İstanbul, 2010 fırsatını da kaçırıyor

5 Dakika Okuma Süresi

Tabii ki farkındayım, bir ay 23 gündür İstanbul, Avrupa’nın Kültür Başkenti. Bir ay, 23 gündür birtakım etkinlikler yapılıyor. Kaç Avrupalı turistin, İstanbul’a kültür başkenti olduğu için geldiğini henüz bilmiyoruz ama eminim birileri geliyordur.

Oysa daha çok turistin gelmesi, daha çok konser düzenlenmesi değildi, İstanbul’a kültür başkentliğini getirmeye çalışanların hedefi. Avrupa Birliği’nde de böyle bir amaç yok.

Daha çok turist gelmesi turizmcilerin, daha çok konser düzenlenmesi sanat dünyasının, organizatörlerinin asli hedefi olabilir. Kültür başkentinin yöneticilerinin ise temel amacı şu olmalıydı:

“Kent ölçeğini stratejik düşünebilen, kurumları ilişkilendirebilen, birlikte çalışma kültürünü sağlayabilen, hesap verebilir bir yönetim şeklini İstanbul’a getirmek.”

Birleşmiş Milletler Unesco örgütü diyor ki, “İnsanlık tarihinin, kültürel mirasın korunabilmesi için şehir yönetim planının hazırlanması gerekiyor, arkeolojik alanların oluşturulması gerekiyor, mali iyileştirme programının hazırlanması gerekiyor, anıtlar ve surların planının belirlenmesi gerekiyor.”

Bunların çoğu İstanbul’da yok.

En basiti, İstanbul’un sahip olduğu zenginliklerin başında surlar geliyor, değil mi?

Bugün kaç kişi surlardan sorumlu olan birimde çalışıyor olup da, işe gitti?

Surlarla ilgili karar veren 20’ye yakın kuruluş var. İlgili belediye çöpten, elektrik idaresi aydınlatmadan, polis ‘asayişinden’ sorumlu. Ancak surların koordinasyonundan sorumlu tek kişi yok.

Kültür başkentliği demek, İstanbul’u İstanbullulara tanıtmak, daha çok turistin gelmesini sağlamak değil. Kültür başkentliğinden sorumlu kurum ki, adı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, maalesef şu an sadece ‘sponsor’ olarak çalışıyor.

Hangi projeye ne kadar para verilmesini sağladığı konusuna, projelerin seçim kıstasına hiç girmeyeceğim. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın salt görevi sponsorluk değil.

İstanbul’a ‘Avrupai’ yönetim anlayışını getirmek gerekiyordu, bir ay 23 gün kaybedildi.

Kültür başkentliği sınavımız, AB uyum sürecimize benziyor. Müzakere yok, pazarlık yok. 2010 Kültür Başkentliği’ni gerçek anlamıyla hayata geçirirsek, Avrupa Birliği standartlarına biraz daha yaklaşmış olacağız. Yapmazsak, zil çalıp göbek atarak geçirir, gideriz koca yılı.

Yedi tepenin yedi mimarı Brüksel’de
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğinde bugün Brüksel’de muhteşem bir sergi açılıyor. ‘7 Tepenin 7 Mimarı’ sergisi. Brüksel’deki ‘Istanbul Center’daki serginin küratörlüğü ve organizasyonunu Dünya Mimarlık Topluluğu üstleniyor.
Eski Ağa Han Mimarlık Ödülü Genel Sekreteri Mimar Prof. Suha Özkan ve eski diplomat Şefik Onat’ın kurduğu Dün Mimarlık Topluluğu’nun (WAC) üstlendiği sergi daha önce Torino, Berlin ve jakarta’da düzenlenmişti.

İstanbul’un çağdaş yüzünü Avrupa’ya yansıtmayı hedefleyen sergide, Türk mimarlığının önde gelen temsilcileri Emre Arolat, Can Çinici, Teğet Mimarlık adına Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar, Şevki Pekin, Nevzat Sayın, Tabanlıoğlu Mimarlık adına Melkan Gürsel ve Murat Tabanlıoğlu ile Han Tümertekin yer alıyor.

Çizim, video art ve fotoğraflardan oluşan eserlerin sergisini Brüksel’e yolu düşenler kaçırmasın derim.
Bugün serginin açılışına Brüksel Devlet ve Şehircilik Bakanı Emir Kır da katılacak.

Sepetçiler Kasrı’na vur kazmayı olsun bitsin
İstanbul, kendi entelektüel sermayesinden faydalanamıyor. Diyebilirsiniz tabii ki, Türkiye çok mu faydalanıyor? Kürt açılımı, demokratik açılım başlıklı Başbakan Erdoğan’ın davetinde bakıyoruz ki bir takım ‘sanatçılar’, devlet makamını ‘magazin programına’ çevirmiş. Sanat denilince bu ülkede resim, tiyatro, klasik müzik akıla hemen gelmiyor zaten.

Dönelim İstanbul’umuza. 2010 kültür başkentliği kapsamında Han Tümertekin, ‘bedelsiz’ Sepetçiler Kasrı’nın restorasyonunu, Emre Arolat yine bedelsiz İstiklal Caddesi’nin ‘adam edilmesini’ kabul etmişti. Yararlanılamadı. Bu ülkede entelektüel sermayeden faydalanmak yerine işi, iş bilmez müteahhitlere vermek daha kolaya geliyor.

Sepetçiler Kasrı, Topkapı Sarayı’nın sahil köşklerinden biri. Başarılarıyla ünü yurtdışına da yayılmış mimarımız, öz değerimiz Han Tümertekin sekiz ay çalışıyor, ön projeyi hazırlıyor. Diyor ki, “Aman dikkat, kötü bir kabuk var. Altından neler çıkacağını bilmiyoruz o yüzden müteahhidin, elektrik teknisyeninden, pencerecisine tüm ekibin tarihi bina tecrübesi olması gerekiyor.”

Sepetçiler Kasrı 2010 İstanbul Kültür Başkentliği süresince etkinliklere ev sahipliği yapacaktı, daha sonra da devletin protokol ağırlıma mekânı olacaktı.

Sonra birileri alıyor eline kazmayı, vuruyor Sepetçi Kasrı’na. Sonuç mu? Anıtlar Kurulu, ‘yapılan işlerin aslına uygun olmadığını’ görüp, işi durdurdu.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuş dinliyorum. Başımdan geçiyor biliyorum. Çanakkale Adatepe’deki nohut oda, bakla sofa evim için iki yıldır Anıtlar Kurulu’nun onayını bekliyorum. Birileri de Topkapı Sarayı’nın sahil köşküne vuruyor kazmayı.

FUNDA ÖZKAN

Kaynak: Radikal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir