İzmir’in Menemen ilçesine yer alan Dumanlıdağ’da 5 yıl önce kurulan İmece Evi’nde, kapitalizmin tüketiciliğine karşı doğayla iç içe alternatif bir yaşam sürdürülüyor.
“Başka Bir Dünya Mümkün” diyerek İzmir’in Menemen ilçesine bağlı Turgutlar köyünün hemen yakınında yer alan Dumanlıdağ’da, 5 yıl önce inşa edilen İmece Evi sakinleri doğa ile iç içe bir yaşamın bağrında. Az teknoloji, az para ile doğal bir yaşam sürdürmeye çalışan İsmail Yenigün (53) ve ailesi ile Murat Kanat adlı gönüllünün kaldığı evin misafirleri de eksik olmuyor. İmece Evi’nin ziyaretçileri arasında doktor, mühendis gibi meslek gruplarından kişiler ile dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen, doğal yaşamı arzulayanlar yer alıyor.
İmece Ev’de buzdolabı yerine kuyu, beton yerine toprak ve samandan ev yapılmış ve şimdi de odunlardan kulübe inşa ediliyor. Yenigün ailesi daha önce de 5 yıl boyunca Kaz Dağları’nda kurdukları imece evde yaşamlarını sürdürmüştü.
Ortak bir yaşam inşa ediliyor
İmece Evi ziyaret edenler, bahçeden meyve-sebze topluyor, ev inşaatında çalışıyor, reçel yapımına kadar ortak oluyor. Alkol, sigaranın bulunmadığı evde bütün işler ortak yapılıyor. Çatalhöyük’ten beri insanların hep birlikte yaşamayı ve birlikte yaşamın nimetlerinden yararlanmayı bildiklerini vurgulayan ev sakini İsmail Yenigün, Brezilya’daki Topraksızlar, Fransa’daki Longo mai ekoköylerini örnek aldıklarını ifade etti.
‘Ziyaretçilerde ortak oluyor’
Hiç elektrikli alet kullanılmadan, tamamen insan gücüyle inşa edilen İmece Evi, doğa ile uyum içinde bir yaşam alanını var ediyor. Evde geleneksel yöntemleri modern bilimle harmanlayıp doğal üretim yapıldıktan sonra ürünler ziyaretçilerle de paylaşıyor.
İmece Ev’de ziyaretçiler de genellikle zeytin, zeytinyağı, salça, sebze ve meyve gibi ürünlerin yapım çalışmalarına dahil ediliyor.
‘Temizlik malzemeleri de doğal’
Evin enerji ihtiyacının tamamı iki güneş panelinden sağlanıyor ve sabah güneşinin ilk ışıkları evin içerisine vuruyor. Evde hijyen malzemeleri de doğal üretim sonucu. Sıvı deterjan yaparken kül ve kül suyu kullandıklarını ifade eden Yenigün, “Katı sabun için de kül suyunu daha da kaynatarak zeytinyağı ile karıştırıyoruz. Bunlar bizim için yeterli oluyor. Kül ve kül suyu insanlık var olduğundan beri var. Gıda üretiminde bile kullanıyoruz. Aynı zamanda krem ve diş macunlarını da kendimiz üretiyoruz” diye konuştu.
‘Doğanın takvimine göre kendimizi ayarlıyoruz’
İmece Evi sakinlerinin kendi hazırladıkları bir çalışma sisteminin olduğunu belirten Yenigün, bu sistemi ise şöyle anlattı: “Sabahları bahçe işleri yapıyoruz, öğle saatlerinde uyuyoruz. Akşam saatlerinde inşa işinde çalışıyoruz. Onun dışında hasat zamanlarında hasat işlerini yapıyoruz. Doğanın bir takvimi var. Doğa tohum ekme zamanı diyorsa tohum ekiyoruz, hasat zamanı diyorsa hasatı topluyoruz. Doğanın takvimine göre kendimizi ayarlıyoruz.”
‘Dayanışmayı yeniden keşfettik’
Şehirlerde insanlara kapitalist bir kültürün öğretildiğini ifade eden Yenigün, kurdukları bu evin kendilerine öğrettiklerini de “Dünyanın her yerinde ortak bir insanlık kültürü var. Biz yeniden onu keşfettik bu ekolojik çiftlikte. Yerel ve doğal tohumun, malzemenin ne kadar değerli kıymetli ve bedava olduğunu öğrendik. Bunları öğrendikçe bir arada yaşamanın çok destekleyici olduğunu öğrendik” sözleriyle anlattı.
‘Bilgi paylaşımı yapıyoruz’
“Bir arada olmayı becerebilirsek çok iyi bir orkestra, çok iyi bir koro, iyi bir halay ve horonda tepebiliriz” diyen Yenigün, “İlahi feodal bir yapıya ihtiyaç yok. Dünyanın her yanından gelen insanlar hem bilgilerini paylaşıyor hem de bizden bir şey öğrenmiş oluyorlar. Kolektif bir bilinç varsa bunlar olabilir” diye konuştu.
Türkiye’nin ilk komün köyü
Kapitalizmin ürettiği vahşi düzenle uğraşmak yerine savundukları ekolojik sistemi ortaya koymaya çalıştıklarını belirten Yenigün, bütün toplumsal olaylarda taraf olmaya özen gösterdiklerini söyledi.
Kapitalizmin tüketiciliğine karşı kurulmuş Türkiye’nin ilk komün köyü olduğunu ifade eden Yenigün, Türkiye ve Ortadoğu’da var olan savaşın komünal bir anlayışla durdurulabileceğini vurguladı.
Kaynak : dihaabone.link



