Suyumuza da göz diktiler

3 Dakika Okuma Süresi

Danıştay tarafından iptal edilen “Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği”nde değişiklikler yapıldı. Yargı kararına uyuluyormuş gibi yapılan yönetmelikte olumlu değişikliklerin yanı sıra hukuka aykırı yeni düzenlemelere de gidilmesi yönetmelikle ilgili çekinceleri ortadan kaldırmamış görünüyor.

5 Haziran 2004’te, yürürlüğe giren 5177 sayılı Maden Kanunu, çevre gününde “çevrenin katlinin fermanı imzalandı” eleştirilerine neden olmuştu. Bu kanunla madencilik yapılabilmesi adına doğal ve kültürel değerler yok sayıldı. “Su havzaları” da madencilik faaliyetlerine açıldı. Petrol, jeotermal kaynak ve maden arama faaliyetleri Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kapsamı dışına çıkarıldı. ÇED yapılmadan verilen arama izinleri ile toplam rezervin yüzde 10’unun işletilmesine ve satışına olanak sağlandı. Madenci şirketlere adeta dikensiz gül bahçesi yaratan Maden Kanunu’nun hazırlanmasında başta altın madencileri olmak üzere, uluslararası maden tekellerinin hükümetle ne derece içli-dışlı çalıştığı, bizzat bu şirketin yöneticileri tarafından itiraf edilmişti. Maden Kanunu’nun ardından Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği 31 Aralık 2004 tarihinde tamamıyla değiştirildi. İzmir Efemçukuru Altın Madeni’nde olduğu gibi madencilik faaliyetleri su havzalarına da yönelmişti. Yönetmelik değişikliği ile mutlak koruma alanı 300 metreden 100 metreye düşürüldü, koruma alanları içinde yer alan yapılara af getirildi. Böylece içme ve kullanma suyuna 1 km’lik mesafeden itibaren, madencilik faaliyetlerine olanak sağlanmıştı. Yönetmeliğin iptali için TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ile İzmir Barosu’na üye 4 hukukçu dava açmışlardı. Danıştay 6. Dairesi ve İdari Dava Daireleri bunun üzerine yönetmeliğin bazı maddeleri hakkında yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Danıştay’ın bu kararının ardından yapılan yeni düzenlemeler ise hukukçular tarafından “mahkeme kararına uyuluyormuş gibi başka hukuka aykırılıklar yapılıyor” diye eleştiriliyor.

Yönetmeliğin iptali için dava açan hukukçulardan Arif Ali Cangı yönetmelikteki değişikliklerin olumlu yanlarının bulunduğunu ama olumsuzluklarının da çok ve önemli olduğuna dikkat çekiyor. Yönetmeliğin 17. maddesindeki mutlak koruma alanı, içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 100 metre yerine 300 metre genişliğine çıkartıldığını belirten Cangı, bunun olumlu bir düzenleme olduğunu belirtiyor. Cangı “Ancak; bu kez yönetmeliğin 18. maddesindeki kısa mesafeli koruma alanı 900 metreden 700 metreye düşürülmüş. ‘Bu alanda kalan mevcut yapılar dondurulmuştur…’ ibaresiyle yine af getirilmiş” derken kritik bir önem taşıyan şu soruyu yöneltiyor; “İçme suyu havzalarının kısa mesafe koruma alanı içinde kimin ya da kimlerin sıvı ve katı yakıt depoları vardır?” Yönetmeliğin atık su deşarjı ile ilgili maddesindeki düzenlemenin, aykırı davranan işletmelere bir yıl kadar süre tanıdığını kaydeden Cangı, bunun “bir yıl boyunca kirletme serbest” anlamına geleceği uyarısında bulundu.Yönetmeliğin su havzalarının uzun mesafeli koruma alanlarındaki madenciliği serbest bıraktığının altını çizen Cangı, “Sularımız, kirletici faaliyetlerin tehdidi altında. Suyumuza sahip çıkmalıyız” dedi.

Kaynak: Evrensel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir