‘Sovyet Propaganda Sanatı: Restorasyon’ başlıklı sergi, Sovyet propagandasının Ermenistan’daki yansımalarına afişler, resimler vb. ‘gerçek’ malzeme üzerinden bakıyor. Sanatın propagandaya kurban edilmesi, ne sanata yarıyor ne de heykeli dikilen kişiye…
Hovhannisyan’ın Ermenistan’daki en büyük Lenin heykelinin bir yerlerde başsız olarak yatarken gösteren videosu putların yıkılmaya mahkum olduğunu gösteriyor.
Sovyet devriminin mimarı Lenin’i gözünüzün önüne getirdiğinizde, özellikle onun ölümünden sonra Stalin döneminde etkili olmuş bir propaganda sürecinin seri üretilmiş görüntülerini hatırlayabilirsiniz: Bu görüntülerde Yoldaş Lenin sonuçta okumuş, düşünmüş, inanmış, savaşmış, yaşamış bir adam- kitlelere yol gösteren bir önder olarak her biri birbirinin kötü tekrarı kiç imgelerde putlaştırılır, adeta cansız kılınır. Şu sıralar BM Suma’da açılan bir sergi, Lenin’in çok sayıda görüntüsünü bir araya getiriyor; devrimci bir insanın kendi imgesine hapsedilmesinin ne demek olduğunu, bunun nedenlerini ve sonuçlarını düşündürüyor.
‘Kült yaratılmasına karşı’
Erivanlı sanatçı Samvel Baghdasaryan’ın, öğrencisi genç sanatçı Armine Hovhannisyan’la birlikte düzenlediği ‘Sovyet Propaganda Sanatı: Restorasyon’ başlıklı sergi, Sovyet propagandasının Ermenistan’daki yansımalarına, afişler, resimler, fotoğraflar, ses kayıtları, haritalar vb. ‘gerçek’ malzeme üzerinden bakıyor. Lenin’den Stalin’e, Kruşçev ve Brejnev’e uzanan bir Sovyet liderler geçidini her odayı bir lidere ayırarak sunan Baghdasaryan, bir zamanlar hayatının gündelik görüntülerini oluşturan malzemeye bu kez ‘dışarıdan’ bakıyor; sergiyi bu bakış üzerine kuruyor. İzleyiciyle paylaşılan, Sovyet sosyalizminde bireyin kolektif düzeyde nasıl yoğrulduğunun hikâyesi ya da ‘anısı’ diyelim. Sergideki ilginç nesneler arasında, okullarda resim kitabı olarak kullanılan Zhukov albümü var: Sovyetler’de çocuklar, Lenin’in yaşamını bu albümdeki resimleri kopya ederek öğrenmişler. İlkokul çağlarında başlayan bu resmi resim eğitimi, aslında hayat boyu sürüyor. Sergide, en iyi Lenin, Stalin portrelerini yapmak için rekabet eden sanatçıların yarattığı imgeler ağırlıkta. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Ermenistan’ın yanı sıra başka eski sosyalist ülkelerde gördüğümüz bir durumu yansıtıyor Baghdasaryan da: Zamanında sosyalist realist sanatsal anlayışı istemeden benimsemek zorunda kalmış pek çok sanatçı gibi, önce geçmişin bir muhasebesini yapıyor. Bu arada, toplu halde bütün bu sosyalist görsel malzeme elbette baskıcı ve baskın bir ‘propaganda makinesi’ni gösteriyor, ama sergiyi gezerken her an hayatımızda olan kapitalist propagandanın gücünü, hele günümüzde hepimizin hayatlarını küresel düzeyde şekillendirmekteki rolünü sakın unutmayın!
Değişen liderlerle birlikte yaşanan kimi değişimleri yansıtan sergideki en dramatik iş, Armine Hovhannisyan’ın ‘Sovyet Gücü Nedir’ başlıklı videosu: Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra Ermenistan’daki en büyük Lenin heykelinin başına gelenlerin izini süren Hovhannisyan, boş bir yüzme havuzuna atılmış kafası kopuk, dev Lenin heykelinin görüntüsünde, putların yıkılmaya mahkûm olduğunu çok acıklı bir şekilde gösteriyor. Kendi imgesinden bir ‘kült’ yaratılmasına karşı olduğu bilinen Lenin, acaba bu görüntü karşısında ne düşünürdü? 1917 Devrimi’nden hemen sonra Çar anıtlarının kaldırılmasını, yerlerine Marx, Engels, Spartacus, Tolstoy, Dostoyevsky, Chopin gibi figürlerin heykellerinin çabucak, hatta pek dayanaklı olmayan ahşap ve alçı gibi malzemelerle, onların düşüncelerini/sanatlarını anlatan açıklamalar eşliğinde eğitim amacıyla yerleştirilmesini isteyen Lenin (bkz. Toby Clark, Sanat ve Propaganda, Ayrıntı Yayınları) belli ki düşüncelerin, putlardan daha uzun yaşayacağını biliyordu. Lenin imgesinin kültleşmesinde etkili olan ve böylece kendi kültünü meşru kılan Stalin ise, nerede okumuştum hatırlamıyorum, heykelinin tepesine kuşların pislemesine bile çare arayan biriydi. Hovhannisyan’ın Lenin’in heykelini gösteren videosunda, havuzun içinde trajikomik bir biçimde yatan taş kütle, orada yatan adeta gerçek bir insanmış gibi hüzün veriyor, ne garip aynı heykel, dimdik ayakta olduğunda gerçek bir insanı, 20. yüzyılın en büyük devrimcilerinden birini gösteriyor da olsa, yalnızca taş bir kütledir oysa.
‘Heykeli dikilecek adam’lar var elbette tarihte: Ama acaba bu, onları ve düşüncelerini yaşatmanın gerçekten de etkili bir yolu mu?.. Lenin’in heykelleri Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından çok önce yıkılmış belli, resmi kanallarla üretilen o kadar resim ve heykel düşüncelerini yaşatmaya yetmemiş. Zaten başlı başına bir çelişki değil midir devrimci figürleri, en devrimci olmayan sanatsal üsluplarda betimle(t)mek? Sanatın propagandaya kurban edilmesi, ne sanata yarıyor ne de heykeli dikilen kişiye. En azından Sovyetler’de yaşananlar bunu gösteriyor. ‘Sovyet Propaganda Sanatı: Restorasyon’, izlenmeye değer ilginç bir sergi özellikle de Türkiye’yle çakıştığı kimi noktalarda. Sonuçta Atatürk de yoğun bir anıt furyası içinde yazık ki adeta seri üretilmiş imgelerde, sanatsal iddiadan pek uzak biçimlerde temsil edilmedi mi, edilmiyor mu?
BM Suma’daki sergi, 29 Şubat’a kadar görülebilir.
Yazan: Ahu Antmen
Kaynak: Radikal


