Tiyatrolar, operalar, konser ve bale salonları çağdaş kentlerde birer yüz akı ve övünç kaynağı olarak merkezlerde konumlanmış, kongre merkezlerinin, pasajların içine tıkılmamıştır.

30 Eylül 2007, Taganka Tiyatrosu’nun kurucusu olan ve tiyatro dünyasında bir mit olarak anılan Yuri Lyubimov ‘un 90. yaş günüydü. Böylesine anlamlı bir kutlamaya davetli olmak bir onurdu benim için. Dünyanın dört bir tarafından gelen konukların arasında Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Hhalonen, Vaclav Havel gibi isimler de vardı. Putin ‘in Genel Sekreteri onun adına bir plaket sundu -Lyubimov, ertesi gün, bir kutlama yemeği için Kremlin’e davet edilmişti Putin tarafından- sanatçıya, İtalya Cumhurbaşkanı’nın Onur Ödülü de Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nden bir profesör tarafından verildi. Ayrıca; pek çok bakan ve çeşitli ülkelerin büyükelçileri de Taganka’daydılar. Başta sanatçılar olmak üzere herkes içinden geldiği gibi konuştu, saygılarını, sevgilerini sundu maestroya. En hoş olan da genç, yaşlı sanatçıların hemen hepsinin adeta bir çiçek bahçesine dönmüş olan sahnenin orta yerinde biraz yorgun ama mutlu duran Lyubimov’un önünde diz çökmeleriydi. Zarif, anlamlı, sıcak bir buluşmaydı… Bu ülkede sanatı ve sanatçıyı farklı bir yere koydukları kesin. Tiyatroların önünde oluşan kuyruklar da bunun en belirgin örneği zaten…

Moskova’dan son bir söz: 30 Eylül akşamı Belediye Başkanı Yuriy Luzhkov sahneye çıktı ve Yuri Lyubimov’un adını taşıyacak bir tiyatro binasının yapımına en kısa zamanda başlanacağının müjdesini verdi. Bir yanda Taganka Tiyatrosu, öte yanda Yuri Lyubimov Tiyatrosu… Keşke İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş da aynı duyarlılığa sahip olsa tiyatroya/tiyatrocuya sahip çıkma konusunda.

VE YIKANLAR, YIKILANLAR

Moskova’da neredeyse adım başı bir tiyatro varken, mevcutlara yenileri ekleniyor. İstanbul’da ise tiyatro binaları yıkılıyor. Ne büyük bir uçurum …Saray bir pasaj ya da alışveriş merkezi içinde yerini aldı, Elhamra ve Şan için de aynı şey geçerli olacak. Bu arada, Taksim Sahnesi de göz göre göre yıkıldı, seyrettik. Umuyorum ve inanıyorum ki AKM konusunda Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay duyarlı bir tutum sergileyecektir.

Otuz yedi yıldır 1 Ekim tarihinde perdelerini açan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin kapısına bu yıl kilit vuruldu, çünkü o da yıkılacak. Ne kadar acı hatta şiddet içeren bir olay! Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu olan Muhsin Ertuğrul’un adını taşıyan, onca sanatçıya, seyirciye ev sahipliği yapan bir tiyatro binası yok ediliyor. Yeni yapılacak salon, Kongre Vadisi Projesi kapsamında bir kompleksin içinde yer alacakmış. Aynı şey mi? Tabii ki değil… Hoş, belki de buna bile gerek görülmeyecek ve tiyatroyu merkezden uzaklaştırma politikasının bir uzantısı olarak Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi tamamen tarihe karışacak.

Tiyatro, opera, konser salonları dünyanın her yerinde şehrin merkezindedir. Kongre vadilerinin, alışveriş merkezlerinin, pasajların içine sıkıştırılmazlar. Moskova’ya bakın; Kızıl Meydan’ın tam karşısında yükselir Bolşoy Tiyatrosu (şu anda onarımda), Maly Tiyatrosu yine aynı bloktadır, biraz ilerde Mayakovsky Müzesi ve Sahnesi , az ötede Stanislavsky ve Nemirovich Danchenko Tiyatrosu … Daha saymakla bitmez… Stakholm’de ise, Devlet Tiyatrosu Dramaten kentin ortasında suyun bir yanında durur tüm heybetiyle. Öte yanında ise Stockholm Operası ve hemen yanında Tiyatro Müzesi… Biraz daha ilerleyin, civcivli bir caddede ise Şehir Tiyatrosu…

Bir kentin orta yeri neden Kongre Vadisi olarak ablukaya alınır bilemem, 2009’da yapılacak IMF toplantısı için 37 yıllık geçmişi olan bir tiyatro binasının kapısına nasıl ve neden kilit vurulur onu da anlayabilmem olanaksız ama, bildiğim, anladığım tek şey; tiyatrolar, operalar, konser salonları birer yüz akı ve çağdaşlık simgesi olarak şehirlerin merkezlerinde konumlanmıştır. O binalar gerekirse onarılırlar ama asla yıkılmazlar…

DOZERLERİN SESİ DUYULSUN

Bugüne kadar İstanbul’da çok tiyatro binası yıkıldı, yakıldı. Kimi kül oldu, kimi pasaj veya garaj. Çelik Gülersoy ‘un dediği gibi; “buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım”. İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İştisan) 4 Ekim tarihinde tiyatronun önünde okudukları anlamlı bildiride “Muhsin Ertuğrul Sahnesi Sadece Alkıştan Yıkılsın” diyor ve bu konudaki kararlılıklarını şu sözlerle belirtiyorlardı: “Kaygılıyız, tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor…. Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız… Tiyatromuzun Türkiye’nin en gelişmiş teknik olanaklara sahip sahnelerinden biri olduğunu, Şehir Tiyatroları’nın buradan yönetildiğini.. eski bir bina olmadığını, hele leş hiç olmadığını; Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin sadece bizlerin değil tüm İstanbul’un olduğunu, çok değerli bir toplumsal mirasın üzerine tüm İstanbulluların titremesi gerektiğini herkese anlatacağız….”

Umarım bu direniş yankılanarak ve de İstanbul halkının desteğiyle sürer. Çünkü, tiyatrosuna, kültür-sanat kurumlarına sahip çıkmak kentli olma bilincinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kaynak: Cumhuriyet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir