Avrupa’nın Londra ve Paris’ten sonra en çok ziyaret edilen üçüncü şehri Prag’a düşüyor yolumuz. Tepemizde parlayan güneşin tadını çıkarmak isteyen Çekler ve Prag’ı ziyaret eden turistlerle dolup taşmış şehir merkezi…

Tarihi yapılarla süslü meydan çocuklu aileler, turistik amaçlı gelenler ve komşu ülkelerin günübirlikçileriyle sanki birleşmiş milletler fuaye alanına dönmüş. Caddeleri tarihi yapılarla göz dolduran ve duvarları klasik müzik konserlerinin tanıtım broşürlerinden geçilmeyen Prag, hemen her gün düzenlenen Ortaçağ geceleriyle ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor.Akşam Prag merkeze 50 kilometre uzaklıktaki Zbiroh kalesinde yaşayacağımız Ortaçağ gecesinden önce şehri turluyoruz. Gezimiz için ilk durak şehri panoramik açıdan görme fırsatı veren Prag Kalesi. Rehberimiz Çek asıllı Ludmilla’nın çizdiği rotayı takip etmek üzere şehri tepeden göreceğimiz Prag Kalesi’ne doğru tramvayla çıkıyoruz. Ludmilla kaleye gelmeyi beklemeden yol üzerindeki yapılarla anlatmaya başlıyor şehri; “Cafe Slavia buranın entelektüellerin takıldığı bir yerdir. Bakın hemen karşısındaki görkemli yapı da Milli Tiyatro binası…”
Şehri ikiye bölen Vltava nehrini tramvayla geçip Prag Kalesi’ne geldiğimizde bizi kraliyet bahçesi karşılıyor. Biraz ilerleyince kalenin en dikkat çeken yapısı Çek Cumhuriyeti’nin en büyük katedrali olan Aziz Vitus gösteriyor kendini. Yapımına 14. yüzyılda 4. Charles’ın emriyle başlanan ve inşaatı ancak 1929’da tamamlanan Aziz Vitus Katedrali’nin en önemli özelliği 124 metre uzunluğuyla dünyanın 5. büyük katedrali olması.
Cumhurbaşkanının sarayı ziyarete açık
Kapısında ziyaretçi kuyruğunun uzadığı katedralden sarayın ikinci avlusuna geçtiğimizde Ludmilla alıyor yine sözü “Bakınız Cumhurbaşkanı burada yaşıyor.” Ziyarete açık bu sarayda Cumhurbaşkanının yaşadığı hissini veren olağanüstü hiçbir görüntü yok. Kapısında güvenlik kuvvetleri yerine turistlerin olması bizi şaşırtıyor. 10 euro karşılığında hemen her köşesini gezebileceğiniz kaleden şehir merkezine doğru inmeye başlıyoruz. Yol üstünde birbiri ardına kukla satan dükkanlar sıralanmış. Ludmilla, kuklaların 18. yüzyılda buradan dünyaya yayıldığını söylüyor ve hemen ekliyor: “Prag’dan götürülecek en güzel hediye kukla olsa gerek.”
Nihayet, şehrin ortasından geçen Vltava nehri üzerindeki en eski geçiş yolu olan Charles Köprüsü’ndeyiz. Günün her vakti ayrı güzelliklerini cömertçe gözler önüne seren Charles Köprüsü’nde 30 kadar aziz ve azize heykeli yer alıyor. Bunlardan en ilgi çekeni Aziz Nepomuk heykeli. Ziyaretçiler ellerini heykele sürerse dilekleri gerçekleşiyormuş.
Köprüdeki bir diğer heykel ise Osmanlı’ya karşı duyulan korkuyu anlatıyor. Heykelde, tespih çeken Osmanlı gardiyanı neşeli şekilde zindanın kapısında beklerken, yukarıdaki üç Aziz içerideki Hristiyan esirleri kurtarıcı olarak simgelenmiş.
Köprü boyunca bize sokak çalgıcıları, ressamlar ve hediyelik eşya satıcıları eşlik ediyor. Şehir merkezine geldiğimizde Astronomik Saat Kulesi’nin önünde bekleyen büyük kalabalık dikkatimizi çekiyor.” Burası her saat başı böyle kalabalık olur. Yelkovan her 12’yi gösterdiğinde burçların temsil edildiği saatin üst kısmında, küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden heykeller çıkıp izleyenleri selamlar. Hemen altta ise gösterişi elindeki sazıyla simgeleyen bir Osmanlı heykeli ile saatin öbür ucunda cimriliği anlatan Yahudi heykeli bulunuyor” diyen Ludmilla, bu kulenin de 14. yüzyılda kalma olduğunu hatırlatıyor.
Prag’dan çıkıp Chesky Krumlova doğru gidiyoruz. Unesco dünya mirası listesinde yer alan Chesky Krumlov, buranın hayaletli şatoları ve ihtişamlı yapılarıyla Prag’dan sonra en ilgi çeken şehiri. Her bir tarihi yapıyı gezdiğinizde size Ortaçağda olduğunuz hissini veren bu şehir, ayrıca raftingcilerin de vazgeçilmez mekanı.
Birada Almanları solladılar
Soluklanmak için oturduğumuz kafede Çeklerin iddialı oldukları biralarla serinliyoruz. Çek Cumhuriyeti’nde 45 kadar bira fabrikası yer alıyor ve bunlar içinde en bilinen marka Pilsener Urquell ve Budweiser. 10 milyonluk bu ülke üretimde olduğu gibi bira tüketiminde de lider. Kişibaşı 164 litre bira içilen Çek Cumhuriyeti’nde, yıllık üretim ise 11 milyon hekto litreyi geçiyor.
Biralardan sonra artık Zbiroh Şatosu’na gidebiliriz. Bir kısmı otel olarak kullanılan şatonun restoran bölümünden içeri girdiğimizde, avlanmış hayvan imitasyonlarıyla karşılaşıyoruz. Yerimizi aldığımızda ise gösteri çok geçmeden başlıyor. Ortaçağ müzikleriyle başlayan gösteri, o dönemin kıyafetlerini giymiş şövalyelerle sürüyor. Şövalyeler kanlı bir gösteriye hazırlanırcasına kılıçlarını salıyorlar birbirlerine. Geleneksel kıyafetli kızlar, oyunlar, ateş gösterileri derken bir filim karesinde gibi hissediyoruz kendimizi.
Birlikte yola çıktığımız seyahat acentelerinin hedefi artan Çek ziyaretlerine Türkiye’den daha fazla turisti Prag’a taşıyarak cevap verebilmek. Haksız da sayılmazlar, 10 milyonluk Çek’ten Türkiye’ye 160 bin turist gelirken, Türklerin bu ülkeye ziyaretleri ise 36 binle sınırlı. Bu rakamı biraz olsun yukarı çıkarabilmek için Ortaçağ geceleri anlatılıyor uzun uzun. Ortaçağ geceleriyle renklendirilen turlarda hedef 5 yıl içinde 100 bin Türk turisti Prag’a taşımak.
Kaynak: Referans


