Renzo Piano’nun tasarladığı New York Times kulesi, mükemmel bir 21. yüzyıl yönetim binası ve ayrıca bir gazetenin günümüzün muğlak ve hızlı değişim çağına nasıl ayak uydurabileceğini çok iyi sergiliyor.

Zemin kattaki lobi, tamamen ışık alıyor ve eski binayla tam bir kontrast halinde. “Burası, Times’ın önümüzdeki 100 yıl boyunca kullanacağı bina olacak. Hem yaptığımız işin hep yaşayacağına, hem de her daim bu şehrin bir parçası olarak kalacağımıza bir kanıt oluşturuyor” diyor yetkililer.

New York Times’ın basınla ilişkiler sorumlusu David Thurm ise şunları söylüyor: “En başından beri bu bina gazetede yaptığımız işin şeffaflığının bir simgesi oldu. Burada durduğunuz vakit karşınızdaki sokağı görürsünüz, hemen arkanızda da bahçe vardır.” Bahsettiği bahçe, şu anda açılmamış kutularla dolu. “Bahçeden yukarı baktığınızda haber odasını görebilirsiniz. Tüm bu alanların şeffaflığı, insanlara bir gazetenin nasıl hazırlandığı konusunda bir fikir veriyor.” Sonrasında eliyle birini işaret ediyor: “Şu adamı görüyor musun? İnsanların merak etmesini istiyorum. Nereye gidiyor? Ne oluyor? Onun bu gazetedeki yeri ne?”


Haber odasına giriyoruz. Buradaki çalışanlar yeni binaya taşınalı sadece iki ay olmuş. Kimileri yeni binanın açıklığından ve mahremiyet diye bir şeyinin olmamasından şikâyetçi. Geçtipimiz günlerde New Yorker’da yayınlanan ve binayı kıyasıya eleştiren yazı, hâlen akıllarda.
Times çalışanlarının ve şehrin en iyi göründüğü mekân ise, şüphesiz kafeterya. Tavandan yere camları ve hareketli merdiven tasarımıyla, gerçekten göze çarpan bir mekân. Ayrıca, perde duvarın üzerindeki sensörleri en iyi izleyebileceğimiz yer de burası: Gün içinde günışığı değiştikçe, bu sensörler otomatikman tanıyor ve kendini ayarlıyor. Böylece enerji tasarrufu da yapılmış oluyor. Thurm, “Sistemin tamamı dijital. Her bir eşya, ampul ve elektrik düğmesi, ne kadar enerji tükettiğini sisteme yolluyor, böylece ışığı daha iyi ayarlama fırsatımız oluyor.”


Yeni binanın şeffaflığıyla ilgili sorunları olanlar da olduğunu söylemiştik. Yetkililerden Rosenthal bu konuda şunu söylüyor: “Bizim işimizin temel kaynağı mahremiyettir. Bunun ne kadar önemli olduğunu şimdi bir kere daha keşfettik ve kapılar kapalı olmadan iş yapmanın ne kadar zor olduğunu gördül.” Thurm ise, bunun çalışmak için uygun bir ortam olduğunu, insanların yeni binaya giderek daha fazla alışacağını söylüyor. Binanın içinde karmaşık bir akustik sistem kullanılmış. Böylece ofisin içindeki gürültü bastırılıyor ve işçilerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların başkaları tarafından duyulmamasını sağlıyor. Sadece bir iki masa ilerideki iki kişinin konuştuklarını dahi duyamıyorsunuz. Ancak çoğu çalışan için bu da yeterli değil. Seslerinin gitmediğini bilmek onları rahatlatmıyor, aynı zamanda başkalarının da onları görmemelerini istiyorlar.
İç mekân tasarım ekibinin başında, dünyadaki ofis tasarımı yapan firmalar arasında en ünlülerinden biri olan Gensler bulunuyor. Gensler’in New York ofisi başkanı Robin Klehr Avia, “Neredeyse işin başından beri buradayız. Haber odasının nasıl olması gerektiğine dair stratejik planlar ve tasarımları yaptık, o zaman henüz binanın çatısı bile çatılmamıştı. Bizden günlük bir gazete çıkarmanın ne demek olduğunu iyi anlatan bir tasarım istediler. Bunun için günlerce ofiste durarak yeni bir gazetenin nasıl çıktığını gözlemledik.” Diyor.

Thurm’la olan gezintimiz devam ediyor. “Bu duvarın arkasında kamusal aktiviteler için tasarladığımız bir sahne göreceksiniz.” 378 koltuk kapasiteli bu oditoryum, binanın giriş katında bulunuyor. “Burayı, şehrin ve dünyanın önemli olaylarına ev sahipliği yapan bir yer olarak hayal ediyoruz.”
Tasarım aşamasında, pek çok değişiklik yapılmış. İnternete daha önce kablolarla bağlanılıyorken, sonradan kablosuz ağ kurulmuş. Etrafta tek bir kablo veya klima göremiyorsunuz. Her şey duvarların ardına saklanmış. Elektrik işleri için ayrı birkaç oda tasarlanmış, böylece herhangi bir değişiklik yapılması gerektiğinde ofis bölümünde tadilat yapmaya gerek kalmıyor.

Times kulesi, bir kuruma ait binanın onu simgeleyebileceğine dair somut bir örnek olarak karşımızda duruyor. Gerçekten de, şehrin ve dünyanın en önemli günlük gazetelerinden bir tanesinin binasının, 2107 yılına kadar burada duracağını hissediyorsunuz.
[youtube:https://www.youtube.com/watch?v=xIIs1T17o7U]
[youtube:https://www.youtube.com/watch?v=LolYu3LP4Ec]
john Hockenberry
Kaynak: Metropolis Mag
Çeviri: mimdap



2 Yorum
Ayşe Aygan
Çok sade ve çok etkileyici. Şeffaflık konseptiyle düşünülmüş ve sonra da fazla ışık biraz sorun yaratmış. Fakat bize yansıyan fotoğraflar yüksek tavanlı, bol ışıklı, ferah mekanlar olduğu yönünde. Oldukça başarılı bir uygulama.
Semih Düzkan
Yüz yıl için tasarlanmış binada “basın sektöründe şeffaflık” öngörüsü ışığında dışın ve için geçirgen olarak ele alınmasının çeşitli sorunlara yol açtığı görülüyor. Kavramsal olarak “açık büro sitemiyle hücre hücre bölünmüş ” çalışma birimleri arasındaki çelişme bir çalışma kültürü meselesi olarak sürüyor. Topluluk olrak çalışmak kişisel denetimler gerektiriyor. Bakmak, konuşmak, ses üretmek, rahatsız etmek vs . Bunlar süreç içinde gelişen teknolojik imkanlarla beraber yeniden düşünülecek şeyler. Ama sanki daha açık ve beraberce çalışma ortamları gelişiyor diye bir trend seziyorum, olumlu olarak.