Roma: Güzel, tarihi ve MAXXI

8 Dakika Okuma Süresi

Kültürü mal biçimine sokan bir dönemden geçerken ve bunu hiç olmadığımız kadar farkında, bilinçli bir şekilde yaparken kentlerin en ‘kültür’lü olmak için yarışmaları doğal. Kimin bu yarışta ipi gögüslediği ise kesinlikle müphem.

roma-tarihi-maxxi1.jpg

Tate Modern’i ilk açıldığı yıl ziyaret eden 5 milyon kişi, bu ipi İngiltere’nin göğüslediğini ispatlar mı? Bu bence yanıtlanması güç bir soru. En çok okunan kitapların, iyi kitaplar olup olmadığı gibi bildik bir tartışmaya kapı açıyor öte yandan…Lakin bazı kentlere güzel ve tarihi olmak yetmiyor. Hem güzel, hem tarihi hem de çağdaş olmak istiyorlar. Dünün resmini değil, dünün dününün resmini de, bugünün, şimdinin resmini de göstermek istiyorlar.

Roma işte bu niyetlerle yola çıkmış. Kentin dört bir yanında ‘Çağdaş sanata çıkan yol: Roma’ yazılı afişler yer alıyor. Kırmızı üzerine beyaz yazılar. Eski Roma’dan kalanı, o büyük kültürel mirası korumaktan Pantheon’u ya da Michelangelo ve Bernini’leriyle Borghese galerisinde Rönesans’ı ayağımıza getirmekle yetinmiyor Roma. Çağdaş sanatın da kalbi olmak istiyor. Bir bakıma bütün çağları istiyor. Çok imparatorca değil mi? Hemen evet demeyin…

Bir zamanların imparatorluk kenti Roma’nın, geçtiğimiz hafta İtalyan hükümetine 150 milyon avroya patlayan müzesi MAXXI, İtalya’nın ilk ulusal çağdaş ve mimarlık müzesi…

Müzenin siparişi ünlü mimar Zaha Hadid’e İtalyan hükümeti tarafından 1999 yılında verildi. Bundan iki yıl sonra müzenin sanat programından çok iyi tanıdığımız bir isim bugün İstanbul Modern’in video programı küratörü Paolo Colombo sorumlu olacaktı.

İki yıl gecikmeli
Zaha Hadid’e 1999 yılında verilen sipariş binanın tasarımının bitmesi, yüksek maliyeti nedeniyle yıllara yayıldı. Müze 2006 yılında açılamadı. Bu arada Colombo, müzeyle altı yıllık biten kontratını yenilemedi ve görevinden ayrıldı. 2010 yılının Mayıs ayında ancak hazırlıklar tamamlanacaktı. Ve nihayet, geçtiğimiz hafta, cam, çelik ve betondan asimetrik görünümü, New York Guggenheim’ı andıran rampası, Seattle Halk Kütüphanesi’ni hatırlatan çıkıntılı cephesi, şehirdeki yer ızgaralarının devamına referans veren zemini, bir süpermarket zincirini çağrıştıran kısaltma adıyla MAXXI, dört sergiyle birden kapısını açtı. Kutluğ Ataman’ın ‘Mezopotamya Dramaturjileri’ sergisi, müzenin koleksiyonundan ve çeşitli mimarlık ofisleriyle birlikte gerçekleştirilen Spazio sergisi, (Fontana ve Pino Pascali gibi eski tüfeklerin, espası dert edinenlerin de ağırlandığı bir sergi), Carlo Scarpa, Pier Luigi Nervi gibi mimarların hatırlandığı başka bir mimarlık sergisi ve 1998 yılında gizemli hayatıyla ve müze düşmanlığıyla bilinen Gino de Dominicis retrospektifiyle…

Gino de Dominicis gibi nev-i şahsına münhasır bir figürü yakından tanıyıp, onun erken bir Mathew Barney olduğunu keşfetmek bir izleyici için kendi içinde pek çok sürprizi barındırsa da, bugünün resmini çekmek, yolunun çağdaş sanattan geçtiğini ispat etmek isteyen Roma’nın ilk ulusal çağdaş sanat müzesinin seçimini yaşamayan bir sanatçıdan yapması, genç bir ismi görünür kılmaya teşebbüs etmemesi dikkat çekici. Nitekim serginin küratörü Venedik Bienali deyince akla gelen tarihi bir isim Achille Bonita Oliva.

Müzenin sabit koleksiyonunda sergilenen Anish Kapoor, William Kentridge, Adrian Paci gibi sanatçıların çoğu Paolo Colombo sırasında satın alınmış. Dışına 150 milyon avronun harcandığı müzenin içine son zamanlarda hiçbir iş alınmamış. Halen de alınmıyor. Bu, İtalya’da en çok tartışılan konuların başında geliyor. MAXXI, İtalyan hükümetinin kültüre ayırdığı bütçeyi de sarsmış. 2.1 milyarlık bütçe 1.72’ye düşürüldüğü gibi bu sayı daha da azalacakmış önümüzdeki günlerde.

MAXXI’nin yıllık bütçesi ise 10 milyon avrodan 4 milyona düşürülmüş. Dolayısıyla müzeye personel de alınamamış. Sadece 25 kişilik bir ekip bu devasa tasarımdan sorumlu.

Sponsor yok, tek umut cafe
MAXXI’nin başkanı Pio Baldi, gazetelere yaptığı açıklamalarda müzenin restoran ve kafesinden bütçesini/ ekmeğini çıkaracağından umutlu. Henüz restoran da kafe de açılmış değil. Müze inşa aşamasında ünlü modacı Fendi müzeye sponsor olacağını duyursa da açıldıktan sonra Fendi’den ses seda çıkmamış. Açılışa bile gelmedi ünlü modacı. Öte yandan Terna, İtalyan Telecom ve BMW gibi isimler müzenin ana sponsor adayları arasında anılıyor ama ufukta henüz bir sözlü ya da yazılı anlaşma yapılacağına dair bir işaret yok.

roma-tarihi-maxxi.jpg

MAXXI’nin görkemli görüntüsünün ardında işte bu gerçekler yatıyor. Adeta bir dekor gibi parıldayan cam ve çelik gövdesinin neye ve kime tam olarak evsahipliği yaptığı ve yapacağı meçhul.

Roma MAXXI’nin dışında bir de varolan müzesi Macro’ya yeni bir ek bölüm inşa ettirdi. O da yine, geçtiğimiz hafta kapılarını Macro Future olarak açtı. Macro’ya yapılan ek binanın bütçesi sadece 20 milyon avro. Zaten 1500 metrekare büyüklüğünde olan mevcut sergi mekanı böylece 4500 metrekareye çıkmış oldu. Yeni Macro, halkın huzuruna toplam 5 sergiyle birlikte çıkıyor. Hashimoto, joao Louro, Aaron Young, Luca Trevisani’nin yanısıra ‘Roma: Biz Avangarddık’ sergisi de gösterimde.

Roma’nın işi hiç kolay değil. En kültürlü olma savaşını kent üzerinden değil ait olduğu ülke, onun bütçesi ve bürokrasisi üzerinden yapıyor çünkü. Ve işte bu hiç de İmparator’ca değil…

Çünkü İtalyan Negri ve Hardt’tan çok iyi öğrendiğimiz yeni İmparatorluk anlayışı buna geçit vermez. Devasa, emperyal bir müze yaptırırsan, o yapı içinde ne sergilenirse onu bastıracaktır. Ayrıca bütün yolların sana, kendine çıkmasını istemek zaten ancak emperyal bir tavır olarak yorumlanabilir.

Oysa İmparatorluk’un yenisi, emperyalizmin tersine işliyor.

İşte belki çağdaş sanatta bütün yolların kendisine çıkmasını dilemesi yanlış Roma kentinin…

Hem ulusal bir müze açarak ve ulus tarafından yönetilerek İmparatorluk taslandığı nerede görülmüş?

Sınırları aşma görevi Kutluğ Ataman’ın…

Kutluğ Ataman’ın sergisi ‘Mezopotamya Dramaturjileri’ adını taşıyor.

Kutluğ Ataman, son sergisinde Mezopotamya’yı anlatıyor. Küratörlüğünü Cristiana Perrella’nın yaptığı MAXXI’deki kişisel serginin başlığı son derece egzotik: ‘Mezopotamya Dramaturjileri’.

İtalya’nın ilk ulusal çağdaş sanat müzesinin ulusallığını kırma görevi bu sergiye verilmiş belli. Mezopotamya’da olup bitenle ulusal müzenin sınırları biraz olsun aşınabilir.

Kutluğ Ataman için modern hayatın portrecisi demiştim bir kez… Ataman portre yapmayı bu sergisinde de sürdürüyor. Bu portrelerinde de her zaman olduğu gibi gerçeğin o belirlenemez, sabitlenemez, bir anlamda aşkın doğasını araştırıyor. Gerçeğin olmadığı varsayımından hareketle ele aldığı, görüntülediği insan kadar gerçek olduğunu ispat ediyor.

Tamamı ilk kez MAXXI’de gösterilen ‘Mezopotamya Dramaturjileri’nin ana eksenini Doğu ve Batı karşıtlığı, modernlik sevdası, bu karşıtlığın ve sevdanın yarattığı mizahi görüntüler oluşturuyor. ‘Aya Seyahat’ filmi sosyal gerçekçi İtalyan filmlerine selam çakarken güldürüyor.

Kilise freskolarından çıkmışcasına havada Bungee jumping askısıyla asılmış tespih çekerek bakan erkekler de, Shakespeare okumaya çalışan genç Erzincanlılar da, görücü usülü evlendirilen kadın da hepsi gülümsetiyor.

Ataman, doğduğu Erzincan’da çekmiş bütün bu filmleri… Doğduğu yere olan ilgisini ise şöyle açıklıyor: “Günümüzde Irak ve Türkiye sınırları içinde kalan bölge, antik dünyanın en önemli medeniyetlerinin merkezi olduğu için ilgimi cezbediyor. Bölge, günümüzde Doğu ve Batı’nın sınırı olarak gördüğümüz noktada bulunduğundan stratejik ve sembolik önemini koruyor. Bu iki dünyanın yüzleşmesi çağdaş dünyanın güncel meselelerinden. Mezopotamya bir gerilim bölgesi, merkez denilen yerlerde üretilen formüllerle dönüştürülen, birbirinin içinde eritilen bir gri bölge. Yaşadığı anlam iflası, yeni imkanların, verimli topraklar vaadeden formüllerin doğmasını sağlamakla birlikte zaman zaman bölgeyi felaketin eşiğine de taşıyor. Bu toprakların tarihte bilim, sanat ve dinin beşiği olması kadar sellere, depremlere, medeniyetlerin yıkılışına sahne olması da tesadüf değil.”

Ayşegül SÖNMEZ

Kaynak: Radikal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir