İstanbul’un trafik çilesini prestijli yol mu çözecek?

5 Dakika Okuma Süresi

‘Normal dertleri’, ‘normal gündemi’ olan bir ülke olsaydık, halimiz nice olurdu diye hiç düşünür müsünüz? Geçen hafta Avusturya-Viyana’dayken, yakın bir arkadaşımın evinde misafir oldum. Itır’ın evi, şehir merkezine uzak mı uzak. Ertesi sabah, üç metro değiştirdim ve toplam 25 dakikada toplantımın olduğu şehir merkezindeydim. Kimse itişmiyor, balık istifi gibi otobüslere doluşmuyor ve en önemlisi insanların yüzü gülüyor. Eh onların, biz Türkler gibi büyük büyük meseleleri yok elbette.
Normal dertleri olan bir ülke olsaydık, şu aralar yerel yönetimlerin eksilerini, artılarını tartışmaya başlar, iktidardaki partinin alacağı oyu belediye başkanlarının başarı notuna göre hesaplamaya çalışırdık. Misal, megakent imajı verilmeye çalışılan Türkiye’nin en büyük köyü İstanbul’daki bilançoyu tartışırdık.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi son dört yılda 144 kavşak yapmış, 2 milyar YTL harcamış. Uzmanlara göre sonuçta trafik rahatlamadığı gibi, yeni kavşakların yapıldığı çoğu yerde daha da kilitlenmiş.

2 milyar YTL’nin hesabı sorulacak mı? Tabii ki sorulmayacak, onun yerine gölgesiyle bile kavga eden Başbakan Erdoğan ile Ergenekoncular arasında bizler dayak yemeğe devam edeceğiz.

Bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2007 faaliyet raporu çıkacak. İstanbul için ‘2008 Performans Programı’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, ‘İstanbul genelinde sürücüler ve yayalar için hızlı, konforlu ve güvenli bir ulaşım sistemi kurarak, trafik düzenini ve sirkülasyonunu sağlamak, otopark ve prestij yol projelerini yapmak’ hedefini koymuş. Hedefte her şey tamam da, yollar eğer ‘prestijli olmazsa’ trafik sorunu çözülmeyecek mi, onu anlamadım.

Performans programının beni epey güldüren bölümünden başlamak istedim. Önümüzdeki günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’ın vaatlerini ve gerçekleştirme oranını bol bol bu köşede işleyeceğiz. Performansta en düşük 1 en yüksek 5 notundan yola çıkarak, hizmet sunumundaki genel başarının 2007 yılı için 3.39 olduğu tahmininde bulunuluyor kitapta, 2008 hedefleri ise 4 puan. Yazacağım tüm konularda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2008 hedefi 4 puan almak. 2007’de nasıl gerçekleşmiş diye sorarsanız, belediye kitabına göre şöyle: Vatandaşın ulaşım konusunda memnuniyeti 2.92. Çevre koruma konusunda memnuniyeti 3.2. Altyapı hizmetlerinden memnuniyeti 3.3. Şehircilik konusunda memnuniyeti 2.81. Kamu düzeni konusunda memnuniyeti 2.37.
İstanbulluların afet yönetimi konusundaki memnuniyeti ise 2.66’ymış.

El el üstünde büyük depremi beklerken, Büyükşehir Belediyesi afet yönetimindeki icraatlarıyla İstanbulluların 2.66 ile sınıfı geçirdiğini düşünüyor, öyle mi?

Fransa’da Türk enstitüsü kuruluyor
Fransa’daki etkin düşünce kuruluşlarından Ifri’nin (Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) yöneticilerinden Dorothee Schmid, Türk Enstitüsü’nün kurulmak üzere olduğunu haber verdi. Ensititü, Türkiye’de faaliyeti olan Fransız firmaların desteğiyle kurulacak. Dorothee Schmid, yıllık 150 bin avroluk bütçeyle, Fransa’da Türkiye gündemi yaratabileceklerini savunuyor.

Türkiye’de âdet oldu, Avrupa’dan yükselen ‘aleyhte’ demeçleri ön planda tutup, AB düşmanlığı yapmak. Oysa AB içindeki ‘Türkiye dostları’, Türkiye müzakere sürecinde yalpalasa bile işi sıkı tutmaya devam ediyor. Geçen şubat ayı sonunda TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ile birlikte gittiğimiz Amsterdam’da, Hollandalı işadamlarının desteğiyle kurulan Türk Enstitüsü’nün etkin çalışmalarından haberdar olmuştuk. Başkanlığını Unilever’in eski CEO’su (İcra Kurulu Başkanı) Floris Maljers’in yaptığı, Fortis Bank, Ing Bank, KLM, KPMG, Akzo Nobel, Wavin gibi firmalar, Lahey belediyesi ve birçok üniversitenin desteğindeki Hollanda’daki Türk Enstitüsü, ‘Türkiye’nin gerçek resmini çekebilmek ve Hollanda kamuoyuna anlatabilmek’ amacını taşıyor.

Fransa’daki Türk Enstitüsü de, Hollanda’daki gibi ne Türkiye propagandası yapacak ne de önyargılara teslim olacak. Kurucularının, destekçilerinin bulunduğu ülkenin fikir üretenlerinden olması da, enstitünün savunduklarını dinlenir kılıyor.

Uçakta telefona hayır

Türk Hava Yolları (THY) açıklamıştı, uçakta cep telefonu kullanımı için teknik çalışma yapılıyor. Ne kabus anlar yaşayacağımız, yaşadıklarımızdan belli.

Geçen hafta Viyana yolculuğumda, son günlerin moda hastalağından muzdariptim. Başım ağrıyor, ateşim var, tek isteğim bir tas çorba ve yatağım. Uçakta nasıl bir gürültü. Arka tarafta beş bey, sohbet ediyor. Dayanamadım, hostes hanımdan uyarmalarını rica ettim. Yapamazmış. Ancak kavga ederlerse uyarma hakkı varmış. Yüksek sesle konuşmak uçuş güvenliğini tehlikeye atmadığı için uyarma hakkı da yokmuş. Sonra kabin şefi dert yandı: “Ayakkabısını çıkaranı bile uyaramıyoruz” dedi.

Etrafı rahatsız eden, uçuş güvenliğini tehlikeye atmayanlar karşısında ne yapılıyor? Hiç. Rahatsız olanın yeri değiştiriliyor.
Uçakta cep telefonuyla konuşmak serbest olursa yaşanılacaklar belli. Yüksek perdeden konuşanların tüm görüşmelerini kelime kelime dinleyeceğiz. Benim çözüm yolum belli. Sinir krizi geçireceğime, yanımda kulak tıkacı taşıyacağım.

Kaynak: Radikal
Yazan: Funda Özkan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir