Ayasofya’nın kubbesinde yer alan altın, gümüş ve renkli taşlardan kalp simgeli mozaikler ile yan yana Kazasker İzzet Efendi’nin altın yazısı ilk kez yayımlanıyor.

 

Kültür ve sanat adına çok sık kullanılan bir tanım kendini hep hatırlatıyor: Geçmiş önsözdür. İmza: Shakespeare. Bir de kendini hatırlatan Selçuklu sultanı var; İzzettin Keykavus: “Biz cihanı terk edip gittik/ Zahmet ve rahatını nakşedip gittik/ Bundan sonra nöbet sizdedir/ Biz kendi nöbetimizi tuttuk ve gittik… Yüzlerce yıl sonra hangi geçmiş önsözümüz olabilir ve kim, neyin nöbetini tutacak? Yoksa, “Tuttuğunuz yeryüzü coğrafyasının gerek sivil, gerekse kutsal dünyaları için yorumlanıp günümüze göndermelerde bulunan öylesine çok olgu var ki!”

 

 

 

BAŞLI BAŞINA BİR SİMGE

Anadolu toprakları bunun en görkemli tanığı. Ayasofya ise uygarlıklar adına başlı başına bir simge. Neredeyse bin yıllık Bizans’ı sonlandıran Fatih Sultan Mehmet çağı: Farklı bir zaman ve coğrafyada, Aristo’nun öğrencisi ve Egeli Homeros hayranı Büyük İskender gibi… Çok dil bilen, sarayında Latince ve Yunanca kütüphanesi olan Fatih ise G. Bellini’ye portresini yaptırtmış. İmparator Keykavus gibi İtalyan ve Rum bilgeleri sarayında ağırlayıp tartışan Fatih’in Ayasofya ilgisi de yalnızca İslam dünyası ile sınırlı değil. Görüp hayran kaldığı mozaikler en albenili olan.

 

 

‘SON AKŞAM YEMEĞİ’ GİBİ…

Kutsal bilgelik anlamındaki Ayasofya yalnızca kutsal bir mekân değil. 4-14. yüzyıl arasındaki mozaikler olmasaydı bu etki evrenselleşebilir miydi? Milyonlarca gezgini şaşırtan, farklı kılan, resmetme olgusunu da dışlamayalım. Soru: Neden, gezginler öncelikle mozaikleri görmek ister? Üst kattaki Deesis ya da mahşer ya da yakarış adı verilen kompozisyon çağına göre olağanüstü bir resmetme. Leonardo’nun Santa Maria Manastırı’ndaki Son Akşam Yemeği freskosu gibi. Konusu: Meryem Ana, İsa ve vaftizci Yahya, “günah işleyenler” için İsa’dan “şefaat” dilemektedirler. Bu kadar basit!

 

 

ÖNSEZİ VE KEHANET

Ama yüzlerce yıldan beri resmetme dünyasını altüst eden bir kompozisyon. İsa portresindeki gözler, ne yana giderseniz gidin sizi izler. Bu özelliği, yüzyıllar sonra Rönesans’ı etkilemiş. Bu nedenle tüm gezginler için Urfa’dan başlayıp İstanbul’da sonuçlanan Mozaik Yolu’nu önermiştim. Bu evrenselliği korumak için Anadolu Topraklarında Mozaik kitabımda birçok yabancı bilim adamının yazıları yer aldı.

Pensilvanya Üniversitesi’nden Prof. Dr. R. Ousterhout’un Ayasofya’daki Deesis mozaiği için söylediği şu: Bu mozaik Rönesans’ı çok güçlü bir şekilde etkilemiştir. Hümanizmin yansıması bu kompozisyon 14. yüzyıl İtalya’sı için bir önsezi ve kehanettir…” 19. yüzyıldan H. Matthews: “Fatih adıyla anılan Sultan Mehmet fethettiği kentleri yıkıp yok etmeyen bir sultandı. Son derece duyarlı ve bilime saygılı biriydi. 1480 yılında yaptırdığı portrede savaş kıyafeti ile değil gül koklarken poz vermişti.”

 

 

 

ŞAİR SULTAN FATİH’İN AYASOFYA’SI

 

Peki! Bir soru daha: Şair Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığında yarım kubbe içindeki Meryem ve İsa mozaiğini ve benzerlerini niçin açık bıraktı? Niçin bazı mozaiklerin üstünü, zamanı geldiğinde kaldırılabilsin diye ince kireç sıva alaşımı ile kapattırdı? Mozaiklerin üzerindeki sıvaların kaldırılmasını isteyen kim? Ressam Sultan Abdülmecit. 1846’da İsviçreli mimar ressam Fossatti’yi getirterek sıvalar kaldırıldı, onarıldı. İlginç bir olay: Ana giriş kapısı üstünde, Meryem, çocuk İsa, İmparator Konstantinos ve İustinianos mozaiği var. Sultan, bu mozaiğin de temizlenmesini emreder. Fossati ne demiş biliyor musunuz? “Aman sultanım burası giriş kapısı, hoşgörünüzü halkınızdan beklemeyelim. Üstünü kapatalım…” Ayasofya’da görev alan Mimar Sinan, mozaikler için neler düşünmüş olabilir? 19. yüzyılın ünlü hattat, şair ve neyzeni Kazasker İzzet Efendi dört halifenin adlarını içeren büyük levhaları ve kubbede yer alan Nur Suresi’nden bir bölümü yazarken neler düşündü? Çünkü, yazdığı sureyi altın ve gümüş varaklı ve renkli taşlarla işlenmiş kalp ve haç simgeli Bizans mozaikleri çevreliyordu. Geçen yıllarda, üçgen pandantifin birinin sıva altından, Ertuğrul Günay’ın Kültür Bakanlığı sırasında bir melek mozaiği çıkarıldı. Sorgulayan sevimli bir melek. 12 bin yıllık Anadolu toprakları bunun en güzel örneği…

 

RESSAMLARI ETKİLEDİ

Atatürk’ün müze öngörüsü de çok yönlü bir çağdaşlığın, evrenselliğin ürünüdür. Tabii ki kendi ve yeryüzü kültür tarihini iyi okumak söz konusu ise… Kuşku götürmez bir gerçek: Kle, Miro, Vasarely’inin bu mozaikler ve hattatların meşklerinden de çok etkilendikleri kesin. Resimlerine kondurdukları aylar, yıldızlar, noktalar bunun kanıtı. Bir de bu gözle bakabilsek; zor da olsa… “Her geçmiş benim de geçmişimdir.”

 

 

Kaynak: Cumhuriyet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir