İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında 19 Mart günü ilk dalga operasyonuyla gözaltına alınan ardından tutuklanan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün 14 aydır tutuklu bulunuyor. 9 Mart’ta başlayan İBB duruşmalarında savunma sırası henüz gelmeyen Akgün, duruşmalara ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden sorularımıza avukatı aracılığıyla yanıt veren Akgün, “Elbette bu güzel ülkemiz daha adil, özgür, aydınlık, huzurlu günlere kavuşacaktır. Bu bayram hepimizin gelecek güzel günlere olan inancını pekiştirsin” diyerek bayram mesajı verdi.
“İDDİANAME PARAMPARÇA OLMUŞ DURUMDA”
İBB duruşmaları başladığı günden bu yana etkin pişmanlık ifadelerinin geri çekilmesi ve baskı altında alındığının ortaya çıkmasına ilişkin konuşan Akgün, “Savunma söz aldığından bu yana görüyoruz ki; iddianame paramparça olmuş durumda, tel tel dökülüyor. Etkin pişmanlık adı altında alınan ifadeler geri çekiliyor. Kendilerine şablondan beyanlar yazdırıldığı ortaya çıkıyor. İnsanlar; tutsaklıkla, aileleriyle, malvarlıklarıyla tehdit edildiklerini anlatıyorlar mahkeme salonunda. Bazı beyanlar karşısında kanımız donuyor gerçekten. Ülkem adına çok üzülüyorum. Bu süreçte kişilerin kendisinden çok, insanların bu halde bırakılmasına, hukuki normların hiçe sayılarak her türlü yöntemin mübah sayıldığı, devleti çürüten bu uygulamalara öfkeliyim” dedi.
“HEPSİNDEN DE ALNIMIN AKIYLA ÇIKTIM”
İBB’ye ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik suçlamaların “siyasi” olduğunu söyleyen Akgün, sürecin öngörülemez olduğunu kaydetti. “Bu davanın siyasi olduğu son derece açık. Zaten iddianamenin kendisi daha bunu ilk cümlesinde ortaya koyuyor. Türlü dedikodular, iftiralar, somut delillere dayanmadan bir çuvala konmuş; çoğunluğu birbirini ilk kez nezarethanede görmüş kişiler ‘örgüt’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılmış durumda” diyen Akgün, Ben yıllardır kamu yararı, toplumsal adalet ve eşitlik temelinde bu şehre ve insanlarına hizmet etmiş bir devlet memuruyum. Belediyeciliğe en alt kademesinden, raportörlükten başlayarak, tek tek, basamak basamak ilerleyerek, son olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Genel Sekreter Yardımcılığı görevini üstlendim. Yıllardır birçok denetimden ve soruşturmadan geçtim, hepsinden de alnımın akıyla çıktım. Asla hesap vermekten kaçmıyor ve çekinmiyoruz. Ancak bu tutukluluk süreci hukukun da, vicdanın da kabul edebileceği bir durum değil. Sürecin ne kadar devam edeceğini maalesef öngöremiyorum. Siyasi süreçler, siyasi mücadelelerle şekillenir. Yoksa hukuken zaten bugün Silivri’de olmamamız gerekirdi. Bunu sadece ben değil, yıllarını bu mesleğe vermiş hukukçular söylüyor” ifadelerini kullandı.
Savunma sırası geldiğinde hakkındaki iddiaları çürüteceğini belirten Akgün, halkçı belediyecilik anlayışının yargılandığını öne sürdü. Akgün, “Ne devletin tek kuruşuna dokundum, dokundurttum; ne de arınmam gereken bir işin içerisinde yer aldım. İşin özü şudur: Yapmış olduğumuz kamu görevi bir çok çarpıtmayla önümüze suç olarak konulmuş durumda. Yaptığımız tüm işlemler Sayıştay denetiminden geçmiş, Danıştay kararıyla herhangi bir kusurun olmadığı ortaya konmuştur. Belki de ilk defa biz, kamuya kaynak yarattığımız için, belediyeye gelir getirici ihale yapmaktan tutuklandık. İşte biz kamuya yarattığımız bu kaynakla, onca engellemeye rağmen bu şehrin yoksul çocukları için kreşler yaptık, öğrencilerine yurtlar inşa ettik, annelerin ücretsiz ulaşımını sağladık, kent lokantalarında insanları sağlıklı ve ucuz gıdayla buluşturduk. Dolayısıyla aslında burada yargılanan ve mahkum edilmeye çalışılan; tüm Türkiye’ye ve dünyaya model oluşturan, şu ekonomik kriz içerisinde insanların ayakta kalabilmesini, yeniden umutlanabilmesini sağlayan ‘halkçı belediyecilik’ anlayışıdır” değerlendirmesini yaptı.
“Son çeyrek yüzyıldır kentlerimiz, doğal varlıklarımız birer rant yaratma ve bu rantın paylaştırılması üzerinden ekonomik ve siyasi güç devşirme aracına dönüştürüldüler” diyen Akgün kendisi gibi çok sayıda şehir plancısının tutuklu olmasına tepki gösterdi:
“Kamusal alanlarımız, deprem toplanma alanlarımız, İstanbul’un kuzey ormanları, tarım alanları, su havzaları, askeri alanları; kriz içerisindeki bu sistemin kendi kendini sürdürebilmesi amacıyla adeta talan edildi. Bir avuç insanın kazancına kazanç eklediği bu düzen, geriye kalan tüm toplumu kaybedenler kulübünün daimi üyeleri haline getiriyor. Hiçbir şekilde akılcı olmayan bu kentleşmenin maliyetini hepimiz öderken toplumdaki eşitsizlik günden güne derinleşiyor. Bugün tutsak edilerek cezalandırılmış olsak da, ortak geleceğimiz adına, mesleğin onurunu korumak adına; doğadan, kamu yararından, adaletten ve bilimden yana tavrımızı her zaman koyduk, koymaya da devam edeceğiz.”
Cezaevi koşullarında yaşamın zorluğundan söz eden Akgün, Silivri Cezaevi’nde evlendiği eşi Sinem Keleş Akgün ile çekilen fotoğraflarının hala kendilerine verilmediğini kaydetti. Akgün, “Cezaevinde 12 metrekarelik hücrede tecrit koşullarında yaşıyorum. Haftalık bir saatlik sporda bile, hakkımız olmasına rağmen iki, üç kişi dahi bir araya gelmemize izin verilmiyor. Burası güzelleme yapılacak bir yer değil. Ama bu demek değil ki yılgınlığa düşeceğiz. Geçen 400 küsur günde asla umutsuzluğa kapılmadım. Bu, dışarıda beni bekleyenlere, mücadele edenlere haksızlık olur. Kitaplar, hayaller ve gitarım buradaki en sadık yoldaşlarım. Bir de baharın gelmesiyle hiç susmayan serçelerimiz var tabi. Arada pencere önünde, yoğurt kabında suya koyduğum maydonozlardan çalmaya niyetleniyorlar ama olsun.
“EŞİM SİNEM’LE SİLİVRİ’DE EVLENDİK”
Cezaevinde olsam da hayallerimizden vazgeçmeyeceğiz dedik ve eşim Sinem’le Silivri’de evlendik. Her şeye rağmen hayallerimizin peşinden gitmeye devam edeceğiz. Nikâh fotoğraflarımızın verilmemesini, buna tenezzül edilmesini gerçekten aklım almıyor. Haziran 2025’ten beri açık görüşte ailemizle, görüşçülerimizle çektirdiğimiz fotoğraflar bize teslim edilmiyor. Elbette bunun aslen Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir karartma olduğunu biliyorum.
Peki ne olacak? Bizi tarihten de mi silecekler? Bizler hatıralarımızla, sevinçlerimizle, acılarımızla, ürettiklerimizle buradayız. Anlarımızı, anılarımızı da kimseye bırakmayacağız.
Bu vesileyle de nikah şahidimiz olan, bu zorlu günlerimizde bizleri bir an olsun yalnız bırakmayan ve bugün demokrasi, özgürlük ve cumhuriyet için mücadeleden asla vazgeçmeyen CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e Silivri’den sevgi ve selamlarımı iletiyorum” ifadelerini kullandı.
Cezaevinde dördüncü kez bayram geçirecek olan Akgün, Cumhuriyet’e ulaştırdığı mektubunu bayram mesajı ile bitirdi:
“Ailemle, dostlarımla uzun uzun sohbet etmeyi, muhabbeti özledim. Deniz kokusunu özledim. Yola çıkmayı, yollarda olmayı özledim. Sevdiklerime kocaman sarılmayı özledim. Tabi ki özgürlüğün kendisini çok özledim. Son olarak söylemek isterim ki; kimse umudunu kaybetmesin. Memleketin en önemli, tarihi kırılma anlarından birini yaşıyoruz. Elbette bu güzel ülkemiz daha adil, özgür, aydınlık, huzurlu günlere kavuşacaktır. Bu bayram hepimizin gelecek güzel günlere olan inancını pekiştirsin. Herkesi dayanışma, dostluk ve sevgiyle selamlıyorum.”
Kaynak: Cumhuriyet


