Tarif edilmiş şeylere itirazım olmasa İstanbul’da olurduk

6 Dakika Okuma Süresi

Türkiye’nin en büyük çağdaş sanat merkezlerinden biri ünlü sanatçı Hüsamettin Koçan tarafından Bayburt’un Baksı Köyü’nde açıldı. Koçan “Tarif edilmiş şeylere itirazımız olmasa bugün biz de İstanbul’da, Beyoğlu’nda olurduk. Ters bir akış oluşturmak istedik. Niye bu toprak terk edilsin? Burada doğdum, buradaki öykülerle büyüdüm. İnsan kendi hayatına yönelik ürünler üretir, benimki de buraya ait olmalıydı” diyor.

baksi-muzesi5.jpg

Uçakla Erzurum ve dört saatlik zorlu bir otobüs yolculuğunun ardından Çoruh Nehri’ne tepeden bakan Baksı/Bayraktar Köyü’nde; 2001 yılında ünlü sanatçı ve akademisyen Hüsamettin Koçan’ın ‘bir hayal’ olarak bakılan, hiç kimsenin gerçekleşeceğine inanmadığı projesi Baksı Müzesi’nin açılışındayım.Türkiye’nin ilk çağdaş müzesi İstanbul Modern beş yıl önce, Ankara’da Cer Modern geçen yıl açılmışken böylesi dört dörtlük bir çağdaş sanat merkeziyle Bayburt ilinin varılabilinen en uzak köyünde karşılaşmak adeta şaka gibi.

Hüsamettin Koçan müzenin neden Baksı’da kurulduğunu “Küreselleşmeye karşı bir tutumumuz var. Tarif edilmiş şeylere bir itirazımız olmasa bugün biz de İstanbul’da, Beyoğlu’nda yani merkezde olurduk. Ters bir akış oluşturmak istedik. Niye bu toprak terk edilsin? Burada doğdum, buradaki öykülerle büyüdüm. İnsan kendi hayatına yönelik ürünler üretir, benimki de buraya ait olmalıydı. Ben de zaten geleneksel bir toplumdan gelip kentli değerlerle büyümüş bir kadınla evlendim. Bizim Bayburtlular sarışın ve modern olan eşime ‘tango gelin’ derler” diyerek açıklıyor.

Hüsamettin Koçan’a göre bizim kültür algımızda bir ikilem var. Bunlardan birincisi tamamen geleceği hedeflediği için geçmişe tepki gösterir. Sol siyasetin kültür algısında bu var. Öteki de “Gelecek bizi yok ediyor” diye geleceğe kapanıp eskiyi taklit eder. Bugün Türkiye’de merkez siyasetin kültür algısı da budur. Koçan, ikisinin de sorunlu bakış açısı olduğunu düşünüyor. Oysa ihtiyacımız olan kendini yenileyen bir bellek ve geleceği düşleyen bir hayat öyküsü.

Köyün çocukları, gurbetçiler ve sanatçılar projeye duydukları andan itibaren büyük ilgi göstermişler. Projenin gönüllü grubu olan sanatçılar burada ürettikleri ürünleri vakfa bağışlıyor. Diğer yer alan yapıtlar ise Hüsamettin Koçan koleksiyonu ve topladığı parçalar. Köyde yaşayanlar ve gurbetçiler de kendilerinde olan aile yadigârı parçaları müzeye hediye ediyor.

Koçan burada sergilenen yapıtların her yıl değişmesini istiyor. Bu yüzden de müzenin oluşumunda büyük katkıları olan Vakıf Başkanı Oya Koçan “Şimdilik erken” dese de hoca, mevcut binalara ek 1000 metrekarelik bir müze/depo binası yapımını planlıyor.

Baksı Müzesi Vakfı’nın yönetiminde çoğunlukla kadınlar var. Koçan bunu, “Buradaki kızlara, kadınlara bir rol model olması amacıyla” diye açıklıyor. Köydeki okuyan kızlara da burs veriliyor.

Baksı Müzesi’nden sonra Bayraktar Köyü’nde yaşam
Baksı Köyü’nün çocukları neşe içinde sergi salonunda koşuşturuyor, kütüphanenin merdivenlerini tırmanıyor. Şimdilik sanat kitapları onlara pek bir şey ifade etmese de ileride eminim içlerinden birkaçı sanatçı ya da araştırmacı olacaktır.

Erzurum Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans yapan Gülşen Ağyürek yaz tatili boyunca müzenin hediyelik eşya butiğinde çalışıyor. Hem de ‘çok zengin’ dediği kütüphanesinden yararlanıyor. Bu sayede tez araştırması için İstanbul ya da Ankara’ya gitmesine gerek kalmamış.

Ehramlarına sarınmış, Özlem Süer tasarımı kıyafetlerin önünde dolaşan kadınlara bakarken Hüsamettin Koçan’ın bir gece önce sohbet ederken söylediği “Gelenek geleceğin düşmanı değildir ve önünü tıkamaz” sözüne daha çok hak veriyorum. Ehramdan yapılan kıyafetler hakkında ne düşündüklerini sorduğumda da beğendiklerini ama kuzu yününden yapılan ehramı onların kullandıkları şekilden farklı olarak kullanmanın zorluklarını gayet mantıklı ve net açıklıyorlar.

Baksı Müzesi sergi alanları, konferans salonu, kütüphane, atölyeler ve konuk evleriyle 30 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Rüya gibi, dağın tepesinde bir çağdaş sanat merkezi var ve köylüler daha ilk günden burayı benimsemiş, özümsemiş bir biçimde içinde dolaşıyor ve konuşuyor. Çünkü yapımında hepsinin bir biçimde emeği var.

El yapımı damgasını taşıyan hemen her şeye hâlâ büyük önem atfetmemize karşın el sanatlarının yok oluşuna seyirci kalırız. Baksı Müzesi Çağdaş Sanat Koleksiyonu da göç olgusunun yarattığı ekonomik sorunlar nedeniyle geleneksel el sanatı üretim biçimlerinin hemen tümüyle yok olduğu Bayburt’ta bugün hâlâ el emeğinin önemli olduğunu vurgulamak amacıyla üretilmiş yapıtlardan oluşuyor.

Hüsamettin Koçan’ın şimdi en büyük arzusu Baksı Kültür ve Sanat Vakfı’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi. Müzenin de köyün ve bölgenin gelişimine katkıda bulunması, geçmişi geleceğe taşıması.

Hüsamettin Koçan’ın ilkokul hocası bugün 82 yaşındaki Halil Koçanoğlu bu durumdan son derece memnun. “Baksı’nın adını bugüne dek kim bilirdi, şimdi tüm dünya biliyor, bakanlar, milletvekilleri, valiler köyümüze geliyor” diyor.

Baksı Müzesi’ni gördükten sonra benim hayalim ise tüm sivil toplum örgütlerinin, özel sermayenin özellikle de UNESCO gibi uluslararası kurumların bu öncü oluşumu görüp destek vermesi.

Kaynak: Referans

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir