Roma kale kalıntılarının yerine, 1225 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmış. 83 kule ve 140 burca sahip, üç sıra surlarla çevrili olan kale, bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşuyor. Orta Çağ’da surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400’e yakın sarnıç yapılmış. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılıyor. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu Üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip Kızılkule’de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmış. Kalede yerleşim günümüzde de sürüyor. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale, bir tarih hazinesidir. Alanya Kalesi’nin etrafını, 6.5 kilometrelik surlar ile 140 gözetleme kulesi çevreliyor. Saldıracak olan ya da saldırma niyetinde bulunanların farkedilmemesi neredeyse imkansız hale getirilmiş. Kale surlarını tırmanırken ve bazen bozuk yollardan geçerken kale içerisine homojen bir biçimde dağılmış büyük küçük kafeler ve restoranla karşılaşmanız mümkün.

TAŞI DENİZE ATAMAYANIN CEZASI ÖLÜM OLUYORDU

Alanya Kalesi ‘nin bölümlerinden birinde, tutuklu olan tutsakların ve askerlerin kaderleri ile karşılaştıkları zindan ve hapishaneler mevcut. Efsaneye göre bu hapishaneler dolup taştığı zaman, hapishanede en çok kalan mahkumlar kalenin yukarı köşesine getirilip bırakılırlardı. Buraya bırakılan mahkumlar birbirlerini kalenin yüksek uçurumlarından aşağıya atmaya başlarlardı. Geriye kalan son mahkuma üç taş verilip aşağıya atması istenirdi. Verilen bu üç taştan birini suya yetiştiremeyen son mahkum da askerler tarafından ölümün kesin olduğu uçurumdan aşağıya atılırdı.

Kalenin bulunduğu yerde antik çağda Korakesium (Coracesium) adıyla anılan şehir yer alıyordu. Şehrin Bizans Dönemi’nin tarihi karanlık. Bu dönemde Korakesium adının yerine Kalonoros (Güzeldağ) adı kullanılmaktaymış. İç kalede bulunan Arap Evliyası denilen kilise, surlarda bulunan bazı kuleler ve Cilvarda burnu üstünde bulunan manastır harabeleri Bizans Dönemi’nden kalma. Genç Bizans Dönemi’ne ait olduğu sanılan kilise, iç kaledeki tek Bizans eseri. M.Ö. XI. yüzyılda yapıldığı sanılıyor.

KIZILKULE’NİN TARİHÇESİ

Kentin sembolü olan sekizgen planlı Kızılkule Limanı da, 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş, kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne, yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule, denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak, birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür.

ALANYA TERSANESİ

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kenti almasından altı yıl sonra Kızılkule’nin yakınında 1227’de yapımına başlanmış ve bir yılda bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Alanya Tersanesi, Selçukluların Akdeniz’deki ilk tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesi’ni yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanıî unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan yürüyerek ulaşılan Tersane’ye giriş ücretsizdir.

KALENİN GÜNÜMÜZDEKİ KONUMU

Alanya Kalesi, içerisinde barındırdığı tarihi eserleriyle turistlerin günümüzde en çok ilgisini çeken bir yer. Hatta kaleyi ziyaret etmeden ülkesine ya da yaşadığı bölgeye dönen turistlerin sayısı çok azdır. Özellikle Adam Atacağı denilen yerden, buraya gelen her turist denize taş atar. Tarihi surların da üzerinde yürüyerek denizi ve Alanya’yı izlerler. Kale, yerli halkın da halen ilgisini gören tarihi mekanların başında yer alıyor. Alanya’nın simgesi olan kale, her yıl on binlerce turisti kabul ederek, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlıyor. Tarihi Kızılkule de turistlerin en çok ilgi gösterdiği tarihi mekanlar arasında yer alıyor. Ancak denizin hemen bitiminde yer alan tarihi Tersane ise balicilerin, tinercilerin ve alkoliklerin yuvası haline gelmiş durumda. Her ne kadar önlem alındıysa da sorun devam ediyor. Böyle olunca burası turistlerin ilgisini çekmiyor. Temennimiz buranın bir an önce Deniz Müzesi’ne dönüştürülmesi.

AKBEŞE SULTAN MESCİDİ

Kale içinde, Bedesten’in batısında, Süleymaniye Camisi’nin 100 metre kadar ilerisindedir. Alaaddin Keykubat’ın Alanya Kalesi’ndeki ilk kumandanı Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Dışı kesme taş, içi ve kubbesi tuğla örülüdür. Kare planlı ve iki odadan oluşur. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe Sultan’ın mezarının bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır. Eski kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır. Kitabesinde “Tanrı yerin ve göklerin gaiblerini bilir. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve Ahiret Günü’ne inananlar imar ederler. 1230 yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Tanrı’nın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akbeşe yaptırdı” yazmaktadır. Mescidin birkaç metre uzağında moloz taştan kaide üzerinde tuğla gövdeli silindirik bir minaresi bulunur. Şerefe kısmında biten minarenin ilginç bir görüntüsü vardır.

Kaynak: Akşam

One Comment

  1. 13 Ekim tarihli
    “Varlığını Koruyabilen Tek Selçuklu Kalesi” haberi kültürel anlamda gerçekten çok güzel.
    Fakat haber görsel anlamda da süslenmeliydi.
    Mimarlığın buluşma noktası diye yola çıkılıyorsa ,görselliğe daha fazla yer verilmelidir.
    Böyle bir siteyi devam ettirdiğinizden dolayı teşekkür eder,
    Çalışmalarınızda başarılar dilerim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir