Oturanlara karşı baskı uygulanıyor: Tarlabaşı Projesi spekülatöre yarayacak

5 Dakika Okuma Süresi

İstanbul Beyoğlu’ndaki Tarlabaşı’nda bir süredir yaşanan insanlık dramı herkesi hayrete düşürürken, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Ekipleri ve Beyoğlu Belediye Başkanlğı yetkililerinin uygulamaları, görenleri hayrete düşürüyor. Tarlabaşı’nda, birçok ev istimlak ve yıkılma tehlikesi gerekçe gösterilerek boşaltılırken, yine birçok evde bulunan ve çoğunluğunu Orta ve Güney Amerikalıların oluşturduğu birçok mülteci, sınır dışı edilmek üzere emniyet yetkililerine sevkediliyor.

Çoğu göçmen statüsünde bulunan mültecilerin, sudan sebeplerle suçlamalara maruz bırakıldıkları, birçok koğuşturmada söz konusu turistlerle ilgili delil bulnamadığı, ev sahipleriyle imzalanan kontradarda göçmenlerle ilgili yer alan, ‘olası bir enmiyet koğuşturmasında evi ihraç’ maddesi nedeniyle, evlerinden olduklarına da dikkat çekiliyor. Son ıı ayda, 4o’ı aşkın ev boşaltıldı, mültecilere yönelik operasyonlarda ise 300’den fazla kişi evlerinden edildi.

PLANLARDA KÜLTÜREL YAPI YOK
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na göre, operasyonlar, çarpık yapılaşmayla mücadele etme amacı taşıyor. Yetkililer, Tarlabaşı-Dolapdere arasındaki havzanın, ‘2010 Kültür Başkenti İstanbul’ çalışmaları çerçevesindeki rehabilitasyon ve kültürel yapı imarı yapımı için yürütülen çalışmaların da aynı kapsamda değerlendirildiğinin altını çiziliyor.

Ancak boşaltılan ya da plan tadil kapsamına alınan sokaklarla ilgili sadece konet planlarının bulunması, ‘Tarlabaşı’ndaki operasyonunun, bölgenin birilerine peşkeş çekileceği anlamına mı geldiği?’ sorusunu gündeme getiriyor.

KANUNSUZLAR KORUNUYOR

İstanbul Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, skandalların arkasında, AKP yandaşı holdinglerin bulunduğunu ifade etti. Muhçu, Tarlabaşı’nın kültürel ve sanatsal bir mekan haline getirileceği vadinin büyük bir yalan olduğunu vurgulayarak, “insanları mağdur edeceksiniz, sudan sebeplerle karakola sevkettirip, sonra da ev sahipleriyle aralarını açacak ve kendinize boş alan yaratacaksınız. Meydan boşalınca da, rant imkânlarından yararlanmak için birbirinizle yarışacaksınız. Bu ne akla ne mantığa ne de kanuna sığmaz. Ama kanunun boşlukları, kanunsuzluk yapanları kolluyor” dedi.

Başta Çalık Holding olmak üzere, AKPli olduğu bilinen kurum ve kuruluşarın, ne insanlığa ne de hakkaniyete sığmayacak bir tutumla, yıldırma operasyonuna giriştiklerini kaydeden İstanbul Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, şunları söyledi: “Tarlabaşı ile ilgili projelere bakınız. Bir tek ne kültür, ne de sanat evi yok. Bırakın evi, bu işle ilgili bir daire bile ayırmamışlar. Yapılan projelerin yüzde 8o’i villa tipi konut, yüzde 20’si ise modern dizaynlı ticaret ve turizm mekanı yani otel, rezidans ya da plaza. Tarihi bir semti, silueti bozarak modernleştirmek hangi mantıkla açıklanabilir? Tarlabaşı ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı alınmalıdır.”

KAMULAŞTIRMA KALKANI

Kamulaştırmayı kalkan ya da tehdit unsuru olarak kullanma işinin, yerel yönetimlerle eş zamanlı ve muhtemelen anlaşmalı yapıldığı izlenimi doğduğunu belirten Muhçu, “Holding yedclisi olduğunu söyleyenler, ev sahibinin kapısını çalıp, kişi ile pazarlığa oturma konusunda onu zorla ikna ediyor. O’na, ‘Burayı bize sat. Devlet kamulaştırma planına almış. Yok pahasına gitmesin evin. Sen de faydalan, biz de’ diyerek evini alıyorlar. Bu resmen şantaj, bu düşmüş ve mağdur olmuş bir insanın sırtından kâr elde etmek. Devlet de buna resmen çanak tutuyor. Çünkü ‘Acil kamulaştırma, doğal afet ve savaşta olur. 2010 Kültür Başkenti masalıyla hem Beyoğlu Belediyesi, hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlğı’nın kandırmacalarına bir son vermesi lazım. Her icraatın, 2010 için değil, AKPli şirketler için yapıldığı görülüyor.”

Hak sahiplerine sahip çıkılsın

BEYOĞLU Güzelleştirme ve Koruma Derneği Genel Başkanı Nizam Hışım,şunları söyledi: ‘Ev sahipleri, hak sahipleri; evlerinden yüzde 40 pay alabilme hakkına sahip. Kamulaştırmayla bu pay alınır. Satılırsa, satın alan parti yandaşları, kendilerine bu yolla rant kapısı sağlayacaklar. Yani yüzde 40’lık pay, satın alan şirketin olacak, orada tekelleşecekler. Bu da bölgenin kentsel dönüşümü değil, yandaşsal ya da rantsal dönüşümü demektir. Bunu önlemek için tek yol, ev sahiplerinin, kamulaştırmayı beklemeleridir. Zira bölgenin değeri, sonra artacak ve böylece kimse mağdur edilmemiş olacaktır. Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği olarak bu işin takipçisiyiz. Hiçbir parti yandaşı holdingin hak sahiplerini mağdur etmesine izin vermemeye kararlıyız.”

‘ARSA SPEKÜLATÖRLERİNE DİKAT’

Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm Projesi’nin Kordinatörü Çalık Holding yetkilisi Hülya Kıvırcık ise, firma olarak hak sahiplerine sahip çıkılması gerekitğini en çok düşünen kuruluşlardan biri olduklarını ileri sürerek, asıl korkulması lazım gelen kişilerin ferdi spekülatörler olduğunu dile getirdi. Kıvırcık, projesini savunarak, “Bu sayede ilk kez hak sahipleri kendi dönüştürdükleri kentin sahipleri olma fırsatını yakalayacak” iddiasında bulundu.

Kaynak: Birgün

16 Yorum

  1. dilek sultan

    Acab şimdi neredesin Deniz okadar savştın ama dükkanı kapadın evini bıraktın Ankara ya yerleştin 3-5 kuruş mu para aldın?

  2. Nurdin YAZICI

    Merhabalar,
    Tarlabaşında ki dönüşüme elbette karşı değiliz ama haklarımız verilecekse kabul ederiz ancak. Haklarımız neler mi derseniz; Dişimizden tırnağımızdan arttırdığımız dedelerimizden babalarımızdan kalmış yerlerimizi BİZE BİLE SORMADAN ihaleye açılması hangi adelet sisteminde var. Ha derlerse ki sizden imza aldık evet biz imza verdik ama ne için verdik, mülk sahipleri belediyeden alacakları izin sonrası onarım ve depreme dayanıklılık inşaatı için istiyoruz seçeneğini kullanarak izin verdik. Bunu açıklayacak bir merci yok. Evet okumadık evet biz birşey bilmiyoruz ama sürülecek koyunda değiliz.
    Her kim ister ki evini haberi olmadan ihaleyle verilsin sonrada anlaşmazsan sen bilirsin diye kabadayı agızıyla konuşsun.
    Uzun uzadıya konuşmak anlamsız ben bir örnek ile bir soru sorayım kabul edebilecekler var ise aramızda ben talibim onarım ve inşaat işlerine.

    Farzedelim ki elinizde 100 mt tabanlı 5 katlı binanız var. Toplam oturum alanınız 500 mt. Sizden yüklenici firma bunu %40 ile istiyor. Bu 200 mt tekabül ediyor. Size 200 mt binanızın yeni yapılacağı yerden değil 2 veya 3 arka sokaktan verilecek. Can alıcı noktaya gelelim. Sizden alacagı 5 katlı binanızı 7 kat yukarı ve 3 kat bodrum olmak üzere 10 kata cıkartacak. ( Cadde üstlerinde bu kısım 8 veya 9 kat yukarı şeklinde olacak ). Firmanın yapmayı planladığı şey 1000 mt olacak. Siz bunun karşılıgında 200 mt alacaksınız. %20 ile mal satmış olacaksınız ayrıca yerinizde oturamaycaksınız.
    Bize bu teklifi veren vizdansızlara sorum şu;
    Lüks villalarınızın rantsal dönüşümüne talibiz. Verin bize evinizi yıkıp yapalım %80 nini sizden alalım.

    Bizim karşı olduğumuz nokta bu. Biz bu inşaatı yapabilecek kapasitedeyiz. Verin planları verin yapılacak adaları Tarlabaşı halkı kendi ipini kessin. Kendi imkanlarımızla yapalım. Eğer yapamazsak zaten sizden yardım isteyeceğiz.

    Damat olamadığımız için de ayrıcada üzgünüz.

  3. ejder

    burada sadece şirket gözetiliyor kimse vatandaşa hakkını vermiyor burda esas madur olan oraların sahipleri sana diyorlarki al sana yüzde 25 sen başka bişeyi hak edemezsin el insaf

  4. Ahmet İnal

    Burası için olasılıklar:
    1.Hiçbirşey yapılmaz. Evlerin her yıl yüzde beşi daha boşalır on yıl sonra semt boşalır bu arada çökmeler de hızlanır. Yapıların değeri iyice dip yapar. Çünkü her yatırım ölü yatırımdır. Herkes elindeki üç beş kuruşa alıcı bulurlarsa satarlar. Sokaklar kapatılır ve Mimarlar Odasının bugünkü yönetimi çok ama çok mutlu olur.
    2.Tüm oturanlar birleşirler bütün masrafları karşılayacak şekilde kooperatifleşirler, tüm bölgeyi kapsayan projeler üniversitelere sipariş edilir. Sonra o projeler kurullardan geri dönerler (bakınız Zeyrek 1998) Projeler gider gelirler. Bu arada Mimarlar Odası en yüksek inşaat maliyetinden proje harçlarını alır. Paralar bulunur, krediler alınır. Evler asıllarına uygun restore edilir. Ancak ne güvenlik sorunu ne otopark sorunu çözümlenmediği sürece sonuç değişmez ancak Mimarlar Odası yine çok mutlu olur.
    3.Devlet tüm alanı kamulaştırır. Etrafını çevirir içeri girişleri önler ve bir süre sonra tüm yapılar çöker. (Bkz. Süleymaniye Kirazlımescid sokağının bir bölümü)
    4.Belediye tüm alanı kamulaştırır, projelendirir, binaları yıkar çelik konstrüksiyon üzeri ahşap/sıva imitasyonu kaplamalar yapar lojman olarak memurlarına kiraya verir. Belediye çalışanları çok mutlu olurlar. Bakınız Süleymaniye Projesi.
    5.Belediye bir firma ile bölge rayicinden kat karşılığı sözleşmesi yapar projeleri tamamlatır ve oturanlarla kat karşılığı yada bedeli mukabili pazarlıklarına girişir. Bakınız Tarlabaşı örneği.
    6.Belediye kendisi firmalar kurar. Bölgede oturanları binaları karşılığı verdiği yeni konutlara tahliye eder. Bölgeyi bir projeye göre yeniden düzenler. Bakınız Avrupa Örnekleri.
    7…..
    Seçenekler çok. Ama seçeneklere bakınca şu anki yöntem oturanlar açısından en kötü olasılık gibi görülmüyor. Bütün mesele pazarlığın iyi yapılmasında sanki.

  5. Azmi İzmirli

    Deniz Bey,
    Size kimse mimar olmadığınız için bir şey söylemedi yazının içinde vardı bir anlam veremediğim için sordum. Villa bir yapı türüdür apartman dairesi de başka türlü, bu ikisi nasıl bir araya geliyorlar onu merak ettim.
    Mimarlar odasının dava dilekçesini okudum hayatımda gördüğüm en maddi hatalarla dolu dava dilekçesiydi. Samimi olduklarını da hiç zannetmiyorum. Ayrıca yıllarca SİT alanı diyerek her türlü onarıma karşı çıkanların başında Mimarlar Odası vardı onu da biliyorum.
    Halkın onarım derken kasttetiğinin çoğu kez onarım olmadığını da biliyorum. Eski binaları yıkıp yerlerine bol kazançlı yeni aparmanlar yapmak istediler bazıları yani sapla saman çok fazla karıştı buralarda.
    Gap inşaattan yada belediyeden maaş almak da söz konusu değil ama ortada bir tıkanıklığın olduğu da belli.
    Bir tarafta bölgenin fiziki durumu var. Bir çöküntü bölgesi sizin de belirttiğiniz gibi yarıya yakını boş (kasıtlı olarak bu duruma düşürüldüğünü çok iyi biliyorum)
    Diğer tarafta bu bölgenin son derece karışık mülkiyet durumu var. Mülkiyetinde çok ciddi etik sorunlar var. İşgaller var…vakıflar tarafından yapılan son derece etik sorunları olan işlemler var yani var var…
    Burada yaşayan çok farklı insan gurupları var. Yaşlı bölgesini çok sevenler olduğu gibi polisin bu bölgeyi bir devlet politikasıyla suça açık tutmasından yararlananlar da var, fraksiyonlar var, etnik sorunları savaş nedeni yapanlar da var. Siz daha iyi biliyorsunuz.
    Diğer yanda artık bu durumun sürmesini kabul edemeyecek bir koskoca bir kent var. Bir de dünyada benzer durumlara çözüm üretmeye çalışan diğer ülkeler deneyimleri ve kentleri var.
    TArlabaşı konusu bunların tümünü içermekte. Gapmış mapmış bir detay bunların arasında.
    Mimarlar Odası da bu duruma serin kafayla çözüm aramak yerine siyasi rant sağlamak için yangına benzinle gidiyor. (Aslında da pek gitmiyor gidiyormuş gibi yapıyor)
    Üniversiteler “ben yapmazsam kimse yapmasın” söyleminde.
    Deprem diyorsunuz bir yanda açın bakın Çindeki duruma. Oradaki yapıların yaşları da çok yakın. Benzetmeden sonuçlar çıkartabilirsiniz. Ben kendi hesabıma tekrar “deprem sonrası kokularını” duymak istemiyoırum. Sekizinci yılında hala kabuslar görüyorum.
    İstanmesi yapılması gereken şey bence bu durumda sakin kafayla hangi alternatifler üretilebilir ona bakmak çünkü tekrar belirteyim söyleyemeyeceğimiz tek şey sistemin bir çürüme, çöküntüye uğratma aracı olarak kullandığı “birşey yapılmasın” dır.
    Aksini düşünüyorsanız sadece bu günkü gazetelerde çıkan çindeki depremin resimlerine bakınız.
    Saygılarımla.

  6. deniz tahtalı

    kimsiniz siz ?

    130 yıl 70 yıl oncesını cenevizleri , bizansı hangınız bılıyorsunuz
    ben mımar degılım sızın terımlerınızıde bılmek zorunda degılim
    oyle toplumsal sorun sosyal boyut ,bırakın o hıkayelerı,mımarlar odası dahı yurutmeyı durdurme kararı icin ıdarı mahkemeye dava acıyor
    sız hala ,deprem ,villa ,trıblek muhabbetı ıcrısındesınız
    buralar harabe ,vıraneyse bunların sorumlusu burda yasamaya calısanlar degıl
    40 50 yıldır ımar yasagı uygulayan yonetımlerdır
    egıtım sart evet ıkı oda dekoru yapmayla 3 tane bına yapmayla
    mımar olunmuyor
    y ada bazı seyler sızlerın zoruna gıdıyor
    maaşınızı gap ınsaattan al sonra da bu toplumsal proje dıye ortaya cık olayları saptırmanız sızın zararınıza sanıyomusunuz kı
    burda yasıyanları kamulastırma yaparak burdan cıkartıp gap ınsaata hedıye ettırecegımızı
    beledıye başkanı 20 kabadayı projeyeye karsı ,herkesle anlastıkalrını soyluyor burdakiler kabadayı degil
    butun resmı ve sıvıl kurumlara
    287 bınanın 250 sahıbı bıraradayız ve bızımle hıcbır sekılde anlasılmadı anlasma saglanamadı
    bızde resmı belgeler var sızde ne var bukadar ınsan bukadar maduruz dıye feryat edıyor sız hala sosyal projeden bahsedıyorsunuz
    neden bu inadiniz?
    burda yasıyan bıreyler tum hayatını ,gelecegını buraya yatırmıs
    bırılerı gelıp buraları ben aldım dıyecek
    bızım kulturumuzde oyle bır messebıgenıslık yok
    siz onlarınn murıtı olabılırsınız ama bız degiliz
    maaşınızı alıyorsunuz ama biz maaş almıyoruz
    vergi veriyiroz ,dürüst çalisıyoruz,vatanımıza milletimize yararlı bıreyler olmaya ozen gosterıyoruz
    hangınız bılıyorsunuz burda yasamanın zorluklarını pıslıklerını
    bunların da sorumlusu bızlerdegılız emmıyet mudurluguyle bıtısık bınalarımız beledıye herseyı goruyor
    adamın catısı akar onarma tarıhı eser
    sokaktan gecen adamnın kafasına bınanın tuglası gusecek
    sakın dokunma sit alanı
    bız haklı davamızı hakettıgı sekılde savunmaktan mutluluk ve haz duyuyoruz
    buralarda gerceceken bır yenıleme projesdıne ıhtıyac var bunda hep fıkırız
    adalet ve hukuk cercevesınde

    bılgıalmak ıstıyıyenler bu ınsanların derdı ne dıyenler
    02122566869 nolu tlf dan benımde ıcınde bulundugum olusumdan
    bılgı alabılır

  7. Korkmaz L. Çapan

    deniz bey bir yere sahip çıkarken 30 yıldır oturuyorum demek yetmez. size aşağıdaki forum katılımcısı sormuş, o sizin otuz yılınızdan önce evleri yurtları elinden alınanlara birşey söylüyor musunuz? sizden önce kim vardı orada.

    sonra yüzde bilmem şunu verdiler felan… vatandaş olarak mülkünüzün en iyi değere gitmesi için maşi yasalarımız size yardımcı olur ben birşey demiyeceğim. nihayetinde hukuk devleti, hukuk neyse odur. ama öyle kültür, tarihi doku, tarihi kimlik meslelerine girdiğinizde sizin otuz yıl çok kıymetsiz açıkçası. çünkü orada bahsedilen tarih sizin otuz yılınızdan önceki bir tarih, siz onun sadece kullanıcısısınız. (onu da iyi kullanmış, saygı göstermiş, aslına uygun onarmış, bakımını yapmış falansanız)

    bence toplumsal uzlaşma önemli, mal benim ben daha fazla isterim bana az veriyorlar kısmı bu işin küçük bir bölümü. tarihin sürekliliği de böyle sağlanır zaten. demokratik talepler her zaman olmalıdır ve bunu serhat dilekçi beyin söylediği pozitif anlamda yaparsanız o nölgenin değeri şu anda kabul edilenin çok üstüne tırmanır. bundan da başta siz olmak üzere bütün oruranlar ve sonuçta İstanbul kazanır. bu ise hiç az birşey değildir.
    saygı ile

  8. Azmi İzmirli

    “Villa tipi konut” nedir? Ben anlamadım anlayan varsa lütfen açıklasın rica edeceğim. “Kültür evi” yada razı olduğu”kültür apartman dairesi” nedir? Acaba sayın Eyüp Bey kültür merkezi mi demek istiyor? Dört beş katlı otoparklı bina da ne ola? “modern dizaynlı ticaret ve turizm mekanı yani otel, rezidans ya da plaza” bu nasıl bir tanımdır? “modern dizaynlı” nedir?
    “Hatasız kul olmaz”mış ama safi hata kullar da herhalde bizîm memleketten çıkıyor.
    Ne olur uzmanlar, işi gücü bırakın kendinizi bu yeni terminolojiyi aydınlatmaya kavramlaştırmaya adayın.
    Çünkü bu kadar cehalet ancak eğitim ile mümkündür.
    Kendimi kötü hissetmeye başladım.

  9. serhat dilekçi

    soruların bir çoğu çok amatörce ve gerçkten sözü edilen bilimsellikten uzak. İTÜ nün sanki şu andaki gibi bir yenileme projesi varmış gibi başlıyor öncelikle. İTÜ nün bir defa böyle bir projesi yok. genel olarak tarihi bölgler şöyle olsun ya da Beyoğlu şu şekilde korunsun diyen “proje”ler ile sokak sokak bina bina yapılan proje aynı şey mi alahaşkına? şimdi o projeye ne oldu diye soru yöneltirsen cevabı bunun çok açıktır.

    sonra yok deprem tehlikesi düşünüldü mü sorusu misal olarak. şimdi yapılan projenin gerekçesinde bu önemli saptama yani deprem tehlikesine karşı buradaki kültür varlığının korunması lazım diyen proje raporuna bazı meslek odası ve çevreleri, “deprem tehlikesini bahane ” etmeyin diye karşı çıkıyorlar. bu soruları hazırlayıp soranların bir kere günlük ortamda bunların konuşulduğunu, yazılı kayıtlarının bulunduğunu atlamaması gerekir.

    yine sayın Topuz %20 si ticaret gerisi konut ayrımlarının neye göre yapıldığını, bilimsel olup olmadığını sormuş. bu oranların tersi olsa gariplik duyulur ve “ne yapıyorsunuz, konut bölgesini ticarete mi çeviriyorsunuz” denebilirdi. soru boşta yuvarlanan bir soru.

    burada poiztf bir katılımcılğa ihtiyaç var zannımca. katılım “şunlarda yapılsın, proje ve sosyal doku şöyle daha çok iyileşsin” diye öneriler bulunabilir. direk belediyeden sosyal istekler olur örneğin, kültür evi, mahalle evi istiyoruz. özürlüler için şunu, çocuklar için bunu gibi. onun dışında ben çöküntü alanı demiyeceğim ama yanlış anlaşılmasın fiziki olarak bir süre sonra çöküntü alanı haline gelecek bir bölgeye ekonomik-sosyal-fiziki kalkınma planına doğru katkı getirilirse oranın değeri bugün sanıldığından çok daha yükseklere yapılıp kullanıldığında ulaşabilir.İstanbulumuz için de iyi bir örnek olur neticede.

    saygılarımla

  10. deniz tahtalı

    Ancak, tarihi ve kültürel değerleri koruyan, kentin sosyo- kültürel yapısına saygılı, bölge insanın mülkiyet hakkını gözeten ve önceliği kamu yararı olan sosyal projenin, bölgede arsa ve arazi değerlerindeki artış ve rant beklentisi ile rafa kaldırıldığını öne süren Topuz, AKP hükümeti tarafından bölgenin planlanması ve inşa işlerinin Çalık Holdinge bağlı GAP İnşaata 16 Mart 2007 tarihinde ihale edildiğini belirtti.

    Bölgenin, Çalık Holding’e bağlı GAP inşaata ihale edilmesinin ardından, Çalık grubu tarafından düzenlenen yeni projenin yüzde 80’inin villa tipi konut, yüzde 20’sinin ise otel, rezidans ya da plaza olarak planlandığına dikkat çeken Topuz önergesinde şu sorulara yer verdi:

    “-İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İTÜ arasında yapılan protokol neticesinde hazırlanan ve 2-3 yıllık bir emek ve bilgi birikimi sonunda 2004 yılında teslim edilen rehabilitasyon projesinin uygulanmasından vazgeçilmesinin gerekçesi nedir?

    -Çalık Holding’e bağlı GAP inşaat tarafından hazırlanan dönüşüm projesinde, hangi tür bilimsel ölçütler esas alınarak bölgelendirme/bölümlendirme yapılmıştır?

    -Çalık Grubu projesinde belirlenen bölgelere ne tür fonksiyonlar (işlevler) yüklenmiştir?

    -Çalık Grubu projesinin üniversite, bilim ve meslek insanları ve özellikle halktan saklandığı iddiaları doğru mudur? Değilse, üniversite, bilim ve meslek insanları ile bölge halkının projenin içeriği ve işlevleri hakkında bilgi sahibi olmamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    -Çalık grubunca hazırlanan projeye, projeden etkilenecek ve/veya etkilenmesi kuvvetle muhtemel yerel kullanıcıların (bölgede yaşayanların, çalışanların) katılımı neden sağlanamamıştır?

    -Bugün uygulanmakta olan söz konusu dönüşüm projesinden etkilenecek ve yer değiştirmesi gerekecek insanlar nereye taşınacaklardır?

    -Yürütülmekte olan proje, İTÜ tarafından hazırlanan proje ile karşılaştırıldığında, bölgenin sosyal, ekonomik, fiziksel olarak iyileştirilmesinde ne tür avantajlar sağlamaktadır?

    -İTÜ tarafından hazırlanan projede bölgenin deprem tehlikesinin ciddiyeti üzerinde durularak, deprem riskinin göz ardı edilemeyeceği belirtilmektedir. Çalık grubu tarafından hazırlanan projede ve ilgili raporlarda bu bölgenin deprem tehlikesi ve riski göz önüne alınmış mıdır?

    -Çalık grubu tarafından uygulanmaya başlanan dönüşüm projesinde bölgenin gerek fiziksel gerekse de sosyo-ekonomik özellikleri değerlendirildiğinde deprem, yangın, su baskını gibi afetlere hassas olan yapısının taşıdığı farklı riskler uygulamada göz önüne alınmış mıdır?

    -İTÜ tarafından bilimsel veriler ışığında uzun süren emekler sonucu hazırlanan “Avrupa Birliği Uyum Programları Kapsamında Pilot Bölge Olarak Beyoğlu Çöküntü Alanlarının Aktif Kullanım Amaçlı Rehabilitasyonu Projesi”nin rafa kaldırılıp, projenin yeniden Çalık grubuna hazırlatılması konusunda T.C Başbakanı olarak bir talimatınız olmuş mudur?” (ANKA)

    (AS/ZG) (Ankara Haber Ajansı) 07.05.2008 14:36 [1341516

  11. deniz tahtalı

    sayın azmi izmirli
    konuyu çok ilgili olmanız dıkkatımı cok çektı bu kanuya duyarlı oldugunuz ıcın cok tesekkur ederım
    kentsel donusum projesıne karsı degılım oncelıkle bunu soylıyım buraların atıl halden kurtulması ıcın bır sans .
    ancak ne varki buralarda yapılan gasp sebebıne gelıyım
    tarlabası bulvarına bakan on bınalar oteller ,alısveriş merkezleri ,ofis birolar ,dükkanlar yapılacak buralardan hıcbır mal sahıbıne yer vermıyorlar burda yılaardır tıcaretle ugrasan mal sahıbı ve kıracı bır cok ınsan var ,bunlara arka adalardan 35 ıla 60 mt2 arası studyo daıre dedıgımız malıyetı endusuk daıreler tekıf edılıyor
    veya 3 5 kuruş verilip satın alınmaya calısılıyor ve aynı zamanda bu ıkılı gorusmelerle bırlıkte 4 5 tane emlak fırması kuruldu ve buraları yuklenıcı fımanın verdıgı degerın % 10 15 uttunde teklıflerle mal sahıplerıne gıdıyorlar
    tabı verılen teklıflerı nerden bılıyorlar orası mechul?
    bakınız beyoglu bır okuldur bır yaşam tarzıdır bır felsefedır bu kultur burda bıtmez ne olursa olsun
    burda yaşayan insanların %70 zavallı kımsesız ve caresız
    bır beledıye bır yonetım eyer bu ınsanları kullanıp bırılerıne yanlaslık yaparsa bu ahlaksızlıktır etık degıl dır
    burda uygulanan proje kamu oyuna farklı fınanse edılıyor
    ikili gorusmelere gırene kadar bu şekılde bır yapılanmanın farkında degıldık
    dısardakı kamu oyu nasıl bılıyorsa oyle bılıyorduk olay cok farklı burda resmen gasp var bır bucuk aydır projeyı ıstıyorum resmı yazıyla basvurduk hala ortada proje yok
    çunku proje çıkarsa ınsanlar uyanır bıze vemezler yerlerını ve satmazlar zıhnıyet bu eyer zaten basıt bır proje olsaydı coktan her yerde varolurdu
    bırkere tarıh dıye bır sey kalmıycak tamamı yıkılacak buralraın
    kentsel donusum ve kulturel varlıklrı koruma yasasıyla
    yenı bı kuırl kuruldu yenıleme kurulu bu kurul anıtlerı ve nımarlar odasını safdısı edıyor butun yetkı onların elınde
    ıstedıklerı gıbı oynuyorlar oynamak ıstıyorlar .
    yerın altına alıs verış merkezlerı ,otaparlklar konulacak bunlar hıc ortada yok sadece otopark şimdi ben size soruyorum taksım gıbı bır yerde ımar bonusu kazanacaksınız ve burda 4 5 katlı sade otoparklı bınalar yapacaksınız ve bunu dev bır fırmaya yaptıracksınız
    komık degılmı sızce burda cok buyuk bı rant var ve tum kamu oyundan saklanıyor
    sanmayınkı burda tarıhı bınaları restore edecekler ve aynen koruycaklar mılyar dolarlık bır projede kımse tarıhı ve kulturel varlıkları koruma dıye bırsey yapmıycaklaardır
    bu arada yuklenıcı fırmanın anlaşma şartnamesınde şayet anlaşırsak 17 .maddesı soyle:yer sahıbı yerını ınsandan ve esyadan arındırmıs sekılde teslım edecek
    kıracılar nolacak ve bu ısın sosyal bır proje oldugunu dayatmalarla kabullenmek zannedersem mumkun gorunmuyor
    saygılarımla

  12. Azmi İzmirli

    Sayın Deniz Tahtalı,
    Sizin yazınızı okuduğum zaman Tarlabaşını hiç bilmiyen birisi olduğunuz kanısına varmıştım.
    İkinci yazınız sadece Tarlabaşını bilen birisi olduğunuzu anlatmakla kalmıyor aynı zamanda beni teyid de ediyorsunuz.
    Siz ilk yazınızda kat karşılığı seçeneğinin olmadığını yazmıştınız, ikinci yazınızda ise size 37 m2 önerildiğini söylüyorsunuz ve benim bu alanda kat karşılığının da bir seçenek olarak sunulduğunu söylemiş olmamı teyid ediyorsunuz. Sorun burada prensip değil miktardadır. Yani siz itiraz edersiniz onlar arttırırlar yada başka öneriler çıkar ama durum tek seçenekli bir durum değildir.
    Beni en çok rahatsız eden konu toplumsal hafızamızın zayıflamış olması ve toplumsal yükümlülüklerimizin bilincinde olmamamız. Eğer biz kültürden söz etmek istiyorsak geçmişten gelen değerlere de sahip çıkmamız gerekir. Onları uyuşturucu tüccarlarına, batakhanelere terk etmememiz gerekir. Eğer bu ana kadar bunu yapamadıysak bu bizim insanlığa karşı suçumuzdur.
    Bu tür projeler dünyada benzer şekillerde uygulanıyor. Eğer bir çöküntü bölgesinde sizin tapulu bir mülkünüz varsa kamu burası için bir proje hazırlatıyor. Projenin devlet tarafından hazırlanması halinde araya başka hesaplar girdiği için genellikle oturanların haklarını korumak güçleşiyor. Devletin karşısında bireyler olarak kendilerini savunmaları sorunlar yaratıyor. Devletin bürokrasisi ile işe girmesi işleri baştan zorlaştırıyor. Bunu aşmak için genellikle araya şirketler konuluyor bu şirketlerin çok değişik yapıları var(kamu şirketleri olduğu gibi bildiğimiz ticari şirketler de olabiliyor). Dünyadaki örneklere internetten kolayca ulaşabilirsiniz. Onlar konuyu daha ticari boyuta taşıyorlar. Bugün İstanbul’daki kat karşılığı emsalleri belli, sizde ticaretin içindeymişsiniz haklarınızı belirli bir çerçeve içinde tabi ki koruyacaksınız. Kamu açısından bütün sorun burada toplu olarak hareket etme zorunluluğundan kaynaklanıyor. Yani artık tek bir yapının restore edilmesi işi çözmüyor konunun çok daha büyük ölçekte ele alınması gerekiyor. Örneğin imalathanelerin çağdaş bir kentte hangi koşullarda kent içlerinde yer alabileceklerinin sınırları vardır. Bunları da göz önüne almak zorundadırlar yerel yönetimler.
    Devletin, yerel yönetimin, yada toplumun bu işteki kazancı çöküntü bölgesinin yeniden yaşar hale gelmesidir. Yatırımcı firmaların kazancı tıpkı yapsatcı bir müteahit gibi bir emlak işi yapmış olmaları ve ondan sağlayabilecekleri kazançtır. Ancak bu tür çalışmalarda iş yapsattan daha karmaşık ve kapsamlıdır. Sizin kazancınız da tıpkı Talimhane’de olduğu gibi mülkünüzün değerinin artmasıdır. Bunu da bir şekilde para yada m2 olarak tıpkı normal bir kat karşılığı sözleşmesindeki gibi alıyorsunuz. Bütün mesele bu sistemde her kesimin haklarını maksimize etmesinden ibarettir.
    Burada yerel yönetimin bir silah olarak kullandığı kamulaştırma yasasını işin gerçekleşmesi için ne kadar gerekli olduğu açısından değerlendirmekte yarar var. Yani böyle bir yasa olmasa böyle bir çalışma yapılabilir mi? Bırakın Türkiye’yi benzer yasaların olduğu memleketlerde de bu mümkün mü?
    Bunun dışında bir başka çözüm de, tıpkı Fener Balat Projesinde olduğu gibi birilerinin Avrupa topluluğunun parayı bağış olarak vermesi ve mülk sahipleri/kiracılar yerlerinden çıkmadan evlerinin onarılmasıdır. Ancak bu kadar büyük bir paranın bağışlanması dünyada çok az örneği görülen bir durumdur. Fener Balat’ta sadece cephelerin onarımı için bile harcanan para yedi milyon Euro’nun üstündedir. Ayrıca binalarda plan değişiklikleri olmaması hem kullanılabilirliliği azaltmakta hem de sorunların sadece görsel olarak çözülmesini sağlamaktadır.
    Bundan daha da istisnai olarak tüm mal sahipleri birleşirler, aralarında anlaşırlar, masrafları karşılarlar ve bölgenin çöküntü bölgesi olmaktan çıkartılması için gereken restorasyon çalışmasını yaptırırlar. Ancak hem mülk sahiplerinin bir araya gelmelerinin zorluğu, farklı maddi olanakların olması, farklı taleplerin olması, kiracıların durumu hepsi birer sorun olarak ortaya çıkar. Ve çoğu örnekte olduğu gibi işlerin yapılmasını olanaksız hale getirir.
    Burada tarafların söylemeye haklarının olmadığı tek cümle “hiçbir şey yapılmasın”dır. Hele hele depremini bekleyen bir kentte. Hele hele 1894 depreminde o dönemin mahallelerinin yarısının yıkıldığını bilerek. (ki bu yapılar yeni yapılmışlardı ve daha sağlamdılar)
    Mimarlar Odasında bir seçim dönemi yaşandı. Seçim döneminde Tarlabaşı projesi çarpıtıldı ve seçime katılan bir grup tarafından kullanıldı. Bu çok tehlikeli bir politik yaklaşımdı çünkü hem sizin de şikayetçi olduğunuz “çivi çakılmasın” yaklaşımını içeriyordu hem de mimarlara ve halka karşı yaklaşan depremi de göz önüne alınca tam bir ihanetti.
    Rant sözünü onlar söylüyorlar ama sorun bırakın büyük inşaat işlerine girişmeyi sadece proje yapılması bile bir bölgenin değerini değiştirir. İşin özünde doğasında bu var.
    Tarlabaşı benim çok sevdiğim bir bölge, Yenişehirden başlayıp ta yukarıya Tarlabaşı bulvarına kadar renkleriyle, yaşantısıyla gerçekten özellikleri olan bir yer(di), bundan sonra da tekrar yeniden değer kazanması, çöküntü bölgesi olmaktan çıkması en büyük dileğim ve olursa da kazancım.
    Saygılarımla.

  13. deniz tahtalı

    30 yıl dır tarlabaşında yaşıyorum,burda dönen bütün dolapları
    görüyoruz ve biliyoruz ,eskıden gayrı muslum vatandaşımız çok tu
    şu an yok denecek kadar az onları ozlemıyormuyuz ozluyoruz
    kalıte vardı ,şu an o kaliteli mütevazi insanlar yoksa burda
    bu yerel yönetimlerin suçu.
    şu anki projede yıkılacak 9 ada da 20 sahıpsız bina 40 45 arası
    vakıf ve mıllı emlak yerlerı var o vırane bataklık olan yerler
    hazınenın ve vakıfların yerlerı kımse buralara bakmadı ılgılenmedı,beledıyeler ılgılenmedı ,kolluk güçleri buralarla ılgılenmedi,vakıflar mimarlar odası ,duyaelı davranmadı
    kımseye çivi çaktırmadılar.
    ben bunları nerden bilmiyorum
    ben burda yaşıyorum
    ben belediye ve gap inşaatla görüşmeye gittim
    bana 37 mt2 daıre teklıf edıldı
    bana 3 ,5kuruş para teklif edildi
    ve burda yaşan herkese 506 tapu sahibine
    evet bına ve 506 hak sahıbıne
    sosyal olan proje bu buyrun gelın ,dernek de var burda kıme ne teklıf yaptılar kımlere neler vaddettıler yada nasıl korkuttuklarını
    gorun ,ben cahıl boş teneke oluyum sizde profosor.
    18 yasımdan berı tarlabaşı caddesınde tıcaret yapıyorum benımle bırlıkte 12 kısı calısıyor ısyerımde ,salak olma ihtimalim
    olmadıgına gore bu işte sizin bilmeiginiz birşeyler var demekki
    yada kasıtlı olarak beledıye ve gap ınsaat la ortak bır noktanız
    var cıkarlarınız ortusuyor olabılır
    Trlabası mulk sahıplerı ve kıracıları sosyal yardımlaşma derneğini
    arayın,gidin ,GÖRÜN…
    BU PROJE RANTSAL DÖNÜŞÜM PROJESİDİR

  14. Azmi İzmirli

    Sayın Deniz Tahtalı
    Bu bölgenin gerçek sahiplerinin evleri işyerleri ellerinden alınırken neredeydiniz? Bu bölge çöküntü bölgesine dönüştürülürken, uyuşturucu fuhuş serbest bırakılırken neredeydiniz?
    Sadece para karşılığı satın alma olduğunu, örneğin takas olmadığını nereden biliyorsunuz? Ayrıca ödenecek paraların üç beş kuruş olduğunu nereden biliyorsunuz?
    Holdinglere peşkeş çekileceğini nereden çıkarttınız? Burada uygulaması tamamlanmış bir başka proje daha var: Talimhane projesi bir bataklığı insanların zevkle kullandıkları bir semte dönüştüren bu proje sizce holdinglere peşkeş projesimidir?
    Bu bölgeye hiç gittiniz mi? Tarlabaşının Taşlıtarla olmadığnı biliyormusunuz?
    Bu dönüşüm projesinin bir nedeninin de deprem olduğunu ben biliyorum, siz biliyormusunuz?
    Kat karşılığı sözleşmelerdeki açılımlardan bir tanesi ve var. Bunu biliyormusunuz?
    Sizinle hemfikir olduğum tek nokta “herkesin bildiği konuyla ilgili yorum yazması”
    Onun için lütfen öğrenene kadar artık bekleyin. Boş teneke çok ses yaparmış.

  15. deniz tahtalı

    insanların evlerını ,işyerlerini ellerinden alaksın 3 5 kuruş sayacaksın ellerıne sonrada holdınglere peşkeş çekeceksin
    burda depremi ,kohneleşmiş yapıları ,kaç yüz bin insan yaşıyor bu kimsenin umrunda değil ,herkes bildigi konuyla ilgili yorum yapsın
    mümkünse,kat karsılıgı veya bedel ödetip yerini geri alma imkanı mal sahiplerinin yok.bunun adıda sosyal proje boşversenize …

  16. Azmi İzmirli

    Sayın Deniz haklı olabilirdi sadece bu bölgenin yüzde kırkı boş olmasıydı.
    Yine de haklı olabilirdi eğer çok sayıda yapı işgal altında olmasaydı.
    Yine de haklı olabilirdi sadece bu yapılar ilk depremde içindekilerin üzerine yıkılacak durumda olmasaydı.
    Yine de haklı …………… bu maddeleri sonsuz uzatmak mümkün. Geçenlerde Mimarlar Odasını işgal yönetiminin bir dava dilekçesini gördüm. Bu dilekçede mimarlar odası tüm meslek etiğini anlayışını sorumluluğunu yitirmiş durumda yukarıdaki metin doğrultusunda bir dava açtığını duyuruyordu. O metinde geçen tüm anayasa maddeleri odaya değil şu anki uygulamaya hak veriyor. Gösterdikleri bütün argümanlar yanlış hatalı ve üstelik de bölgeden can tehlikesi yaratıyor.
    En iyi uygulamanın şu anki uygulama olmadığını söyleyebiliriz. Keşke buradan zorla göç ettirilen, evlerine el konulan (devlet yada işgalciler tarafından) halk geri getirilse ve bu bölge halkıyla birlikte şenlenebilse, restore edilebilse… O zaman mükemmel bir uygulamadan söz edebilirdik. Ama bu sanıyorum mümkün değil.
    Bu günün ana gündem maddesi bu bölgenin ve diğerlerinin ivedilikle tekrar kullanılabilir hale gelmesi kent içindeki gettonun kaldırılmasıdır.
    Mimarlar Odası dava dilekçesinde belki bir nebze haklı olabilirdi, sadece ama sadece 17 Ağustos depremi olmasaydı, yerli halkın evlerine el konulmasaydı, evlerin önemli bir bölümü terkedilmiş yıkılmak üzere olmasaydı, ya da Mimarlar Odasının aslanları depremden sonraki günlerde “toz olmasalardı”.
    Bence keskin sirkeler halkı yani küplerini de düşünmeli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir