geçen seçimlerde bu günkü yönetimi destekleyenlerden birisi İstanbul Modern için “orası halka değil burjuvalara hizmet ediyor” bile diyebilmişti.
    Bunları yazarken de soylulaştırma kelimesinin içerdiği neredeyse tümü olumsuz anlam çeşitliliğini farkettim.
    Şu renderlardaki cepheleri tartışma yerine renderlardaki insanları tartışma konusu biraz tartışsak iyi olurmuş gibi geliyor bana.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir