İstanbul Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi’nin yerine devasa bir alışveriş merkezi yapılacağını öğrenince, kurumun müdürü Osman Wöber ile olayın perde arkasını konuştuk.
Yıllardır birçok oyuna ev sahipliği yapan Taksim Sahnesi’nin perdeleri tahliye kararı nedeniyle ebediyen kapandı. Artık bu tarihi bina, içinde kongre salonu ve otel kompleksi olan bir alışveriş merkezine dönüşüyor. Taksim Sahnesi’nin alelacele tahliye edilmesinin nedenlerini ve kan kaybeden tiyatro sanatının nasıl kurtulacağını İstanbul Devlet Tiyatrosu müdürü Osman Wöber ile konuştuk.
Taksim Sahnesi’nin son durumu hakkında bilgi verir misiniz?
Taksim Sahnesi, Fahrettin Aslan’a aitti ve biz onun kiracısıydık. Daha sonra bu alan Tuna Çelik adlı bir firmaya satıldı. Yeni mülk sahibinin burayı alma sebebi; bir alışveriş merkezi inşa etmek. İnşaat izni alındı. Burayı tahliye etmek zorunda kaldık ve artık Taksim Sahnesi yok! Sonuç olarak özel mülkiyet hakkı, yapılacak bir şey yok. Taksim Sahnesi’nin, özel mülkiyete tabi bir alan değil, kamuya ait bir alan olarak değerlendirilip tekrar bir kültür merkezi olarak korunması lazım. Bu noktada Kültür Bakanlığı’nın müdahale etmesi gerekir. Çünkü ‘Taksim Sahnesi’ İstanbul’un ilk sinema salonudur ve çok önemli bir kültürel mirastır. Kültür Bakanlığı da bu mirasları sonraki kuşaklara aktarma misyonuna sahiptir.
Yeni yapılacak alışveriş merkezi içinde bir tiyatro sahnesi olacağının sözü verildi sanırım. Bu memnun edici bir sonuç mu?
Sözlü olarak taahhüt edildiği için çok bağlayıcı değil tabii. Ayrıca orada yer almak Taksim Sahnesi ile olan eski bağlarımızı ortaya çıkarmayacağı için cazip değil.Yeni bir dünya kuruluyor ve bu yeni dünyanın içinde de bize 350 kişilik, üstelik girişin alt katında bir salon gösteriliyor. Burada asıl önemli olan devletin tutumudur ve devlet ‘kültürel mirası nasıl koruruz’ diye düşünmelidir.
SANAT, TÜKETİM MALZEMESİ OLMAMALI
Tüketim çılgınlığı tiyatro sahnelerini de ele geçirmeye başladı diyebiliriz artık…
Maalesef, özellikle İstanbul’da hayatımızın en önemli merkezi artık büyük alışveriş kompleksleri oldu. Enteresan bir şekilde sanata ve kültüre ilişkin birtakım aktiveler de hep bu alışveriş merkezlerinin içinde kendilerine yer aramaya ve bulmaya başladı. Dünyanın hiçbir yerinde alışveriş merkezi endeksli bir sanat kuruluşu yoktur. Bu durum seyircinin bilinçaltında sanatı da bir tüketim malzemesiymiş gibi basite indirgemeye çalışan bir tutumdur aslında.
Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkımı da gündeme gelmişti…
Evet, hala o konuyla ilgili bazı duyumlar var. Geçenlerde sayın bakan, AKM’nin yeniden yapılmasına ilişkin bir düşünceleri olduğunu ama henüz kesinlik kazanmadığını, eğer bu gerçekleşirse kamuoyunun da onayladığı bir projeyi yürürlüğe koymak istediklerini beyan etti. Aslında çok eski bir yapı olduğu için ısıtma, soğutma ve havalandırma gibi teknolojik imkanları da biraz zayıf. Burası birtakım ek binalarla güzel bir kültür merkezi haline getirebilir. İstanbul, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak deniyor yani kültür merkezi olmaksızın mı olacak? Umarım yeni düzenlemelerle burası çok güzel bir kültür merkezi haline getirilir.
Tiyatro seyircisinin az olma durumunu, televizyonda çokça yer alan dizilere ve sinema sektörüne bağlayabilir miyiz?
Tiyatro günümüzde çok spesifik bir sanat dalı haline dönüştü. Bunun sorumlusu ne sinema ne de televizyondur. İnsanların tiyatroyu talep etmesini sağlayacak birtakım buluşları biraz da tiyatrocuların yapması gerekiyor. Çünkü tiyatro zaten kendi talebini kendi yaratan bir sanat türüdür. Seyirci kaybı buna bağlıdır. Genel olarak Türkiye’de tiyatro çok ilgi duyulan bir sanat olmaktan çıktı. Yeni tiyatro kodlarıyla genç kuşakları kazanmaya yönelik birtakım işler yapılması lazım. Televizyonun başından kaldırıp getireceğiniz kişiye orada gördüğünden daha ilginç bir şeyler göstermek zorundasınız.
Mesela Tiyatro Dot ve Garaj İstanbul farklı dinamiklerle tiyatro izleyicisi sayısını artırdı…
Evet, bu tip tiyatrolar çok özel işler yapıyorlar ve çok da başarılılar. Zaten sanatta da bir şeyleri talep ettireceksiniz. Tabii bunu yaratmak sanatçının kendi elinde.
Tiyatro sanatı son yıllarda çok kan kaybetti. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun misyonu ve oyunların izlenme oranı nedir?
Biz çizgi üstü yapımlara yer veren yeni tiyatro kodlarının peşine düşen bir kurumuz. Deneysel ve öncü yapımları destekleyip kurum dışı dinamikleri içimizde barındırmaya çalışıyoruz. Tercihimiz; seyircinin zihninde yeni tiyatro formatları oluşturmak, alternatif düşünceler oluşturacak metinleri ve yönetmenleri seçmek. Bu da zaten seyirciden karşılık buluyor. 10-12 yıldır devam eden oyunlarımız var. Bu açıdan seyirci anlamında sıkıntımız yok ama genel olarak tiyatro sanatının genel bir sıkıntısı olduğu da kesin.
Kaynak: Akşam


