Romanlar, Sarıkeçililer, zenciler ve TOKİ

6 Dakika Okuma Süresi

“Rak, rak, raki… Yaktın bizi TOKİ…” Roman açılımından tam bir yıl önce kendileri için Taşoluk’ta TOKİ tarafından yapılan konutlara isyan eden Roman vatandaşlar böyle bir şarkıyla gündeme gelmişti.

İki hafta önce Başbakan Erdoğan ise “İlle de Roman olsun, ister çamurdan olsun” şarkısıyla seslendi Abdi İpekçi’yi dolduran Romanlara. Ve Roman açılımını şu sözlerle duyurdu: “Artık Roman kardeşlerimin çadırlarda yaşamasını istemiyorum. Roman vatandaşlarımıza peşinatsız ayda 100-120 TL taksitle 20 yıl vadeyle ev vereceğiz. Derdimiz şu: Yaratılanı yaratandan ötürü seviyoruz.”

Devletin, Roman vatandaşların da sorunları olduğunu kabul etmesinin önemini not etmekte fayda var. Fakat Romanların ve Erdoğan’ın terennüm ettiği ‘iki şarkıya’ bakılacak olursa sorunların algılanış biçiminde bir farklılık olduğu da ortada.

TOKİ, iki yıl önce Fatih Suriçi ve Sulukule’de yaşayan Romanlar için İstanbul’un dışı sayılabilecek Taşoluk’ta bir toplu konut projesini hayata geçirdi. Kurayla seçilen 300 Roman aile, yeni konutlara yerleştirildi. Ama 291’i kısa süre içinde toplu konut hayatını hapishaneye benzetip Sulukule’nin yolunu tuttu.

Kültürel farklılık
Şimdi de Roman açılımının ilk projesi olarak, Roman vatandaşların ayda 100 lira taksitle TOKİ’nin yapacağı yeni evlere yerleştirilmeleri öngörülüyor. Ancak Taşoluk projesi, bu hamlenin başarısız olabileceğini ortaya koyan bir örnek. Roman açılımına belki de en çok sevinen kişi olarak Kibariye bile Ayşe Arman’la yaptığı söyleşide Romanların ferahlığa düşkünlüğü ve işine yakın olmak istemeleri nedeniyle çadırda yaşayabildiklerini söylüyordu.

Açılım olarak adlandırılan konut edindirme anlayışıyla, Romanların anladıkları arasında derin bir kültürel farklılık var. Romanlar, her fırsatta çözülmesi gereken ilk sorunlarının iş olanaklarının genişletilmesi ve fırsat eşitliği sağlanması olduğunu söylüyor. İkinci sırada ise eğitim geliyor. Konut sorununun ise diğer sorunların yanında adı pek sık geçmiyor.

TOKİ’nin Taşoluk’ta gerçekleştirdiği başarısızlığa uğrayan proje ilk değil. Tıpkı Romanlar gibi göçmenlerin de çadırlarda kalmasını istemeyen devlet, göçebe Türkmenlere yönelik toplu konut hamleleri yapıyor. Bu hamlelerin hedeflerinden biri Türkiye’nin en eski göçebelerinden Sarıkeçililer. Atlas dergisinin uzun süredir takip ettiği ve Özcan Yüksek’in Referans’ta da birkaç kez yazdığı Sarıkeçililer, Romanlarla benzer bir kültürel farklılığın mağdurları.

Ormana zarar veriyorlar
Sarıkeçililerin, ormanlara zarar verdikleri gerekçesiyle yüzyıllardır süren yürüyüşleri yasaklandı. Yasaklanma gerekçesi keçilerin yürürken ormana zarar vermesi ve yangın riskini artırmasıydı.

Atlas dergisinin haberinde bir göçebe durumu şöyle anlatıyordu: “Bizler yüzyıllardır kış aylarını Silifke’nin Akdere ve Yeşilovacık beldelerindeki orman işletme bölgelerinde geçiririz. Yaz aylarında ise Karaman ve Konya’nın yaylalarına gideriz. Eylül ayında Karaman ve Konya’dan çıkıp kasım ayında buraya geliyoruz. Şimdi bu bölgede kalmamıza izin vermiyorlar. Yaylada ve sahil kenarında bizim bir karış toprağımız, bir dikili taşımız yok. Biz ormanların açık arazilerinde ve gelişmiş ormanlarda hayvanlarımızı otlatarak hayatımızı sağlamaktayız. Ama şimdi bizim önümüze engel çıkardılar.”

Bir sonraki adımda göçebe Sarıkeçililer için TOKİ devreye girdi. Kültürel gelenekleri gereğince yüzyıllardır hiç yerleşik olmamış Sarıkeçililer, TOKİ’nin yaptığı Karaman’daki Sarı Evler’e yerleştirildi. Daha doğrusu yerleştirilmek istendi. Doğal olarak evin bahçesinde çadır kuranlar hariç kimse apartmanda oturmadı ve Sarı Evler bir hayalet ev projesine dönüştü.

Roman açılımı derken, Roman vatandaşların da tıpkı Sarıkeçililer gibi toplu konut mantığıyla tektipleştirilmeye çalışılması söz konusu olabilir. Böyle olursa da proje, kültürel uyuşmazlık sebebiyle Taşoluk’taki gibi başarısızlığa uğrar.

Aslına bakılırsa toplumsal açılımlar yapmaya yönelik toplu konut girişiminde sadece Türkiye başarısız olmuyor. Yoksullar için yapılan toplu konutların geniş anlamda toplumun çözülmemiş problemleri için bir laboratuvar olarak kullanılması, 19. yüzyıldan bu yana Avrupa’dan Amerika’ya pek çok yerde uygulandı.

ABD’nin ırkçılık açılımı
İngiltere’de jeremy Bentham, işçiler için yapılacak toplu konutların daha kaynaşmış bir toplum modeli işlevi görebileceğine inanıyordu. Kapitalizmin ilk toplu konut projelerinden biri böylece hayata geçirilmişti. Sınıf farklılıkları üzerine odaklanan proje diğerleri gibi başarılı olamadı.

Toplumsal sorunlar açısından Türkiye’dekine benzer bir açılım projesi ise 1940’larda ABD’de hayata geçti. İlginç bir şekilde sosyolog Richard Sennett’in çocukluğunu geçirdiği ve “Saygı” kitabında detaylarıyla anlattığı Chicago’daki bu projenin adı Cabrini-Green’di. Bu toplu konut projesinin iki hedefi vardı: Irkçılık ve sınıf farklılıklarını engellemek.

Proje için yapılan toplu konutlarda siyahlar ve beyazlar bir arada oturacaktı. Hükümet, bu toplu konutlarda beyazlara bedava oturma imkânı sunarak, ırkçılığın önüne geçebilecek bir açılım yapma niyetindeydi. Fakat proje tam anlamıyla hüsran oldu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında işini kaybedenler için bedava konut başlangıçta çok cazipti. Fakat ekonomik durumunu düzelten beyazların konutları terk etmesiyle proje sekteye uğradı. Bir süre sonra siyahlar da aynı yolu izleyince, Cabrini Green artık sıradan insanların barınamadığı, çetelerin merkezi haline geldi. Richard Sennett, suni bir şekilde bir araya getirilen bu insanların “yoksulluk” etrafında buluşturulmalarının ırkçılığı körüklediğini düşünüyor.

Şüphesiz Türkiye’deki durum bundan çok farklı. Ama kültürel özellikler göz önüne alınmadan uygulanmak istenen toplu konut projelerinin çoğu aynı başarısızlığa gebe. Bu durum kendilerini “Türkiye’nin zencileri” olarak tanımlayan Romanlar için de geçerli.

Kaynak: Referans

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir