Zorlu’nun Karayolları arazisi kabusu

3 Dakika Okuma Süresi

Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisine 800 milyon dolar ödeyen Ahmet Nazif Zorlu’nun eli kolu, Danıştay 6. Daire’den gelen haberle bağlandı. Projeyi 2010 yılına yetiştirmek isteyen Zorlu, dava süreci bitene kadar tek çivi çakamayacak. Dava aleyhte tamamlanırsa, parayı peşin ödeyip sözleşme imzalayan ve araziyi devralan Zorlu’nun, ÖİB’den parayı geri istemesi de mümkün değil

Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisi için özelleştirmenin iptali davaları devam ederken, Zorlu için sürpriz karar Danıştay 6. Dairesi’den geldi. Danıştay 6. Dairesi, Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisinin nazım imar planı değişikliğinin yürütmesini oybirliğiyle durdurdu.

Kararda söz konusu arazi için planda belirtilen yoğunlukta yapılaşmanın şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmayacağı belirtildi. Bundan sonra hukuki süreç Dava Daireleri Genel Kurulu aşamasıyla devam edecek. Dava Daireleri Genel Kurulu da Danıştay 6. Daire’nin kararını onaylarsa Zorlu için zor günler başlayacak.

Zorlu Grubu risk aldı

Zira Zorlu Grubu ihaleyi kazandıktan sonra hukuki sürecin tamamlanmasını beklemeden 30 Mayıs 2007’de devir sözleşmesini imzalamış, 800 milyon doları ödemiş ve araziyi üzerine almıştı.

İhale şartnamesinin değiştirilen 18.10 maddesi şöyle diyor:

“Taşınmaza ilişkin imar planına karşı dava açılması ve bu davada yürütmeyi durdurma veya iptali kararı tesis edilmesi halinde, bu kararın satış sözleşmesi imza tarihinden önce İdare’ye tebliğ edilmesi kaydıyla alıcının talebine bağlı olarak satış sözleşmesi imzalanmasından vazgeçilir. Bu durumda alıcının geçici teminatı iade edilir.”

Zorlu Grubu, İETT arazisini alan fakat hukuki süreç tam anlamı ile bitmeden ödeme yapmaktan çekinen Sama Dubai’nin aksine hukuki süreç iki koldan devam ettiği halde arazinin satış bedelini yatırdı ve tapuyu aldı. Yani satış sözleşmesini imzaladı. ÖİB şartnamesini inceleyen hukukçular, imar plan değişikliğinin yargı tarafından iptalinin kesinleşmesi ve tüm hukuk yollarının kapanması halinde Zorlu’nun parasını devletten geri almasının mümkün olamayacağına dikkat çekiyor.

Hukukçular, ÖİB’in imar plan değişikliği riskine karşı ihaleye katılan firmalara devir sözleşmesi imzalanana kadar cayma hakkı verdiğini, 15 milyon dolarlık geçici teminatı ödemeyi de taahhüt ettiğini belirtiyor. Tüm bu opsiyona karşılık Zorlu Grubu süren davaya rağmen ödemeyi yaptı ve büyük bir riski de üstlenmiş oldu.

Çivi bile çakılamayacak

Danıştay 6. Daire, yürütmeyi durdurduğu için Zorlu Grubu dava bitene kadar arazide tek bir çivi de çakamayacak. Hukukçular, söz konusu davanın en az 1 yıl daha süreceğini öngörüyor. Oysa projenin tüm planları çizilmiş ve 2010 yılında yapılacak “İstanbul Kültür Başkenti” etkinliklerine yetiştirilmesi öngörülmüştü.

En fazla 28 kat olabilir

KARAYOLLARI arazisi önce Tekel’e devredilmiş ardından da imar planlarında değişiklik yapılarak satışa sunulmuştu. Plana göre, Karayolları arazisi konut, ticari alan veya turizm alanı olarak değerlendirilebilecek. Burada inşaat yapılabilecek net alanın 2.8 katı kadar yapılaşma olabilecek. Arsada yapılacak binaların yüksekliği için de 2 emsal alındı. Karayolları binası 14 katlı olduğu için buraya en fazla 28 katlı inşaat yapılabilecek.

Kaynak: Vatan

1 Yorum

  1. Nazmi Ziya

    Benim de itirazlarım var birincisi topluma:
    Kamu arazileri kamu malıdır ve herhangi bir arazi gibi değil kamu için değerlendirilmelidir. Bu yöntemi prensip olarak benimseyebiliriz. Bunun batıda çok sayıda örnekleri var. Bunun gerçekleşmesi de bu arazilerde kamuya ait donatıların yapılmasıyla olur. Yani her devlet dairesi kendi toprağının sahibi olmalıdır ve iş hanlarındaki mahkeme binaları, tapu daireleri gibi rezaletler bitmelidir. Ya da üniversite, halka açık ticari yada değişik niteliklerde kuruluşlar gibi yine toplumun kullanacağı işlevler için kullanılmalıdır. Bu ikinci durumda arazinin satılması söz konusu olmamalı belirli süreler için araziler kiraya verilmeli mülkiyet hakları kamuda tutulmalıdır.
    İkincisi tapu ve kadastro sistemine:
    Türkiye’de toprakta özel mülkiyet çok geç oluşmuştur. Ve büyük sorunları vardır. Tapu ve kadastro ancak yakın zamanlarda tamamlanmıştır. Hala daha tartışmalı çok büyük alanlar vardır.
    Zorlu arazisi de bunlardan birisidir. Kamulaştırma ile elde edilmiştir. Eğer kamulaştırma kaldırılacaksa öncelikle arazinin kamulaştırma öncesindeki sahiplerine teklif götürülmeliydi. Yani kamulaştırma sırasındaki değerin karşılığını ödemeleri koşuluyla tapuları iade edilmeliydi. Tapu sorunu olmamalıydı. Hazine işgalci durumuna düşmektedir. Halbuki bu durumdan en çok zarar gören de sıkça arazileri işgal edilen hazinedir. Bunun önlenmesi için bulunan yöntemler ise daha da büyük skandallara neden olmaktadır. Bunun çözümü vakıf arazilerinin, Osmanlının son dönemlerine büyük güçlüklerle oluşmuş özel mülkiyetlerin ve tapunun daha iyi korunmasının sağlanmasıdır. Vakıf ve hazine arazilerini yağmalayan tüm düzen çökertilmelidir.
    Kamu elindeki arazilerde mülkiyet devrinin olmaması buna karşılık kullanım hakkı yani kiralama konusunda daha etkin davranılmasıda bir çözüm olabilir. Örneğin kamu arazisinde halk için yapılan toplu konutlar satış yolu ile değil kiralama yolu ile kullanıma açılmalıdır.
    Üçüncüsü yerel yönetimlere:
    Yerel yönetimler batının yerelleştirme ile sağladığı yerel vergi sistemleri ile kendi imkanlarını oluşturabilmektedirler. Bizde ise genel bütçeden alının pay ile hem nüfus gerçekleriyle çoğu kez uyuşmayan harcamalarla karşı karşıya kalmakta, hem de ivazlı ivazsız bağış gibi anormalliklerin önü açılmaktadır. Acilen yerelleşme tamamlanmalı ve yerel yönetimler kendi vergi sistemleri ile harcamalarını gerçekçi boyutlarda kaynaklandırabilmeli hem de harcamalar konusunda toplum tarafından kontrol altında tutulabilmelidirler. Yerel yönetimler çeşitli yollarla para bulmak durumunda kalmaktan kurtarılmalıdır. Özellikle 18 Madde uygulaması kentsel donatı eksiklerinin arsa açısından karşılanması içindir bir gelir kaynağı olarak düşünülemez. Yerel yönetimler başta zorlukla kurumlaşmaya başlayan tapu olmak üzere her türlü etik ortamı yok etmektedirler.
    Dördüncü itirazım Mimarlar Odasına:
    Eğer yapılan işlem planlamaya aykırı ise 95 planlarına ve son olarak da İstanbul planlarına niye karşı çıktınız? Eğer işlem toplumun sandığı gibi basit bir ticari işlem ise kamunun para kazandığı bir durumu niye engelliyorsunuz? Bu ne yaman çelişkidir.
    Yapılan her planı -haklı haksız- iptal ettirmek için uğraşıyorsunuz. Çünkü sizin seçmen kütleniz plan iptal edildiği zaman kamunun korunduğunu zannediyor. Hâlbuki siz tam bir imar kaosuna yol açıyorsunuz bu da en çok yağmaya yarıyor. Ayrıca bazılarınızın -yakınınızdan tanırsınız yıllardır kol kanat geriyorsunuz –hani şu tasarım kent olayı- bu yağmanın çok fazla dışında olduklarını söylemeye imkân yok.
    Bir kentte planlama olmayınca boşluklar oluşuyor ve ortaya talanın kol gezdiği garip durumlar çıkıyor. Ayrıca:
    Siz kimin odasısınız mesleği plan yapma olanların mı yoksa planları yok etmeye çalışanların mı? Siz kamuyu savunur görünüyorsunuz ama uygulamada yağma ve talana kapı açıyorsunuz.
    Beşinci itirazım planlama anlayışına ve politikacılara:
    Planlar politikacılar tarafından değiştirilecek şeyler değildir. Politikacıların planlar üzerindeki söz hakları sadece bir prosedürle ilgilidir. Yani noter konumundadırlar onlar çünkü planlama farklı kriterlerin göz önüne alınması gereken bir alandır ve politikacıların keyfine bırakılamaz. Dolaysıyla sizin para kazanacağız diye hukuku, şehirciliği boşvermiş olmanızın affedilir yanı yoktur. Durum böyle olunca örneğin köhnemiş bir imar kanununu bile değiştirmek çağdaşlaştırmayı düşünmemektedirler. Nasıl olsa deliyoruz diyerek. Nasıl olsa bizim bürokratlara bazen ekmek kapısı oluyor diyerek. Bu durumdan birçoklarının nemalandıkları ortada ama artık bu durumun bir sona ermesi lazım.
    Son itirazım Zorlu grubuna,
    Siz Türkiye’yi herkesten daha iyi biliyorsunuz. Bir El Maktum bile parayı ödemek için imar durumunun kesinlemesini hem de hiçbir sözleşme maddesine uymaksızın beklerken siz niye hemen paraları yatırdınız? İyi niyetle masrafa girip bir de yarışma açtınız ve bu arazide en iyi ne olurun peşine düştünüz toplum da maşallah sizi çok iyi anladı. Plandan yana olması gereken bir oda bile hemen size karşı dava açtı. Türkiye’yi hiç mi tanımadınız?
    Türkiye ne zaman sizin hayalinizdeki konuma geldi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir