Taksim’in ruhu!..
Haşmet Babaoğlu
Sabah Gazetesi yazarlarından Haşmet Babaoğlu’nun Taksim hakkındaki yazısı.
Biz meydanları sevmeyiz! Hele büyük meydanları hiç! İstanbul meydanlarını birer birer kaybettiyse biraz da bundandır!
Taksim Meydanı’nı da hiçbir zaman benimseyip içselleştiremedik!
1 Mayıslar ve halk konserleri gibi organize etkinlikleri bir yana bırakırsak… Taksim’de olmanın heyecanı diye bir şey varsa eğer, iki adım ötede İstiklal Caddesi’nin ve Sıraselviler’in bulunmasındandır.

İstediğimiz kadar itiraz edelim…
İçimizde hâlâ Batılaşma öncesi Osmanlı’nın izleri hüküm sürüyor.
Şehirleri “yaşama” biçimimiz de öyle!
Hatta şehir dokusunu sevip benimseyişimizde biraz Latin, biraz Mağripli bir “hava”nın var olduğu bile söylenebilir.
Bugün Beyoğlu’na gelenlerin Taksim’den çok Galatasaray Lisesi’nin veya Tünel’in önündeki küçük açıklıkları “meydan” olarak benimseyişi manidardır!
Turist olarak Avrupa’ya gittiğimizde de, mesela o çok sevdiğimiz Paris’in trafiğe açık büyük meydanlarında anksiyeteye kapılır sığınacak köşe ararız ama İtalyan şehirlerin avluları andıran piazza’larından saatlerce ayrılmak istemeyiz!
Doğrusu şu ki…
Batılıların meydanlarda soludukları özgürlük atmosferini biz cıvıltılı caddelerde ve devletin büyük gözaltısından uzak ara sokaklarda buluruz.
Şimdi sadece yayalara açık olacak yeni Taksim Meydanı projesi onaylandı ya…
Bazıları “Taksim’in ruhu çoktan kaybolmuştu zaten” diyorlar.
Yoktu ki, kaybolsun!
Yarım asır yaşadım şu şehirde, ne çok yolum geçti Taksim’den.
Hiç orada “ruh” görmedim!
Kazulet gibi bir otel, berbat bir park, sovyetik bir kültür merkezi binası ve güvenlik çemberi yüzünden hiçbir zaman yanına yaklaşılamamış sular idaresi duvarları…
Biraz ötede teneke bir minare, büfelerin arkasına saklanmış Aya Triada silueti ve kulakları sağır eden korna sesleri…
Ve bunlara ek olarak müthiş bir kalabalık ki, o bahsi hiç açtırmayın şimdi bana…
Bunlar mı Taksim’in ruhuydu?
Emin olun ki..
İster onaylanan projeye göre, istenirse bu projeye muhalif olanların kafasına göre yapılsın…
Yeni Taksim’de de “ruh” olmayacak!
Derin kültürle uyumsuz olarak yapılan her şeyin kaçınılmaz kaderi budur!
Kaynak: Sabah



3 Yorum
Hayati Binler
Klasik Osmanlı-Türk şehrinde batılı mânâda meydan yoktur. Bizim meydanlarımız camilerin avluları yahut “muhavvata”, “ziyade” de denilen dış avlularıdır. Halihazırdaki Taksim Meydanı ise adına “meydan” denilse de bir kavşaktır. Yani trafiğin kesafetle cereyan ettiği bir ulaşım alanıdır. Bir şey yeniden tasarlanırken tarihteki izler dikkate alınmalıdır. Değilse yapılan “ben yaptım oldu”dan öteye gitmez.
necmi yazgan
eski binayı yeniden oraya taşımayı saçma buluyorum. gereksiz bir işlem.
coşkun kılıç
Taksim’in kendine göre bir algılaması var elbette. O tarihi bina (kışla) daha önceden yıkılmasa ve orada dursa idi, İtalyan piazzaları gibi üç tarafı kapalı bir taksim meydanımız olurdu. Fakat 70 yıl önce bu durum ortadan kalkmış ve bir gezi parkı düzenlenmiş. 70 yıl bir, iki nesil eder ve bugün kışlayı kendi gözüyle orada gören yaşamakta olan kaç kişi orayı hala bilir. Artık hafızada orası bir parktır.
İlla bir şey yapılacaksa biraz yerin altında modern, plastik etkili özel bir bina olabilir. Taksim kışlası değil.