TMMOB’dan COP31 öncesi çağrı: “İklim değişimi ve adaleti için mücadele”

6 Dakika Okuma Süresi

TMMOB, 9 – 20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek zirve öncesinde “Karbon piyasalarının gölgesinde COP31” raporunu yayımladı. Raporda iklim değişimi ve iklim adaleti için mücadelenin önemi vurgulandı.

TMMOB'dan COP31 öncesi çağrı: "İklim değişimi ve adaleti için mücadele"

Etki Can BOLATCAN

Türk Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) COP31’le ilgili hazırlanan “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” raporunu duyurdu.

Raporun açıklandığı basın toplantısında konuşan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, öncelikle basına yönelik baskılara dikkati çekerek “Ülkemizin eşit, özgür, demokratik ve laik geleceği için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.

TMMOB’un COP31’e dair süreçleri ve gündemleri titizlikle takip ettiğini belirten Çakar, “Otuz yılı aşkın süredir devam eden COP sürecinin iklim değişimiyle mücadele adı altında ortaya koyduğu politikaların sonuçlarının, karbon piyasaları başta olmak üzere geliştirilen araçların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıktır” ifadelerini kullandı.

HEDEF EMİSYONU AZALTMAK MI, TİCARET Mİ?

İklim değişiminin bilimsel bir gerçek olduğunu vurgulayan Ali Ekber Çakar, “Dünya, doğal sistemlerinin yapısı nedeniyle sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Ancak insan kaynaklı faaliyetlerin bu süreç üzerinde önemli ve belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bizim itirazımız tam da bu noktadadır. Bugün küresel ölçekte yürütülen iklim politikalarının önemli bir bölümü, çevresel sorunların çözümünden çok yeni finansal mekanizmaların kurulmasına hizmet etmektedir” şeklinde konuştu.

Çakar, ilk COP toplantısının gerçekleştirildiği 1995 tarihinden bugüne karbon emisyon miktarının 21 milyon ton yükseldiğini hatırlatarak “Otuz yıldır uygulanan sistem gerçekten emisyon azaltmak için mi kurulmuştur, yoksa karbon üzerinden yeni bir ticari alan mı oluşturulmuştur” sorusunu sordu.

Ali Ekber Çakar, yaşanan sorunların yalnızca iklim değişimi gerekçe gösterilerek açıklanmasının aksine birçok sorunun temelinde plansız kentleşme, yanlış arazi kullanımı, su havzalarının tahribi, orman alanlarının daraltılması, altyapı eksiklikleri ve denetimsizliğin bulunduğunun da altını çizdi.

“COP31’E DAİR ETKİNLİKLERDE BULUNMAYACAĞIZ”

Çözümün kamusal yararı esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalarda yattığını söyleyen Ali Ekber Çakar, sözlerini şöyle tamamladı:

“9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı, daha önce şekillenmiş kararlara meşruiyet kazandırılacak platform olduğundan organizasyon kapsamında resmi ve yan etkinlikler içerisinde bulunmayacağız. Ortaya konulan politika önerilerini ve alınacak kararların toplumsal etkilerini kamu yararı doğrultusunda izlemeye ve kamuoyu ile paylaşmayı sürdüreceğiz. Resmi program dışında düzenlenen alternatif etkinliklerde yer alan kurumların, bilim insanlarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplum temsilcilerinin ortaya koyduğu emek ve çabayı da önemli bulduğumuzu özellikle ifade etmek isteriz.”

DOĞAYI ZİRVELERLE ŞEKİLLENDİREMEYİZ

Konuşmaların ardından raporu TMMOB Yönetim Kurulu üyesi İsmail Küçük sundu.

İsmail Küçük, yaptığı sunumda “Süreç boyunca toplumun karşısına çıkarılan tablolar, aslında nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve bu dünyanın neresinde konumlandığımızı sorgulatmalıdır. Kendi kural ve düzenlemelerimizle doğayı tek taraflı yönetebileceğimizi ya da zirvelerde şekillendirebileceğimizi düşünmek gerçekçi değildir. Yağmur, kuraklık ve sıcaklık parametreleri bir araya gelerek iklim gerçeğini oluşturur” dedi.

Sunumda COP31 sürecinde kullanılan terminolojiye de dikkat edilmesi gerektiğini sıklıkla belirten Küçük, “Metinlerde sıklıkla ‘iklim değişikliği’ ifadesi tercih edilse de değişiklik anlık durumları, ‘iklim değişimi’ ise sürekliliği temsil eder. Dünya iklimi kendi doğallığı içinde değişirken insan faaliyetleri de bu değişime hız kazandırmaktadır. Buna karşılık egemen söylemde öne çıkarılan ‘iklim krizi’ kavramı bilimsel bir ifadeden ziyade toplumu korku ve panikle yönlendirme amacı taşıyan algısal bir nitelik taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

“Yeşil aklama” gibi kavramların resmi delegasyonların ötesinde, gelişmiş kapitalist ülkeler ile küresel şirketlerin yönlendirdiği belirtildi. “Net sıfır” hedefinin de üç aşamalı bir yapıya dayandığı kaydedilen raporda, “Asıl olan kirleticiyi kaynağında durdurmaktır; çünkü salınan sera gazları ve kirleticiler anında canlı yaşamını zehirlemektedir” denildi.

ÇÖZÜM KAMUCULUKTA

Sunumunu iklim değişimine dair çözüm önerileriyle tamamlayan İsmail Küçük, yaklaşan zirve hakkında şunları ifade etti:

“Çözüm, kentlerin ve doğal alanların kamucu politikalarla, doğanın sunduğu veriler ve toplumsal ihtiyaçlar gözetilerek planlanmasından geçmektedir. Tüketimde küçülmeye gidilmeli, üretim yerelleştirilmeli ve ulaşım sistemleri kökten dönüştürülmelidir. Kağıt üstündeki hedefler ve COP zirvelerindeki muhasebe oyunları emisyonları azaltmadığı gibi karbon ticaretini yeni bir finans pazarına dönüştürmüştür. Doğal olayların afete dönüşmesi mevcut piyasacı ve ranta dayalı uygulamaların iflas ettiğini kanıtlamaktadır; dolayısıyla köklü bir sistem ve anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır.”

Yayımlanan raporda, COP31’e dair kavramsal ifadelere, iklim değişiminin tarihsel süreçlerine, egemenlerin dili ve gerçeklere, emisyon ticaret sistemine, “net sıfır” gerçeğine ve çözüm önerilerine yer verildi.

Raporun sonuç metninde, “‘İklim Değişimi’ bilimsel olarak bir gerçekliktir. Engellenemez doğal iklim değişiminin dışında, küresel ısınmaya neden olan insan faaliyetlerinin bütüncül politikalar kapsamında ele alınması şarttır. Bu süreçte gerçek başarı kağıt üstündeki soyut hedeflerle değil enerji, sanayi, tarım ve kentleşme gibi sektörel yatırımlar arasındaki politika tutarlılığının sağlanmasıyla mümkündür” ifadeleri kaydedildi.

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir