İstanbul giderek verimliliği artan bir “proje tarlası” gibi. Gün geçmiyor ki, kentin farklı bir bölgesinde yeni bir proje fikri filizlenmesin. İrili ufaklı projeler bunlar. Bazen boş bir alanda yeni bir “konut konsepti” olarak, bazen eski bir endüstri yapısının ya da deponun yenilenmesi ve farklı bir kullanıma açılması olarak, bazen tarihi yapıların topluca restore edilerek turizmle buluşturulması olarak karşımıza çıkıyor bu projeler. Bazen bu kadar mütevazi de olmayabiliyorlar üstelik. 10 binlerce metrekarelik büyük arsaların kamu tarafından satılması sonrasında milyarlarca dolarlık yatırımlar biçiminde karşımıza çıkabiliyorlar. Şurası gerçek ki, 15-20 yıl önce hayali mevzular olarak konuşulan “büyük projeler” artık kamu ve özel sektör tarafından cesaretle uygulamaya geçiriliyor. Bugüne kadar endüstri ve ticaretle uğraşmış dev şirketler bir anda “prestij projeler”e yöneliyorlar ve şirket yapılarını köklü bir biçimde değiştirmekten çekinmiyorlar. Kamu da aynı yolu izliyor. Bazen özel sektöre “yapişlet” vb yöntemlerle taşınmaz aktarıyor, bazen de kolları bizzat sıvayıp işe girişiyor.

STK’lar endişeli

Kruvaziyer limanlar, oteller, büyük alışveriş merkezleri, yat limanları, köprüler, tüneller, tüp geçişler, turizme yönelik tarihi kent yenilemeleri, büyük ölçekli konut projeleri ve daha başkaları, İstanbul pazarında görücüye çıkıyor. Bir yandan bu teşebbüs enerjisi kenti sarıp sarmalarken, bir yandan da farklı kurumlar, sivil toplum örgütleri, profesyoneller, politikacılar ve başkaları bu gidişten endişeleniyorlar. Bu verimli “proje tarlası” onlara “her kafadan farklı seslerin çıktığı bir karmaşa” olarak görünüyor. Bütün bu projelerin kent için hayırlı olmasını, kentin planına ve uzun vadeli beklentilerine uygun olmasıyla ölçüyorlar. Her bir ölçüp biçme, “proje tarlasına izinsiz fidan dikilmesi” karşısındaki rahatsızlıkları arttırıyor. Böyle olunca da, “yapan” ile “eleştiren” arasındaki makas giderek açılıyor. Yapan için eleştiri “engelleme” olarak görülmeye başlarken, eleştiren için de yapılanların kente faydasından çok zararı ön plana çıkıyor. Açılan makasın bir nebze kapatılabilmesi ve tarafların birbirini dinlemesine şiddetli bir ihtiyaç olduğu kesin. İstanbul için… Bu ihtiyacı görenler, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin şehir ve bölge planlama bölümleriyle Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi. 8-9 Ekim’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek olan “İstanbul Buluşmaları” bu ihtiyacın ürünü.

‘Kentte büyük projeler’

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Pınar Özden’le bu yılki ilk “buluşma” üzerine konuştuk. Tema olarak “İstanbul’da büyük projeler” başlığını belirleme nedenlerini anlattı. Uygulanmakta olan projeyatırım sürecinin planlı gelişme karşısında giderek daha etkili bir alternatif oluşturmaya başlaması meslek çevrelerinde kaygı yaratmaya başlamış. İstanbul’un 2000’li yıllarda yaşadığı değişimi tüm yönleriyle algılamak ve fikir geliştirmek için “büyük projeler” en uygun konu olarak ön plana çıkmış. İstanbul Buluşmaları standart bir bilimsel toplantı değil. “Konut”, “ulaşım”, “büyük yatırımlar” ve “sosyo-ekonomik yapı” konularında uzmanların katıldığı yuvarlak masa toplantıları yapıldıktan sonra, tüm katılımcılara açık serbest kürsü bölümüne de yer verilmiş. Amaç, herkesin birbirini dinlemesi… Katılımcılar da hayli çeşitli. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, özel sektör, üniversiteler, mahalle dernekleri ve uzmanlar katılıyor. İstanbul için buluşuyorlar.

Erhan Demirdizen
Kaynak: Sabah

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir