İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Gürkan Akgün, 50 farklı kurumun kentin imar planlarını değiştirdiğini ve 2009’dan sonra 15 bin 500 hektarlık askeri arazinin yapılaşmaya açıldığını söyledi. Seçimden önce Bakanlık eliyle Beşiktaş ilçesi büyüklüğünde bir alanın daha imara açıldığını belirten Akgün: “Biz ise hiçbir yerde gökdelen ve yüksek yoğunluklu yapılaşma kararı oluşturmadık”.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Gürkan Akgün, megakentteki tahribatı, yok edilen yeşil alanları anlattı. İstanbul’daki 25 yıllık yıkıma mercek tutan BirGün’ün sorularını yanıtlayan Akgün, kentte yaklaşık 50 farklı kurumun imar planı değişikliği yaptığını söyledi.

 

 

 

 

 

Kentin akciğerleri olan Kuzey Ormanları’ndan askeri arazilere kadar yeşil alanların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle lüks konut projeleri için imara açıldığını vurgulayan Akgün, rant projelerine karşı mücadele ettiklerini söyledi.

 

 

 

 

 

BAKANLIK 150 ALANI REZERV ALAN İLAN ETTİ

 

 

 

 

 

İstanbul’u yaklaşık 25 yıl yöneten anlayış 2019’da değişti. Siz önemli bir koltukta oturuyorsunuz ve kente baktığınızda ne görüyorsunuz? Geçmiş 25 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

 

 

 

 

İstanbul çok kadim bir şehir. Cumhuriyet dönemi itibariyle belirli dönemlerde çok ciddi bir nüfus almış. Maalesef çok fazla planlı gelişmemiş ve geçmişinden bu güne taşıdığı çok fazla sorunları olan bir kent.

 

 

 

 

 

Türkiye’nin kentlerinde planlamanın, rant yaratmak için çok önemli bir pozisyona eriştiğini gördük. 80’li yıllarda başlayan süreç sistematik hale geldi ve hatta sistemi finanse eder hale geldi. Peki bu neyi getirdi? İstanbul’da geçmişte bugüne gelen bazı sorunların üzerine çok ciddi bir plansız yapılaşmayı, plansız yapılaşma da beraberinde eşitsizliği getirdi. Bunlarla beraber kamu arazilerinin el değiştirdiği, imar değişiklikleri ile bir rant transferi yaratıldığını gördük. Toplanma alanlarını kaybediyorsunuz, kıyı erişimi kaybediyorsunuz, depremde kullanabileceğiz kamu arazileri bir anda lüks konuta dönüşüyor. Mülteci nüfusunun da gelmesiyle İstanbul nüfusunun 19-20 milyon bantlarına yaklaştığını görüyoruz. Böyle bir kenti yönetmek, planlamak, sorunlarını çözmek çok zor.

 

 

 

 

 

Kentte kaç kamu kurumunun imar planı değişikliği yapma hakkı var? İstanbul’un planlarını kimler değiştiriyor?

 

 

 

 

 

Çok ciddi anlamda bir yetki karmaşası var. İstanbul’da ve Türkiye’de plan yapma yetkisi yaklaşık 50 kuruma dağılmış durumda. Büyükşehir Belediyesi’nin görevi nazım imar planlarını yapmak ilçe belediyelerinin ise bunun uygulama imar planlarını yapmak. Ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, TOKİ’nin, organize sanayi bölgesi alanlarında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın, özelleştirme bölgelerinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın kültür ve turizm bölgelerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi birçok bakanlığın plan yapma yetkisi var. Böyle olduğunda bu kentin yönetimini, idaresini, gideceği yönü, nüfusunun ne olacağını, ulaşım kararlarını veya nereye yerleşeceğini elinizden kaçırmış oluyorsunuz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilerini aşarak planlama yetkisi belediye gibi kullanır oldu. Parça parça araziler planlanarak imarı değiştiriliyor ve kentin yapısının bozulduğunu gördük.

 

 

 

 

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, 2012’de çıkarılan kentsel dönüşüm kanunu olarak bilinen kanunla çoğu yeri rezerv alan, riskli alan ilan edip planlama yetkisini aldığını görüyoruz. Şimdi buna örneklerde verebiliriz. İstanbul’da 150’ye yakın rezerv alan ilan edildi bu yasanın çıkmasından sonra. Bu 150 alanın 60’ına yakınının plan yapıldı ve İstanbul’un üzerine 3,5 milyon nüfus daha ilave edildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Örneğin, İBB’nin “Park alanı olacak” dediği ve imar planlarına bu şekilde işlediği araziye bakanlık, “Hayır burada 10 katlı konutlar inşa edilecek ve 10 kişi yaşayacak” diyebiliyor mu?

 

 

 

 

 

Evet, yetkisini alıp diyebiliyor. Rezerv alan ilan ediyor ve plan yapma, uygulama yetkisini alıyor. Bunun birçok örneği var. İstanbul’daki askeri arazilerden sahil bandındaki askeri arazilere, kamu arazilerine kadar… Bu alanların büyük ölçekte lüks konut, turizm ve ticaret fonksiyonları ile imara açıldığını görüyoruz.

 

 

 

 

 

ASKERİ ARAZİLER RANTA VE YAĞMAYA AÇILDI

 

 

 

 

 

10 yıl önceki uydu görüntüleri ile İstanbul’un şimdiki halini kıyasladığımıza kenti içinde kalan tek yeşil alanlar olan askeri arazilerin yapılaşmaya açıldığını görüyoruz. Bu alanlar ranta açılırken İBB engel olmak için ne yapıyor?

 

 

 

 

 

2009’dan bugüne kadar, yaklaşık 15 bin 500 hektar askeri alanın statüsü kaldırıldı ve buralarda imar planı çalışmaları yapıldı. 2009’u neden söylüyorum? O tarihte İBB, altında birçok akademisyenin imzasının da yer aldığı bir çevre düzeni planı yaptı. Denildi ki o zaman, “Askeri alanlar askeri alan statüsünü kaybetmemeli.” Fakat tek tek imara açıldı. Bu alanlar Kuzey Ormanlarıyla bir tampon bölgeydi. Siz buraları imara açtığınızda Kuzey Ormanlarına zaten girmiş oluyorsunuz.

 

 

 

 

 

Çok yakın bir örnek. Esenler Baştabya’daki büyük bir alan imara açılmıştı, onun kuzeyindeki Başakşehir sınırlarındaki bir 20 milyon metrekarelik alanın da imar planları seçim önce askıya çıktı. Bundan Büyükşehir Belediyesi’nin haberi yok. İlçe belediyelerinin haberi var mı yok mu bilmiyorum. Kamuoyunun da zaten bilgisi yok. 20 milyon metrekarelik alan bir Beşiktaş ilçesi demek. Siz kimsenin haberi olmadan bu büyüklükte bir boş araziyi daha depremi konuşurken imara açıyorsunuz. Biz imara açılan askeri alanların lüks konut projesine dönüştüğünü gördük. Biz ne yaptık göreve geldikten sonra? Hepsini mahkemeye taşıdık. İmara açılan askeri ve diğer kamu arazilerinin tümüne karşı bir mahkeme süreci başlattık. Mahkeme süreci devam ederken başlayan inşaatlar var veya yürütmeyi durdurma kararı verilenler var. İBB belki de tarihinde ilk defa bu planlara dava açmaya ve kamuoyuna taşımaya başladı. Buna karşı bir toplumsal muhalefet geliştirmeyi amaçlıyoruz.

 

 

 

 

 

KENDİ HAZIRLADIKLARI PLANA UYMADILAR

 

 

 

 

 

Yani 2009’daki Çevre Düzeni Planı’nı bu iktidar hazırladı ama bu planı delik deşik eden de yine kendileri oldu.

 

 

 

 

 

Kesinlikle öyle. Bu planlar uzun vadelidir ve anayasa niteliğindedir. Siz bu planlar ile kentin stratejisini belirlersiniz. Ancak siz bu planı yapıp sonra havalimanını İstanbul’un kuzeyine yapacağım, Kuzey Marmara Otoyolu’nu, 3’üncü köprüyü yapacağım derseniz Kanal İstanbul tartışmalarını başlatırsanız tabi ki kendi elinizle yaptığınız planı öldürmüş olursunuz.

 

 

 

 

 

İstanbul’un akciğerleri, oksijen deposu olan Kuzey Ormanları’nın, kentin iki yakasında da yollar, maden ocakları ve konut projeleri ile hızla yok edildiğini görüyoruz. Kuzey Ormanları’na baktığınızda ne görüyorsunuz?

 

 

 

 

 

Maalesef madenler ile o ormanların kaybedildiğini görüyoruz. Maden rezervi biten yerlerin de yeniden ormana kazandırılmadığını görüyoruz. 2B arazilerinin imara açılmasıyla, ormanın içine doğru büyümesiyle, tarımsal arazilerin imara açılmasıyla, İstanbul’un akciğerleri virüs gibi büyüyen bir süreçle yok olmaya başladı. Maden alanları için de yetki sorunu var. Bir alan maden alanı ilan edildiği zaman bizim bir müdahale şansımız olmuyor.

 

 

 

 

 

KAÇAK YAPILAR RANT ARACINA DÖNÜŞTÜ

 

 

 

 

 

Boğaz hattındaki kaçak yapıları yıkmak istiyorsunuz ama İBB yetkilileri engelleniyor veya saldırıya uğruyor. Boğaz’daki kaçak yapı mücadelesinde hangi noktadasınız?

 

 

 

 

 

Kaçak yapılarla mücadele çok önemli bir konu. Sadece Boğaz değil, meydanlarda, parklarda, kıyı alanlarında kaçak yapılaşmanın fazla olduğunu, bu alanların belli kesimlere verildiğini gördük. Ciddi bir mücadele başlattık ve hukuki mücadelemiz de sürüyor. Kararlılıkla kamusal alanlardaki yıkım süreçlerini başlattık.

 

 

 

 

 

Kadıköy, Üsküdar sahilindeki, Fatih’teki tarihi alanlardaki kaçak yapıların yıkımı sürüyor. Yıllardır bu alanlar bir rant aracına dönüştürülmüş. Buralar kentin merkezi çünkü. Arkadaşlarımız buralarda çok ciddi bir irade koyuyorlar. Pandemi sonrasında kentin kırsal alanlarında da ciddi bir yapılaşma görüyoruz. Beykoz, Çatalca, Silivri, Şile gibi bazı yerlerde…

 

 

 

 

 

Bu tabii sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yönetilecek bir şey değil. İmar denetiminin asıl yetkilisi ilçe belediyeleri. Biz ilçe belediyesini denetleyen kurumuz yasal mevzuat açısından.

 

 

 

 

 

GÖKDELENE İZİN VERMEDİK

 

 

 

 

 

İstanbul’a inşa edilen gökdelenler hep tartışıldı. Silüeti bozduğu ve imar rantına neden olduğu için. İstanbul’da kaç gökdelen var ve sizin dönemizde hiç gökdelen inşa edildi mi?

 

 

 

 

 

İstanbul’da gökdelenlerin hızla çoğalması 90’ların ortasından itibaren ve 2000’lerde de hızlanan bir süreç. 2000’lerden sonra İstanbul’da bir gökdelen furyası gerçekleşti. Biraz daha başta Maslak bölgesinde yoğunlaşmıştı ama daha sonra Anadolu Yakası’nda da, Bağcılar Basın Ekspres Yolu’nda, Esenyurt’ta da arttı. Biz hiçbir yerde gökdelen ve yüksek yoğunluklu yapılaşma kararı oluşturmadık.

 

 

 

 

 

TOPLANMA ALANLARI İMARA AÇILDI

 

 

 

 

 

Kenti bekleyen bir deprem gerçeği var ama bir tarafta da ranta açılan toplanma alanları var.

 

 

 

 

 

Maraş, Hatay depremleri ile biz çok büyük acı ve büyük bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Depreme ne kadar hazırlıksız olunduğunu gördük. İstanbul’da en önemli konunun deprem olmasına rağmen konut stokunun yenilenmesinden toplanma alanlarına, kurtarmadan afet yönetimine kadar ne kadar hazırlıksız olunduğunu gördük. Toplanma alanlarının imara açıldığını, dönüştürülmesi gereken yerlerin dönüştürülmediğini rantın yüksek olduğu yerlerinde dönüştürüldüğünü gördük. İstanbul’un ana gündeminin deprem ve depreme dayanıklı hale getirilmesi olmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir