Perspektif (18 Ekim 2014)
0 Dakika Okuma Süresi

Bread & Heart Festival 2026, Arnavutluk’un “Bereket Manzaralarını” keşfetmek için uluslararası mimarları Tiran’da bir araya getiriyor.
İskender Bey Meydanı / 51N4E. Resim © Filip Dujardin Antonia Piñeiro İkinci Ekmek ve Kalp Festivali, 3-5 Haziran 2026 tarihleri arasında Arnavutluk’un Tiran şehrinde düzenlenecektir . Yıllık etkinlik, Ekmek ve Kalp Vakfı tarafından organize edilmekte ve…




14 Yorum
Muhammed Rıza Dilane
Sizin var sayımınız bir yaratıcı ve yaratılış olduğunu düşüncesine dayanıyor. Yani ilahi bir güç var ve bu güç çiçekleri… yaratıyor. Ancak bilim bunu çoktandır, fiziği ile kimyası ile açıklayabiliyor. Bu açıklamaların da bir yaratıcıya ihtiyacı yok. Doğa kendi evrim sürecinde bu görsel zenginliği ve çeşitliliği veriyor ve tüm süreçler sadece açıklanmakla kalınmıyor, aynı zamanda müdahalelerle de değiştirilebiliyor.. İnsanın yaratıcılığı ise çok faklı. Bir kere amaç sonuç ilişkisi sadece doğada olduğu gibi zorunlu olması gerekeni değil insanın içsel ve toplumsal gereksinimlerine de karşılık verecek şekilde ortaya çıkıyor. Doğadan farklı olarak burada insanın aklı var. Akıl doğadan farklı olarak her şeyi tasarlıyor ve gerçekleştiriyor, burada bir evrimden -ki kuşkusuz o da var yoksa eğitim olmazdı- daha fazlası var. Sanat insanla ilgilidir tanım olarak, yani insan tarafından yapılan bir eylemdir. Hedefi de insandır. Bu da çok önemli ikinci bir farktır.
gerçek sanatçı ALLAH tır..
Örneğin sanatı ele alalım: sadece bir çiçeği inceleyelim. o çiçeğin biyolojik yapısına baktığınızda harika kimyevi maddelerin mükemmel hesaplanmış bir oranla bir araya getirilip rengarenk canlı tablolara dönüştürülmesine sanat demiyorsunuz… O çiçeğin sanatçısını, kimyagerini, mimarını, matematikçisini inkar edip sanatını tesadüfe, tabiata veriyorsunuz… Aynen onun gibi ben de; sizin bir çok parametreleri düşünüp hesaplayarak tasarladığınız bir binayı sizin yapamadığınızı iddaa etsem ve desem ki; aslında bu bina tabiat kanunları gereği rastgele oluşmuş. Evrimsel olarak önce temeller oluşmuş. daha sonra evrimleşerek kolon kirişler oluşmuş daha sonra yine evrimleşerek dış ve iç cephe kaplamaları oluşmuş ve son halini almıştır. Eminim ben sizin emeğinizi bu şekilde inkar etsem bana akılcı dersiniz. Çağdaş, modern, bilimsel insan dersiniz. Ayrıca sizin gibi nankör akıllıların bulduğu hiç bir buluş insanlığa fayda vermemiştir… Nitekim 2. dünya savaşında o övünerek yaptığınız bombalarla birbirinizi yediniz…Daha sonra insan haklarını keşfettiniz. Neticede demek istiyorum ki MANA(konsept) VE MADDE(analize dilerek elde edilen ürün) bir arada olursa hakiki saadet(Mutluluk) olur…
Muhammed Rıza Dilane
Bilim ve din arasındaki çelişkiler sadece islamiyette değil diğer dinlerde de büyük sorunlar yaratmıştır. Bu sürtüşmeye giren dinler, çok canlı bir örneğinde görüleceği gibi yıllarca evrimi inkar ettikten sonra Papa bile “evrim var” demiştir. Hristiyanlık ayakta kalabilmek için başta ibadet şekli olmak üzere (başlangıçta onlarda da namaz kılma gibi ibadetler vardı, bizim Süryani vatantaşlarımız hala kılarlar) bunlar zaman içinde modernite gerektirdiği için terk edildi. Dinde reformlar yapıldı ve Hristiyanlık bilime göre kendisini değiştirdi. Ancak ve ancak günümüze bu şekilde gelebildi. İslam dünyası bu reformları yapamadı. Onun için de bu günlerde sefalet içinde yüzüyor. Rüşvetçi liderlerden bile medet umar halelere düştü. Hakim ideolojisi olmadığı için de her yerde bölünmeler ve kavgalar sürüyor. Atatürk bu ortamda bir reform gerçekleştirmişti, bu gün ülkemizin her şeye rağmen ayakta kalabilmesi onun reformlarının devamına bağlı. Bu günlerde her kesimden saldırılar geliyor ve biz umarım kurtulabiliriz.
Anonim
Ayrıca islamcıların son rezaleti de üniversitelerde okutulan dersleri kaldırmak, yarı cahil hatta tam cahil diplomalıları piyasaya sürmek. Ancak cehalet, koyu cehalet onları dinliyor ve onlara inanıyor.
Muhammed Rıza Dilane
İslami değerleri bilimle bir araya getirmek mümkün değildir. Şu ana kadar hiçbir bilimsel çalışma din kitaplarında geçen herhangibir maddeyi kanıtlayamamıştır. Ancak zorlamalarla ilişkiler kurulabilmekte, (yürüyen dağlar -aslında kum tepelerinden söz ediliyor- ile kıtaların ayrışmasını anlatmak gibi) bilimsel araştırmalar ise bu anlatıların kökenlerinin çok daha eski inançlar, halk hikayeleri, efsaneler olduğunu göstermekte. Kemalist bilim olamayacağı gibi islamcı bilim de yoktur. Bilim her türlü inanca ve ideolojiye karşı gelişir, bu özgürlük yoksa bilim de yoktur ona daha çok safsata denir. İslamcıların nasıl doktor, mimar, sanat, hukuk gibi alanlara girdiklerine gelince bu tam bir yetkinlik felaketi getiriyor. Erkek hastayı muayene etmem diyen kadın doktor, rönesans resmine, heykeline bakmam diyen sanatçı, mimarlık tarihini objektif ve mukayeseli olarak okumam diyen mimar, dini kurallar ile modern toplum yönetebileceğini zanneden hukukçu… sadece birer meslek felaketini oluşturuyorlar. AKP hükümetinin tıpta randıman politikasına bile baksanız, şu an yapılan imar rezaletlerini görseniz, fetullah ile tayyip arasında kalmış yolsuzlukların bile üzerine gidemeyen hukukun durumuna baksanız islamcı bilimlerin ne olduğunu görürsünüz.
Hayati Binler
Mesele hem eğitim metodolojisi hem de sanatın/mimarinin oluşumunu meydana getiren ana umdelerin neler olduğuna dair meselede odaklanıyor. Maddeleri tersten sıralarsak:
1- Medeniyet telakkiniz nedir?
2- Eğitiminiz;
a) Ciddi, tatbikata yönelik, mutluluk verici.
b) Tamamen bir yerlerden esen rüzgara bırakılmış durumda.
c) Ortaya karışık, saldım çayıra.
Bu iki şıkkın durumuna göre neticeler ortaya çıkıyor.
gerçek sanatçı ALLAH tır..
Mimarlık, tıp, sanat ve hukuk gibi alanlar yıllarca İslami değerlere saldırılmak amacıyla kullanılan elitist, pozitivist kemalist mesleklerdi. bunların sayıca az olması buralara yerleştirilenleri elitleştiriyordu. Ve maalesef buraya hedonist sol fikirliler yerleştirilmişti. Şimdi ise bu mesleklerden çok fazla Müslümanın mezun olması ile hür fikir ortamı artmıştır. Müslümanların hem İslami ilimleri öğrenmesi hem de bu alanlardan mezun olması elitist kemalistlerin tahribatını izale edecektir bi iznillah. Ve İnşaallah 100 yıllık kara parantez bu şekilde kapanacak.
Anonim
Her dönem böyle söylentiler çıkıyor. Mimarlık eğitiminin bir yere gittiği yok. Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de zamana uyum sağlamaya çalışıyorlar. Kimsenin yıldız mimar filan istediği yok ki ona göre eğitim yapılsın. Bize kalfayla iyi anlaşacak mimarlar lazım onun için de proje dersi bile fazlalık. Mimarlar odası zaten yirmi yılını doldurmuş kazık çakmış bir ekibin maaş almasına yarıyor. Eğitim konusu onların ilgi alanlarında değil. Ayrıca Eğitim Kurultayları da aslında yayın yapıp zavallı akademisyenlerin paralarını toplama aracı. Akreditasyon kurulu da çay kahve sohbetleri için toplanan yaşlılar kurulundan ibaret. Eğitim onların da son derdi. Sadece öğrencilerin ne kadar kötü olduğunu söylemeyi bilirler.
Ali Kemal
Kesinlikle olmadı ama şimdi durum çok daha vahim artık veterinerler tarafından verilen proje dersleri, haftada 4 saat 50-60 kişilik sınıflar, kaldırılan yapı, teknik resim, bilgisayar dersleri yani artık mesleğin kendisi tehlikede. Eğitim yerlerde sürünüyor. Buna da bir şey yapmaz ise Mimarlar Odasını koyver gitsin.
Melek Karakaya
Bu odanın eğitim kurultayından bir ışık gören oldu mu şimdiye kadar?
Salih Kocaoğlu
Yolsuzluklar, her türlü vurgunlar, arsa vurgunları, ihale vurgunları, şimdi de Üniversite vurgunları… Artık yeter.
Ali Mutlu
Bizde de kaldırmışlardı, diploma satar hale gelmişlerdi… sonra da özel okulları kaldırdılar, sene yetmiş….. sene ondört anlaşılan akıllanmamışız.
Ahmet Emin Kalmaz
Ne oluyoruz? Biz gelişiyoruz kalkınıyoruz derken bilmediğimiz neler oluyor? Ne biçim bir yönetim anlayışı bu? Bir üniversite nasıl ticaret yapacağım diye dersleri kaldırabilir? Hem de dünyanın parasını alırken. Dersleri kaldırmak ne demek? Sınıfları kalabalıklaştırmak ne demek? Hangi akademisyen böyle bir şeyi kendisine yakıştırabilir? Bunu yapabilmesi için gerçekten meslekten, meslek etiğinden, akademik etikten habersiz olması gerekir. Bu rezalet olurken meslek odası uyuyor muydu? Yoksa onlar da mı “bize oy verin de ne olursa olsun anlayışındalar”?
Asım Gündoğdu
İşte bu. Doğru olan ticari amaçlarla, para hırsıyla indirgenen bir eğitime karşı meslek odasının, gençlerin ve tüm camianın kararlı bir şekilde karşı çıkması bayrağın düşmemesini sağlamasıdır. İslamcıların Türkiye’yi bir bataklığa dönüştürdükleri bir dönemde kaliteyi savunmak her Türk vatandaşının görevidir. Çünkü ancak kalite ile ilkelliğe, geriliğe, cehalete, yobazlığa ve tahriplerine karşı koyabiliriz.