MÜGE AKGÜN
Dört yıl önce Pendik’te açılan Marintürk İstanbul City Port her açıdan bugüne dek alışkın olduğumuz marinalardan farklı bir anlayışla yönetiliyor gibi görünüyor…
Benim gibi Avrupa yakasında oturanların, tekneyle işi olmayanların pek fazla bildiği bir yer değil ama Pendik’teki Marintürk City Port, Kalamış ve Ataköy’den sonra İstanbul’un üçüncü yat limanı. Nedense çok fazla tanıtımı yapılmadı. Açılalı dört yıl olmuş ama hâlâ bitmemiş bir hali var. Alışveriş merkezindeki dükkânların çoğu boş. Oysa son derece yüksek standartlarda inşa edilmiş, tekne bağlama kapasitesi 750’nin üzerindeymiş.
Kapıdan içeri girince teknelerin yanı sıra ilk gözüme çarpan denizin hemen kenarındaki ‘Simit Sarayı’ oluyor. İçimden, yazımın başlığı belli oldu, ‘içinden simit geçen yat limanı’ diye geçiriyorum. Sabahın erken saatlerinde gelmiş olsam çay-simit- peynir keyfini asla kaçırmazdım.
Ancak bu durum hem teknesi olanların hem de işyeri sahiplerinin pek hoşuna gitmiyormuş. İki temel karşı çıkış nedeni var anladığım kadarıyla. İlki simit sarayına hafta sonu o kadar çok gelen oluyormuş ki restoranların müdavimleri arabalarını park edecek yer bulamıyormuş. İkinci grup da estetik kaygılarla bir üst katta boş yerler varken teknelerin ve denizin hemen önünde gecekondu mantığıyla prefabrik bir dükkân yapılmasına karşıymış.
Marina’daki şikâyetler simitle de sınırlı değil tabii. Hemen yanı başında İDO Deniz Otobüsü İskelesi olması bir diğer sorun. Yeni yönetimin açılacak restoranlarda içki servisine sıcak bakmaması da can sıkan başka bir konuymuş.
Ben de Marina’nın girişinin hemen önüne kurulan yanar döner lunaparkın mantığını pek anlayamadım. Bir yat limanının önünde en son düşünülecek hatta hiç akla gelmeyecek bu yaratıcı fikir kime ait merak ettim. Umarım özenle yapılmış marina bu gibi sorunları aşar da yat sahipleri dışında o havayı koklamak, bir yat limanında olmanın keyfini birkaç saatliğine de olsa yaşamak isteyen İstanbulluların arada gidip hoş vakit geçireceği bir mekâna dönüşür…
DENİZE VE TEKNELERE NAZIR YEMEK KEYFİ
Marintürk’te irili ufaklı birçok restoran, kafe ve fast food zinciri yer alıyor. Ustadan Döner, Çiçek Izgara, Sancak Restoran, Temenye Balıkçısı ve Fire House adlı restoranlar aynı bölümde yan yana sıralanmış.
Kuğu gibi bembeyaz teknelerden başlayarak adalara uzanan manzara müthiş. Hele benim gibi güneşli pırıl pırıl bir havada gittiyseniz büyük keyif alıyorsunuz.
Firehouse, Marintürk’te ilk açılan restoranlardan biriymiş. Bu modern bir ızgara evine son dönemde moda olan deyişle ‘etçi’ denemez. Et çeşitlerinin yanı sıra her türlü deniz ürünü de bulunuyor. Amerika’daki deyişle ‘surf n turf’ yani et ve deniz ürünü yan yana. 1960’lar 70’lerde orta sınıfın statü sembolü bu ikili son yıllarda tekrar moda oldu.
Kuru et tabağı, hepsi ızgara olmak üzere kalamar, ahtapot, deniztarağı söylüyoruz ortaya. Ardından sıra ıstakoz kuyruğu ve bonfile ikilisine geliyor. Yemeğin adı da ilginç: ‘Surf N Turf Hedonic’. Mönüde istakoz, deniz kereviti, midye ve jumbo karides de var. Deniz ürünlerinin tümü İspanya ve Yunanistan’dan ithal ediliyormuş.
Firehouse’da sadece Bursa’da anlaşmalı oldukları çiftlikten gelen Angus etleri kullanılıyormuş. angus benim çok tercih ettiğim bir cins değil ama burada tattığım çok başarılıydı.
Balıkla eti karıştırmak istemeyenler için de mönü zengin. Amerikan tarzı dana pirzola, t-bone double, dana bonfile, yaprak antrikot ve gurme hamburger gibi liste uzayıp gidiyor. Çocukların köfte patatesi ve sosisli makarnası da unutulmamış.
Firehouse’un dünyanın dört bir yanından 61 çeşit biranın yer aldığı özel bir bira mönüsü de var. Sanıyorum İstanbul’da böylesi bir bira çeşitliliğine sahip ender yerlerden biri burası. Şarap kavında ise yerli üreticilerin birçoğunun şaraplarından örnekler mevcut. Özellikle bir üreticiyle anlaşma yoluna gidilmemiş. Tatlı mönüsü ise çok isabetli bir kararla cream brule, tiramisu, çikolatalı sufle ve çilekli parfe olmak üzere dört çeşitle sınırlı tutulmuş.
Fiyatlara gelince, Avrupa yakasındaki benzeri ürünler satan et ve balık restoranlarıyla karşılaştıracak olursak oldukça ucuz. Başlangıçlar 15-32 lira arasında, ana yemekler 19- 120 lira arasında değişiyor. 450 gramlık t-bone steak fiyatı 48 lira. Tahmin edileceği gibi listenin en pahalı yemekleri deniz ürünleri ve etin bir arada olduğu tabaklar.
Firehouse’da etler belli ki özenle işleniyor ve pişiriliyor. Deniz ürünlerinde de hiçbir sorun yok. Ama ben nedense üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede ithal, donuk gelen deniz ürünlerine bir türlü alışmamadım. Bir de mönü biraz daha sadeleştirilir, çeşitler azaltılırsa daha iyi olabilir.
Firehouse’un sahibi Serhat Saatçi üç yıllık deneyimin ardından şubeleşme kararı almış. İki biçimde büyümeyi düşünüyorlar. İlki Millenium Park Akfırat’ta, restoranda sundukları şarküteri ürünlerini, etleri ve içecekleri satan bir market; ikincisi de Bağdat Caddesi ve Avrupa yakasında birer şube açmak. Şube açmak kolay iş değildir ne diyelim, yolları açık olsun…
Kaynak : Radikal



