Çingenelerin yaşamına odaklanan ‘Latcho Drom’, ‘Sürgündekiler’, ‘Çılgın Yabancı’, Asia Argento ve Birol Ünel’li ‘Transilvanya’ gibi filmlerle tanınan ünlü çingene yönetmen Tony Gatlif, geçen hafta İstanbul’daydı. İstanbul Film Festivali’nda Sinemada İnsan Hakları bölümündeki filmleri değerlendiren Avrupa Konseyi Film Ödülü (FACE) jürisinde görev alan Gatlif, 1990’da ‘Latcho Drom’ adlı filminin bir bölümünü çektiği Sulukule’yi ziyaret etmeyi de unutmadı.

Televizyonda, gazetelerde gördük, Sulukule’ye gitmişsiniz. Bu oraya ilk gidişiniz değil galiba, 1990’da da gitmişsiniz…
Evet, 1990’da ‘Latcho Drom’ filmi için mekân bakmaya, çekim yapmaya gitmiştim. Emekçi insanların yaşadığı o mahalleyi iyi tanıyorum. 15 gün kaldım orada. O zaman yaptığım çekimler ‘Latcho Drom’un 10 dakikasını oluşturuyor.

Sulukule’yi bu sefer nasıl buldunuz?
Beni müthiş etkiledi. Çok acıklı! Ayrıca korkutucu! 600 küsur yıldır orada olan insanları, o toprakların en eski sakinlerini oradan atıyorsunuz. O insanları kutu kutu apartmanlara yerleştiriyorsunuz. O insanlar öyle yaşayamaz. Müthiş sorunlar olacak.

Fatih’in belediye başkanıyla da görüştünüz, değil mi?

Evet, ona da bunları anlattım. Ama o bir profesyonel. Bir aktör! Ama, ben de öyleyim. (gülüyor)

Söylediklerinizin bir etkisi olmuş mudur?
Ona izah etmek için gittim. Zira ben Romanları tanıyorum, o ise tanımıyor. Türkiye’nin Çingenelerini belki biraz tanıyor, bense enternasyonal Romanları tanıyorum. Ve dünyadaki bütün Çingeneler, şu anda onun gibilerin yarattığı sorunu yaşadılar, yaşıyorlar. İspanyollar, Fransızlar, Romanyalılar, Portekizliler… Birileri apansız gelip Çingeneleri mahallelerinden kovuyor ve olay çözümsüz bir sorunsal haline geliyor! Zaten çok kırılgan bir toplum Çingeneler. İşsiz güçsüz, her şeyden mahrum bir şekilde kendi kaderleriyle başbaşa kaldıklarında neler olabileceğini tahayyül etmeye çalışın! Bu, İstanbul’un üzerine bir sorun olarak, hem de büyük bir sorun olarak çökecek! Belediye başkanına bunun büyük bir hata olduğunu anlattım.

Fransa’da, Perpignan’da böyle bir mahalle var, Çingeneler 16. yüzyıldan kalma bu eski mahallede yaşıyorlar. Perpignan’ın en güzel mahallesi. Arazi pahalı, büyük rant söz konusu. O mahalle tam deniz kenarında… Ama kimse onlara dokunmuyor. Çünkü biliyorlar ki, eğer dokunurlarsa, devasa bir sorun çıkacak ortaya. Bunları anlattım belediye başkanına.

Sulukule’de olanlar bana ‘Gazap Üzümleri’ni hatırlattı. Tastamam ‘Gazap Üzümleri’! İnsanların evlerini yıkıyorsun. İnsanlar ne yapacaklarını bilemiyor. Bir kısmı hapishanelik oluyor. Çıkınca bir bakıyorsun mahallen yok olmuş. Bir sonraki filmimin konusu bu olabilir. (gülüyor)

Sulukule’nin kurtulması için bir umut var mı sizce?
Politikacılar kafalarına bir şeyi koydular mı, umut yok demektir. Eğer bütün gençler, insanlar harekete geçer, kitlesel protesto gösterileri yaparlarsa belki! Bütün dünyada biraz böyle. İnsanların başına gelenler umurlarında değil. Türkiye hâlâ AB’ye girmek istiyor mu?

Hükümet öyle diyor. Ama gerçekten istiyor mu orası karışık…
Mesele de bu. İki yıl sonra İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bu çok iyi bir şey. Ama bana hep yaptıkları yüksek kuleleri gösteriyorlar. Kültürden söz ettiklerinde kastettikleri ‘money’. Büyük binalardan, alışveriş merkezlerinden, lâlelerden bahsediyorlar hep. Bunlar “kültürün başkenti” anlamına gelmiyor ki, ‘kapitalizmin başkenti’ anlamına geliyor.

Bu sene İstanbul Film Festivali’nde, 68’in 40. yıldönümü dolayısıyla ‘1968 ve Mirası’ adlı bir bölüm vardı. Siz 1968’de neredeydiniz, ne yapıyordunuz?

Paris’teydim. Bidonla benzin satıyordum, çünkü benzin yoktu. Hiçbir şey yoktu… Tam bir ayaklanma havası vardı. Bütün gençler ayağa kalkmıştı. Mayıs ’68 bir isyandı. Ben de isyancılardandım.

1978’de Cezayir devrimini anlatan ‘La Terre au Ventre’ı çektiniz. Bir söyleşide “O filmi çekerken Andreas Baader’i düşünüyordum” diyorsunuz. Baader’de sizi etkileyen neydi?

70’lerde bize tüketim toplumlarını dayatan insanlara ihtiyacımız yoktu. ‘Hayır’ diyen insanlara ihtiyacımız vardı. Baader de öyle biriydi. Evet, şiddete başvurmuştu. Ama yumurtayı kırmadan omlet yapamazsın. Liberation gazetesinden onun bir portresini kesmiştim, onun fotoğrafını çekip büyüttüm ve odama astım. ‘Bu kim?’ diye soranlara ‘Bir dost’ diyordum.

Bir örgütle bağınız var mıydı?
Yoktu, ama siyasal fikirlerim vardı. Bugün de siyasal fikirlerim aynı.

Kaynak: Radikal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir