Geçtiğimiz yıl kentin, dönüşüm projelerinin, kulelerin, mimarlığın sıkça konuşulduğu, mimarların gündeminin toplumsal tartışmaya dahil edildiği bir yıl oldu….

2005’ten 2006 ya
Geçtiğimiz yıl kentin, dönüşüm projelerinin, kulelerin, mimarlığın sıkça konuşulduğu, mimarların gündeminin toplumsal tartışmaya dahil edildiği bir yıl oldu. Şüphesiz yıllardır beklenen UIA 2005 İstanbul Buluşması’nın yarattığı sinerji bunda etkiliydi. Dünyanın dört tarafından gelen mimarların ülkemizi tanıması ve ülkemiz üzerinde yorumlarda bulunması olumlu taraflardan diğeriydi.

Neler oldu 2005’de
UIA 2005 başarılı bir organizasyon olarak gerçekleşirken İstanbul’da bir hafta süreyle dünyaca ünlü mimarlar kentleri ve mimarlığı konuştular. Açılan sergiler, söyleşiler, etkinlikler mimarlık gündemimizdeki yerini aldı.
Bir yıl içinde köprü tartışması hiç bitmedi. 3. Köprü konusu nerdeyse gündemden hiç inmedi. Başbakan istedi, yerini seçti gibi haberlere belediyenin ‘şimdilik gündem dışına çıkarıldı’ haberleri karıştı. Fakat 3. ve hatta 4., 5. köprülerin bile planlandığı ortaya çıktı.

Haydarpaşa projesi diye kamuoyuna tanıtılan ve içinde yedi gökdelenin bulunduğu girişim hem akademik kesimden hem mimarlık ortamından hem de kamuoyundan tepki gördü. Haydarpaşa liman alanı ve çevresini ilgilendiren, şu andaki limanın kaldırılmasıyla yapılması tanıtılan dönüşüm projesi için duyulan tepkiler çeşitli platformlarda ele alındı. Eşsiz silüeti ve tarihsel önemi olan bölgelerin çöküntü alanı haline gelmeden yeni işlevlerle kente kazandırılması için alternatif yaklaşımların tartışılması için belki de bir fırsat doğdu. Haydarpaşa için kent sakinleri bir de dayanışma ağı oluşturdular.

Benzeri bir konu olan Salıpazarı ve Çevresi Projesi (Galataport) ismiyle gündemde çok konuşulanlardandı. Projelendirme süreci yıllar önceye dayanan Denizcilik İşletmelerine ait olan bölge üzerinde tartışmalar ağırlıkla özelleştirme girişimi ve bu işlemlerin yapılması sırasında yaşanan ülkemize özgü olumsuzlukların ortaya çıkmasıyla doruğa çıktı. İş çevreleri de yabancı sermayenin kayrılmasına itiraz ettiler.

Mevcut hükümetin kentlere yönelik değişim ve dönüşüme yeni kaynaklara kavuşma açısından heves etmesi, sermaye hareketlerini kentsel projelere çekme gayreti fazlasıyla belirgindi. Liberal, özgürlükçü, AB yanlısı politikaları takibettiği izlenimindeki hükümet zaman zaman sertlikte bulunmaktan geri durmadı. Geniş kesimlerle takışmaktan, toplum kesimlerini germekten çekinmeyerek tahmin edilen görüntüsünü tamamladı. Örneğin birgün AKM nin yıkılmasının topluma faydalı olacağını, birgün İstanbul Radyoevi’nin yıkılıp yerine otel yapılacağını ülkenin “Kültür Bakanı” açıklayıverdi.

Gündeme bomba gibi düşen haberlerden biri de Dubai Kuleleriydi. Kulelerin 650 metrelik boyu, Calatrava’nın burgularına benzerliği, taklit oluşu, Maslak hattının yoğunluğunun bu yükü kaldıramayacağı, belediyenin Levent Garaj alanı üzerine bu yatırımı “ucuza” verdiği,…gibi konuşmalar yoğunlukla gündemdeki yerini aldı. Daha anlamlı olarak, modernleşme, yüksek yapılar, kent morfolojisi, boğaz silüeti ve öngörünüm, yüksek yapıların kent içindeki konumlanışı tartışmaları konunun uzmanları tarafından yapıldı.

İstanbul’un güvenli bir kent olması için, mevcut kent dokusunun yeniden yaşanabilir hale dönüştürülmesi projesi, çok sevilen ve çok kullanılan “kentsel dönüşüm” kavramının içine hala giremedi. Sarkaç çalışırken, yıkıcı deprem için zaman azalırken kayda değer bir girişim yapılamadı. Üstelik bu konuda toplumsal mutabakat sağlamaya yönelik meslek odaları girişimi de çalışılmadan bekletiliyor.

Mimarlığın kendisi…

Mimarlıkla şehircilik, iç mimarlık, peyzaj mimarlığı, mühendislikler arasında aslında gizli tutulan bir ‘söz savaşı’ bu branşlardan birinin başkanının asabına hakim olamadığı bir sırada patlak verdi. Olumsuzlukların arasına bir de açıktan çatışma figürleri dahil oldu. Meslekler ve uzmanlıklar arasında yabancılaşmanın hızla örüldüğü günümüzde, meslekler arası sorunların meslek dayanışması bağlamında meslek odaları üst örgütlerinde konuşulması, kesimler arası bilgi ve iletişimin arttırılması beklenirken, bu olmadı. Her branş kendi hükmettiği alanda kendi üyelerine yönelik “mesleği savunma” çalışmalarından geri durmadıklarını gösterdi.

Çözüm yolunda ilerlenilmesi yerine 5a maddesiyle TMMOB ye açılan savaş arkasından diğer meslek gruplarının saklı tepkilerinin açığa çıkması gündeme geldi. Mesleklerin yeniden yapılandırılması, piyasayı mesleklerin kendi yasa-yönetmelikleriyle bölüşmesine dönüşen yaklaşımlar yerine yapılması gereken herhalde özellikle mimarlık açısından, mimarlığın toplum için gerekli olduğunu öne çıkarmak olmalıdır. Oysa niteliklerin arttırılması, uzmanlıkların çatışmaya değil işbirliğine dönüşmesi temel yol olarak alınabilirdi…

UIA için oda tarafından açılan “Vadi Tasarım Yarışması’nın” sonuçlarının yine oda tarafından askıya alınması, birinci gelen projeyi uygulatmak istememe davranışı 2005’in çok ilginç akıllardan çıkmayacak yanları olarak belleklerimize kazındı.
Mimarlığı bekleyen yasal düzenlemelerin birbir başladığını, eğitimin; mesleğe kabul ve meslek yapma kriterlerinin belirlenme arifesinde olduğumuzu söylemeliyiz.

Kentsel projelerde katılım modellemesi hala aşılmış değil ve bir kent demokrasisi yaratılması gereği 2005 de önümüzde belirdi.
Mimarların ülkemizde eşitsiz koşullarda tutulması ve önemli projelerde rekabetlerine bile imkan bırakılmaması, mimarlık alanının geçiş süreci öngörülmeden açılması en önemli sorunlardan biri olarak beklemektedir.
Mimarlığın planlama ve diğer yakın mesleki uzmanlıklara uzaklaştırılması, yasa-tüzük savaşlarına yönelinmesi bugünün karmaşası olarak yaşanmaktadır.

Sorunların aşılması için bütün kesimlerin ortaklaşalığının sağlanması, odalara bahar gelmesi, demokratik geleneğin yeniden yeşertilmesi, paylaşımın ve dayanışmanın arttırılması bir görev olarak hepimizi bekliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir