ŞPO Genel Başkanı Gencay Serter: “Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle planlama bilimini devre dışı bırakarak yarattığınız mekan kent değil, olsa olsa bir beton yığını, bir yatakhane olur.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Maraş merkezli depremlerin ardından 11 ilde ağır hasarlı ve yıkık bina sayısı 25 bin 822, konut sayısı 85 bin 724, ticarethane sayısı da 19 bin 646 olarak belirlenirken, yaklaşık 198 bin binanın az veya orta hasarlı olduğu tespit edildi. Enkaz kaldırma çalışmaları sürerken AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bir yıl içinde şehir merkezlerini ve köyleri ayağa kaldırmayı hedefliyoruz” şeklinde açıklama yaptı.

 

 

 

 

 

 

 

Erdoğan’ın açıklamasının ardından ilgili meslek odaları ise “Kent bir yılda inşa edilebilir mi?” sorusunu farklı boyutlarıyla tartışmaya açtı. Bu tartışmalara ilişkin Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Genel Başkanı Gencay Serter ile deprem sonrası yıkılan kentlerin nasıl inşa edileceğini konuştuk.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KENTLERİN KÜLTÜREL KİMLİĞİ NASIL KORUNACAK? 

 

 

 

 

 

Kentlerin yüzyıllarca süren sosyal, kültürel, siyasal etkileşimlerin ürünleri üzerine toplumsal olarak inşa edildiğinin altını çizen Serter, kent kültürünün ve kent kimliğinin bir kenti kent yapan temel kavramlar olduğunu söyledi.

 

 

 

 

 

Yüzyıllar süren birikim sonucunda anılarımızın, gündelik hayatlarımızın, toplum hafızasında yer etmiş önemli toplumsal olayların yaşandığına vurgu yapan Serter, “Bu mekanlar ancak ve ancak yeniden inşa sürecinde kentin yalnızca binalar, yapılar yığınından ibaret olmadığının bilincinde olan bir kavrayışla mümkün. Demografik yapıyı, kamusal alanları, tarihi yapıları, mekan ve yaşam kurgusunu titizlikle korumak, bu konuda acilen politik kararlar oluşturmak ve hayata geçirmekle mümkün” diye konuştu.

 

 

 

 

 

Yıkılan tarihi yapıların her bir parçasının özenle korunması gerçeğinin önemli olduğunu ifade eden Serter, göç eden her bir yurttaşın geri dönüş sürecinin kurgulanması, toplumsal olarak üretilmiş olan her bir kamusallık ögesinin yeniden üretilmesiyle mümkün olduğunun altını çizdi. Serter, “Bunlar yapılmadan, bu çerçevede bir politika izlenmeden atılacak her alelacele adım, yaşam alanlarını tamamen kaybedeceğimiz, gelecek nesillere aktaramayacağımız, soyut, yapay, içeriksiz ve karaktersiz binalar yığını elde edeceğimiz bir sonuca götürecektir” dedi.

 

 

 

 

 

‘KONUT YAPMAKLA KENT İNŞA EDİLMİŞ OLUR MU?’

 

 

 

 

 

Kentin kent olabilmesi için öncelikle toplumsal olarak inşa edilmiş bu mekanlarda yüzyıllarca yıllık birikim göz ardı edilmeden, toplumun karar alma süreçlerine katılımının sağlanması gerektiğini dile getiren Serter, kentin kültürü, bellek mekanlarını göz önüne alarak yeniden inşa sürecini kurgulamak gerektiğini vurguladı.

 

 

 

 

 

Kentlerin yalnızca barınma değil aynı zamanda sosyalleşme, çalışma, kendini yeniden üretme alanları olduğunu dile getiren Serter, “Bu nedenle kentler; yurttaşların istihdam, ulaşım, konaklama, rekreasyon, sağlık, eğitim gibi ihtiyaçlarına cevap verebiliyor olması gerekir. Bu nedenle de salt zemin özellikleri üzerinden dağ başlarını konut alanı olarak seçerek, bu seçimler yapılırken herhangi bir katılım süreci işletmeyerek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle halkın itiraz süreçlerini askıya alarak, planlama bilimini devre dışı bırakarak, planlama sürecini zaman kaybı olarak değerlendirerek, yarattığınız mekan kent değil, olsa olsa bir beton yığını, bir yatakhane olur. Kimliksiz, karaktersiz, herhangi bir kamusallık sunmayan; herhangi bir demografik, sosyomekansal analize dayanmayan bu mekanlar, ülkenin pek çok yerindeki geçmiş uygulamalarda gördüğümüz üzere ıssızlaşmaya, hayalet mekanlara dönüşmeye mahkumdur” dedi.

 

 

 

 

 

‘HALKIN İTİRAZ SÜRECİ ELİNDEN ALINIYOR’ 

 

 

 

 

 

Yüz binlerce yurttaşın nitelikli barınma koşulları bir yana henüz çadıra dahi erişim sağlayamamış durumda olduğunu söyleyen Gencay Serter konuşmasını şöyle sürdürdü: “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle planlama devre dışı bırakılmakta, halkın itiraz hakkı elinden alınmakta, herhangi bir analize dayanmadan salt zemin özellikleri üzerinden vaziyet planıyla ‘ovalardan dağlara’ bir ‘kentleşme’ modelinde ısrar edilmektedir. Şehir Plancıları Odası olarak, belirttiğimiz hususları toplumsal talep haline getirmek üzere faaliyetlerimizi yaygınlaştırarak sürdürmektir. Bu nedenle, ilgili kurumlar yerine doğrudan yurttaşlarımıza seslenerek geleceğimizin de enkaza dönüşmemesi için bu akıl dışılığı birlikte durdurmaya; yaşam hakkına, kent hakkına, bilimsel bilgiye, geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

 

 

 

 

 

‘GÖÇ EDEN VATANDAŞLAR KARAR SÜRECİNE KATILMALI’ 

 

 

 

 

 

İlk ve en öncelikli olarak yapılması gereken; yurttaşların nitelikli geçici barınma alanlarına ve barınma dışında diğer tüm temel ihtiyaçlarını temin edebileceği yaşam koşullarına erişimini sağlamak olduğunu belirten Serter, bu süreçle eş zamanlı olarak, asrın ihmali sonucunda enkaz yığınına dönüşmüş kentlerimizi ayağa kaldırmak için bu süreci aceleye getirmeden, seçim hesaplarına kurban etmeden, sürecin gerektirdiği hassasiyetle ve özenle, kamucu planlama araçlarını devreye almak gerektiğini ifade etti.

 

 

 

 

 

Plana altlık olacak tüm yer bilimsel etütlerin, haritaların güncellenmesi gerektiğini söyleyen Serter, “Analiz süreçleri işletilmeli, halkın özellikle bölge dışına göç etmek zorunda kalan yurttaşlarımızın da karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Tüm bu altlık ve analizler ışığında ortaya çıkan verilerle; kent ve bölge ölçeğinde bir bütüncül ele alışla, sakınım önlemlerini içeren planlar üretilmeli ve hayata geçirilmelidir” diye ekledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Evrensel.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir