TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu, şube genel kurulları sürecinde, basına ve iletişim kanallarına da yansıyan Mimarlar Odası kurumsal kimliğine yönelik “eleştiri” niteliğini aşan değerlendirmeler nedeniyle aşağıdaki basın açıklamasını yapma gereği duymuştur.
Bilindiği üzere TMMOB’ye bağlı birçok meslek odasında olduğu gibi Mimarlar Odası şubelerinde de genel kurullar süreci başlamıştır ve bu süreç Mimarlar Odası ve TMMOB Genel Kurulu süreçlerini de belirleyici niteliktedir. Odanın geleceğine yönelik oldukça önemi bulunan şube genel kurulları, hem üyelerimiz ve mimarlık ortamının, hem de sorumluluk ve görev alanların, Oda politika ve uygulamalarına ilişkin eleştiri-özeleştirileriyle zenginleşebileceği ortamlar olarak kabul edilmektedir. 40. Dönem Mimarlar Odası MYK olarak beklentimiz, tüm meslektaşlarımız ve ilgili kesimlerin, bu doğrultuda gereken özeni göstermesi ve 41. Dönem Genel Kurulu hazırlıklarının bu duyarlılıkla yapılmasıdır.
Bugün itibariyle 23 şubemizin 13’ünün genel kurulları tamamlanmıştır ve tümü Şubat ayı sonuna kadar tamamlanacaktır. Tamamlanan şube genel kurulları sürecine baktığımızda, yerel basında olsun, ulusal basında olsun, “mimarlık ve Mimarlar Odası”nın, basın ve iletişim kanallarında geçmişe göre oldukça yoğun yer bulduğunu görmekteyiz. Bu ilgiyi olumlu olarak değerlendirmekle birlikte; kurumsallığa yakışmayan dil, üslup ve taraf olma mantığına bakarak ilginin dayanakları konusunda ayrı sorgulamalar yapma gereğini de duyuyoruz. Bugüne kadar Mimarlar Odası’nın gündeme getirmeye çalıştığı ve Türkiye Mimarlık Politikası oluşturma sürecinde olduğu gibi, kamuoyunun mimarlıkla ilgili tartışmasını istediği konulara çok da yer vermeyen; Mimarlar Odası’nı sadece muhalefet cephesinin bir aksesuarı olarak gören basının, genel kurullar sürecine ilişkin müdahalesinin ne anlama geldiğini de ister istemez sorgulamak zorundayız.
Bu çerçevede, küresel-ülkesel ve mesleki olarak içinde bulunduğumuz tarihsel-toplumsal süreç içinde Mimarlar Odası’nın mücadelesinin niteliğini ve anlamını bir kez daha hatırlatmakta ve paylaşmakta yarar ummaktayız.
Birçok Oda dokümanında da görülebileceği gibi, içinde bulunduğumuz tarihsel süreç, tüm değerlerle birlikte her şeyin finansal bir araç haline geldiği, bu anlamda mimarlık mesleğine ilişkin kavramların ve uygulamaların da bu anlamda araçsallaştırılmasına yönelik olarak küresel kapitalizmin dönüşüm baskısı altında olduğu bir süreç olarak şekillenmektedir. Gerek AB, gerek GATS süreci ile bağlantılı olarak, hizmet ticaretine indirgenerek ticarileştirilen mimarlık mesleği, küresel güç merkezlerinin yaşattığı bu krize karşı, toplumsal-kültürel nitelik açısından yeni çıkış yolları aramaktadır. 53 yıldır, hızlı kentleşmenin yaratığı tahribat karşısında mimarlık, kent ve yaşam değerlerini öne çıkararak varlığını kurumsal olarak sürdürmeye çalışan Mimarlar Odası; günümüzde hem birikmiş sorunlarımıza, hem de bu dönüşüm baskısına yönelik politikaları ülke gündemine taşımakta ve bu yolla mimarlık ve kent yaşamına ilişkin geleceğimizi belirlemeye çalışmaktadır.
Ülkemiz kamu yönetim yapısında (merkezî hükümet, yerel yönetimler, kamu kuruluşları vb.) neredeyse tek egemen hale gelen AKP iktidarı, muhafazakâr söylemleriyle de çelişecek biçimde, aslında iktidarının gerçek dayanağı olan küresel neo-liberal politikalara teslimiyeti esas almakta; bu teslimiyetin gereği olarak kentlerimizi “özel projeler” ve “dönüşüm alanları”yla doldurmaya çalışmaktadır. Kentleşme ve meslek hukukuna ilişkin düzenleyici temel açılımlar yerine; yeni rant alanları oluşturmaya yönelik bu sürece karşı, mesleğin kendi özünden kaynaklanan uyarı ve muhalefet görevini yaparak geleceğimize yönelik temel önerilerde bulunan önemli kurumlardan biri de, doğal olarak “Mimarlar Odası”dır. Bu yüzden mevcut yönetimin, temel bir strateji olarak “Odaları ve Mimarlar Odasını etkisizleştirmeyi hedeflemesi” açık ve anlaşılabilir bir olgudur. Ne yazık ki, Mimarlar Odası şube genel kurulları sürecinde bu etkisizleştirme stratejisinin yansımalarını da görmekteyiz.
Kuşkusuz, genel kurullarda politik taraf olmak, liste oluşturmak, yönetimlere talip olmak, demokratik işleyişin olmazsa olmaz temellerinden biridir. Temel görüşler çerçevesinde taraflaşmanın birikim ve süreklilik oluşturarak, eleştiri ve özeleştiriyi geliştirmesi, hem mesleki hem de kurumsal olarak mimarlık ortamını güçlendirmesi, Odası ve mesleği ile gönül bağı olan her mimarın ortak sorumluluğu ve beklentisidir. Bu bakışla içtenlikli olarak eleştiri getiren, öneride bulunan, mesleğin toplumsal kültürel anlamda daha çok yer bulması ve uygulama yeteneğinin artırılması için değişik politika ve yöntem özlemlerini genel kurullara taşımak isteyen, belirgin bir politik tutum oluşturmaya çalışan meslektaşlarımızın bu çabalarını anlamlı buluyor, bu anlamda Mimarlar Odası ortamının yalnızca genel kurullar sürecinde değil, her aşamada paylaşıma açık olduğunu belirtmek; bu paylaşım ortamının geliştirilmesinin yönetimlerin olduğu kadar tüm üyelerimizin ortak sorumluluğunu olduğunu da vurgulamak istiyoruz.
Ancak Mimarlar Odası’nın kurumsal niteliğini zedeleyecek biçimde, dil ve üslup oluşturma, bu biçimde bir taraflaşma ve siyasi davranış; bilerek ya da bilmeyerek, ancak “etkisizleştirme” politikasının aracı olmaya aday olmak anlamına geldiği gibi, ortak geleceğimize ilişkin nitelikli değerlendirme ortamından da uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Oda kurumsal varlığına yönelik olumsuz ifadelerle seçim malzemesi oluşturmaya çalışmak, görüş ve değerlendirme süreçlerinde yer almadan, yalnızca seçim almaya yönelik davranışlarda bulunmak, politik bir yaklaşımdan çok yok etmeye yönelik propaganda yapmak, türlü dezenformasyon teknikleri kullanarak Oda içinde sorumluluk taşıyan, görev yapan meslektaşlarımızı karalamaya, aşağılamaya yönelik “düzeysiz” ifadeler kullanmak gibi davranışlar ve bunun değişik basın ve iletişim ortamına yansımaları; üyeler nezdinde pek itibar görmeseler de “etkisizleştirme” sürecinin bir aracı olarak Mimarlar Odası’nın kurumsal imgesini zedelemekte, Odaya yönelik olası olumsuz girişimlere de zemin hazırlamaktadırlar.
TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu olarak, mevcut siyasi partilerine de güven kaybettiren bu tür bir siyaset tekniğinin, odamızda da yaygınlaşmasından kaygı duymakta; bu yaklaşımın, “mimarlık ortamına ve Mimarlar Odası örgütlenmesine” ilişkin içtenlikli eleştiri ve öneri getiren meslektaşlarımızın çabalarını da engellediğini düşünmektedir. Kentsel dönüşüm ve özel projelerin elde edilme süreçleri içinde ticarileşen ve uluslararası boyutları da olan iş dağıtım düzeni oluşturma görüntüsü veren belli merkezlerin doğrudan yönlendirdiği bu yaklaşım; Oda çalışmalarına da emek veren, ancak ayrı yönetim seçeneği oluşturmaya çalışan bazı değerli meslektaşlarımızın bu kaygılarını değersiz kılmakta ve bir anlamda yok saymaktadır. Bu anlamda Mimarlar Odası’nın saygınlığını ve kurumsallığını zedeleyecek söylem ve davranışlara karşı ortak duyarlılığımızı harekete geçirmenin ortak temel sorumluluğumuz olduğunu belirtir ve bu konuda ortak duyarlılığın artırılmasının en önemli görevimiz olduğunu hatırlatırız.
Aday olan, seçilen tüm meslektaşlarımıza teşekkür eder, yaşadığımız ve yaşayacağımız bütün genel kurul platformlarının daha nitelikli bir gelecek oluşturmasını dileriz.
Kaynak: Mimarlar Odası



13 Yorum
Yılmaz Kuyumcu
Bilgi çağında, safsataların durumu,
Aydınlanma çağı, (Oda yöneticilerinin siyaseten yazdıkları değil) gerçek olanı, matbaa ile çok yakından ilişkilidir. Çünkü matbaa sayesinde düşüncelerin, bilgilerin akışı kolaylaşmış. insanların kendilerini ifade edebilecekleri mecralar artmış düşüncelerin hayatın her alanına yansımasıyla da modern demokrasinin gelişmesi hızlanmıştır.
Egemenler (her kimse bu bir hükümet, bir sivil toplum örgütü yönetimi yada herhangibir kurum olabilir hiç farketmez) çoğu durumda bu özgürlüklerin ve eleştiri yapabilmenin bu denli kolaylaşması ve yaygınlaşmasından hoşnut olmamışlardır. Kimi zaman matbaaları yakmış, yıkmış, yazarları hapse atmış, fikirlerin yaygınlaşmasını sağlayan ortamları yoketmişlerdir. Bazen de yeni iktidar odakları olarak görmüşler, göstermişlerdir.
Fikirlerin yaygınlaşmasındaki, okunmasındaki kolaylık “savların” daha iyi ayrışmasını, anlaşılmasını, tartışılmasını ve görülmesini sağlamıştır. Örneğin, yakın zamanda diliyle entellektüel olduğunu varsayan bir bildiri, internetin gerçekten özgür ortamında içerik ve yöntemsel açıdan eleştirilince kağıt üzerinde kalsaydı “kalıcılığına devam” edebilecekken silikleşmiştir. Bu bir güç ilişkisinin değil sadece “okumanın” ve okunana tepki verebilmenin getirdiği doğal bir durumdur. Aynı dönemde aynı kanaldan internetin sanıldığı kadar masum olmadığına dair ikinci bir yazı yayınlanmıştı.
Tüm bunlar yeni çağın, yeni kurallarının eskisi kadar kolay olmadığını göstermekte.
Belki de içi boş ama kitleleri sürükleyebilen sloganların, mesnetsiz savların, isim koymakta sakınca yok yalanların son dönemlerini yaşıyoruz.
Toplumlar henüz bu geçiş dönemini başarılı bir şekilde aşabilmiş değiller. Bunun için okuryazarlığın çok gelişmiş bir türü öncelikli olarak gerekiyor belki de. Ama teknolojinin ipleri pazara çıkartmaktaki gücü de ortada.
Normal dönemlerde, 350; rakipli dönemlerde en fazla 1000 kişinin katıldığı İstanbul şube seçimleri bu yeni dünya sayesinde 2500 kişiyle yapıldı. Bu çok büyük bir gelişme. Bu niceliksel sıçramanın niteliksel sıçramalara gebe olduğunu görmek için kahin olmak gerekmez.
Ne denir bilgi çağı goygoyculuğun bitiş çağı…
kürşat akın
oda bildirisi en azından ağır olmuş. üslubu biraz tehditkar, olan bitene bakış açısı mimarca değil, siyasi parti dili egemen olmuş.
fakat mimarları görüşlerine bakarak fenalık üreten bir odağın etkisinde kalmış gibi göstermek, onlara yetişmemiş çocuk muamaelesi ile konuşmak gayet abes olmuş. hukuken odanın buna hakkı yok diye düşünüyorum, ahlaken de böyle bir hakkı olamaz. tipik elitist yönetici sendromu bence, tepeden inmeci, kişisel değer yargıları ile oluşan kendimdi çerçevelediği görüş dışındaki görüşlere hücüm tarzı çirkin.
bir de halk arasıında bir söz vardır, et kokarsa tuz, tuz kokarsa,… şimdi tuz kokmuş durumda.
tuzluğun değişmesi lazım
saygılarımla
Eski Odacı
Mimarlar Odasında yol ayrımı mı?
Mevcut İstanbul Yönetimi ve onun etkisinde oluşan genel merkez, bir süredir, “onlar” üzerine kurulu yayınlar yapmaktadır. Bu yayınlarda sadece aşağılayıcı sıfatlar kullanmakta, “yağmacı, akparti ile iş ilişkileri olan, ayrıcalıklı imar hakkı isteyen….imp’ci yerine bu sefer kentsel dönüşümcü….” bunların dışında mimarların ve mimarlığın sorunlarına değinilmediği gibi “uluslararası emperyalizm” nutukları atıldı.
Tüm bunlar Mustafa Beyin değindiği gibi kanımca da büyük bir operasyonun planlanmış başlangıçı, mimarlar odasını bir şirket gibi yönetmek istiyorlar. Tümüyle merkezin kontrolunda, denetiminde… Merkez Yönetimine başkaldıran (iki hafta önce yapılsaydı emin olun İstanbul Yönetiminin listesi çok farklı olurdu) bildiri de bunu gösteriyor.
Benim kendi hesabıma yıllarımı da vermiş olsam, bir ticari şirketle üyelik ilişkisine girmek istemiyorum. Ayrıca bir ticari şirkete zorunlu üyeliğin olabileceğini de ciddi şekilde sorgulamamız lazım ayrıca bir ticari şirket de olsa amacı sözümona eğitim de olsa ayrımcı şekilde serbest çalışanları zorunlu periyodik ödemelere bağlaması hoş değil. Kaldı ki bir şirket bile olsa harcamaların dönem başında bütçelendirilmesi gerekir ki -çok büyük gelir artışları söz konusu olmasına rağmen İstanbul şubenin taslak bütçesinde bunlar görülmüyordu-. Yani nereden baksam nereden ele almaya kalksam elimde kalan bir durum sözkonusu.
Onun için başta Ankara olmak üzere henüz genel kurullarını yapmamış şubelere rica ediyorum. Bu oyunu bozun yoksa odamızın bütünlüğü büyük zarar görecek. Özellikle de genel merkezin sözde Ankara’da pratikte İstanbul’da olması durumuna da bir son verelim. Lütfen bir kez daha düşünün henüz çok geç olmadan. İstanbul’un yaptığı ve daha şimdiden ortaya çıkan hatayı tekrarlamayın.
pelin sıvacı
bu metnin oda birikimlerine dayanan bir süeci ifade etmediğini, kişisel ya da grup tavrını andıran bir çıkış olduğunu, oda üyelerinin bir kısmını “rakip” olarak gören bir zihniyetle ele alındığını, bu düşüncenin oda kurumsal kişiliğiyle kendisini daha fazla bütünleştirip bu tarz tüm mimarlık ailesine yayınlar yapması durumunda çok ciddi ayrışmalara yol açacağını görüyor ve endişeleniyorum.
ayrımcı bütün sıfatları reddediyor, esasında bu zihniyetin meslek ortamına zarar verdiğini savunuyorum.
saygılarımla.
feride gülesen
Bir meslek odasının yönetim kademesi elbette hem ülke sorunları hem de mesleğin genel sorunlarına ilişkin olarak meslektaş kesimini bilgilendirmek, yürüteceği politika konusunda açılım sunmak, hedeflerinden söz ederek meslektaşlarında yardım istemek için meslek ortamına seslenebilir. Zira yönetim kademesi sonuçta temsili bir organdır ve temsile kalkışırken bir grup olmasına rağmen seçimler sonucunda temsili aldıktan sonra bütün kesimlerin kurulu, meslektaşın bir yürütme birimi haline gelir.
Dolayısıyla, altında meslek odası imzası bulunan her türlü açıklamanın bir defa meslektaş kesiminin tümünü ilgilendireceği göz önüne alınmak, burada ortamı seçim atmosferinde olduğu gibi bölen değil birleştiren bir dilin kullanılması mecburiyeti vardır.
Daha seçim sürecinin bütün ülkede bitmediği günümüzde bazı şubelerde tamamlanan seçimlerin ertesinde tarafsız bir gözlem yapmak durumunda olan genel merkezin zor da olsa özen göstermeye çalıştığı ve nesnel görünmeye çaba sarfettiği bu açıklama yine de yanlış bir zaman ve olumsuz, ayırıcı bir dil ile yapılmıştır. Bir süre sonra kendisi de seçim ortamına gireceği için bir genel merkez yönetiminin seçimler konusunda ortama fikir yaymasının doğruluğu da ayrıca düşünülecek bir ayrıntıdır.
Bu basın açıklamasının başında:
Odanın geleceğine yönelik oldukça önemi bulunan şube genel kurulları, hem üyelerimiz ve mimarlık ortamının, hem de sorumluluk ve görev alanların, Oda politika ve uygulamalarına ilişkin eleştiri-özeleştirileriyle zenginleşebileceği ortamlar olarak kabul edilmektedir. denmektedir. Bu girişe baktığımızda oldukça demokratik bir ortamda geçen seçimler sırasında, karşılıklı eleştiriler ve daha da önemlisi özeleştiriler yapıldığı sanısına kapılabiliriz. Daha hafızalardan silinmeden,yer İstanbul genel kurulu, hangi özeleştiri yapılmıştır?
O halde bu çeşit yapıcı eleştiri, özeleştiri demokratik ortamın zenginleşmesi gibi sözcükleri niye basın açıklamasında söylüyorsunuz?
Samimiyet efendim, fakat biraz akıl, biraz saygı…
saygılarımla
Naziye Ünal
Hakan bey 12 Eylül döneminde 1 milyon kişi işkenceden geçmiştir. Buna rağmen Devletimiz uludur,yücedir işkence yapmaz, demek işkenceye onay vermektir. Devletin görevi suçluları ortaya çıkartıp cezalandırmaktır.O zaman suçlamalardan kurtulabilir. Bu bağlamda eleştiriler,MO tüzel kişiliğine değil yönetimine yapılmaktadır.Yönetim anlayışı MO adını yüceltebileceği gibi,saygınlığını yok da edebilir.MO’da sol anlayışı benimsemiş bir yönetimin olması çok olumludur.Yalnız dikkat edilmesi Stalin’in solculuğunun beninsenmesi. Hastalıklı, paroyanik, kendi gibi düşünmeyeni yok edici.Sovletler birliği bunun bedelini milyonlarca can ile ödedi.
Mustafa beye sabahleyin beni gülümsettiği için teşekkür ederim.Saygılar.
mehmetterzi
Hakan beyin uyarıları elbette önemli, dili ve üslubu amacı aşan bir noktaya taşımamalıyız. Bu sitede benim gördüğüm kadarıyla bu konuya daha fazla hassasiyet gösterenler yanıt yazıyor. Ama bence de daha dikkatli olunmalıdr.
Ancak yukarıdaki metin gerçekten niyet okumaya yönelmiş, üyelerinin görüşlerini olumlu ve yıkıcı görüş diye tasnife girişmiş talihsiz bir metin gerçekten. Bu soğuk savaş dönemi stratejilerini bugün sol veyahut kamu yararı görüşler diye üstümüze boca etmeleri çok çarpık, çok anlamsız. Çok açık söylemek gerekirse, böylesi bir okumaya “sol” görüş etiketi yapıştırılırsa ve liberal ve sağ görüşlü olanlar bunu fena halde kullanır ve işin altında kalınır. Bir meslek odası yönetimi sınırlarını bilmeli, ettği lafların nereye gideceğini de düşünmelidir. Aynı yönetim anlayışı, kendilerine rakip olanalara “odaya zarar veren görüşe” düşmekle suçlama getirirken, yıllarca odaya hizmet vermekte olan, oda bilgi sistemini kuran samimiyetlerinden şüphe edilmeyecek, kimlikleri de çok açık olan komisyona da darbe sayılacak bir işlem başlatmışlardır.
Bunun neresi tutulbilir. Siyasi hasımlarına her türlü yakıştırmayı yaparken ‘aynı tarafta’ olduğunu düşündüklerine de yine dar grup anlayışıyla kapıları kapatıyorsun.
İstanbul’a gelen Ankara’nın yiğit militan toplumu aydınlatıcı yönetimi ve üyeleri. Bir üst kata çıkamıyor musunuz?
Saygılarımla.
Yılmaz Kuyumcu
Sevgili Hakan,
Hakancığım haklısın, Mimarlar Odası Merkez yönetim kurulunun bildirilerinin dili, Recep Tayyip’in basını eleştirdiği bu günlerde kullandığı dile daha çok benziyor.
Bilmiyorum Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyormusun? Seçimlerden önce eski oda takımından bir grup, MİM grubunun Mimarlığın Yolunu Açın sloganını başbakanın o dönem söyledikleriyle ilişkilendirebilmişlerdi. Halbuki o sloganın, MİM programındaki açıklamalarından da görüleceği gibi bazılarının iddia etmeye çalıştığının aksine “ayrıcalıklı imar hakları isteme” ile ilişkisi yoktu. Ayrıca ayrıcalıklı imar haklarının bir mimari istem olmadığını bir yarışmacı olarak sende iyi biliyorsun. Ama insanları bununla kandırabildiler.
MİM grubu mimarların toplumun proje kültüründen giderek uzaklaşmasıyla kötüleşen ve kan kaybeden mimarların çalışma koşullarını, yetkilerini, projenin toplumsal saygınlığını, gençleriyle, yaşlılarıyla korumayı savunarak mimarlığın önünü açmaya çalışıyordu. Ancak bazı “siyasi rant” beklentileri olanlar bunu saklamak için bir yalan kampanyası açtılar, çarpıttılar ve malesef başarılı oldular.
Senin bulunduğun ülkede seçim öncesi seçim sonuçlarını belirleyen bir yalan söylenirse ne olur diye araştırdım. Sonuç gelişmişlik farkı kadar. Eğer aynı işleri orada yapsalardı gurup olarak seçime katılmamış sayılırlar, aldıkları oylar sıfırlanırdı. Ayrıca bu tür yalan haber yayanlara çok ağır cezalar gelirdi…
Ama burası Türkiye; köşe başına dükkan açanların insanların paralarını “banker olduk” diye topladıkları ülke. Burada bu tür işler vakayi adliye sayılıyor. (Buna rağmen yaptıkları işin korkunçluğundan çekinmiş olmalılar ki mesajı Türkiye’den değil takip etmenin daha zor olduğu İngiltere’den göndermişler)
Neyse, boşver burası Türkiye.
Seni çok özledik. Dönüşünü sabırsızlıkla bekliyoruz.
Yılmaz Kuyumcu
Hakan Dolgen
Her ne kadar ben de simdiki yonetimin degismesi gerektigini dusunsem de yukaridaki bazi tanimlamalar beni rahatsiz etti.
Mimarlar Odasini “Merkez Sıkıyönetim Komutanlığı” seklinde tanimlamak, konuyu yonetimin elestirisi boyutundan alarak odanin kendisini asagilamaya donusturur, bu da bizim orgutlulugumuze zarar verir.
Melek Genli
“Ancak Mimarlar Odasının kurumsal niteliğini zedeleyecek biçimde, dil ve üslup oluşturma, bu biçimde bir taraflaşma ve siyasi davranış; bilerek ya da bilmeyerek, ancak etkisizleştirme politikasının aracı olmaya aday olmak anlamına geldiği gibi, ortak geleceğimize ilişkin nitelikli değerlendirme ortamından da uzaklaşılmasına neden olmaktadır.”
bu ne demektir gerçekten, bu kadarı da ayıp artık, hiç mi diplomatik dil, kişi haklarına saygıyı bilmiyorsunuz, gerçeğiniz ortaya çıkmış.
Mustafa Mutlu
Mimarlar Odası Merkez Sıkıyönetim Komutanlığından bildirilmiştir:
1.Herşeyin iyisini hasını biz biliriz. Bizden iyisini kimse bilemez. Bize karşı çıkmak kamu yararına, toplum menfaatine, demokrasiye, özgürlüğe, barışa… karşı çıkmaktır.
2.Bize normal insanlar muhalefet yapamaz. Yapanlar mutlaka, akpartili, batı uşağı, karanlık güçlerin güdümünde, satılmışlardır.
3.Biz yıllardır birşey yapamıyorsak bu insanların bizi pasifize etmeleri, moralimizi bozmaları nedeniyledir.
4.Biz yıllardır tek şey olarak SMG yi bulduysak nedeni yine bu münafık dinsizlerdir.
5.Bizden iyisini mi bulacaksınız?
6.Gülmek yasaktır. Sadece karanlık güçlerin uşakları bize güler.
7.Gülümsemekte… aynen.
Ben artık gülemiyorum bile.
Artık mizah bile değil bu tam bir rezillik oldu. Lütfen aklı başında birisi çıkıp bu insanlara demokrasinin nasıl bir şey olduğunu anlatsın.
fevzi çıracı
felaket bir bildiri olmuş. buna artık aşırılık denmezse ne için denir? bu bildiride odanın hükmü şahsiyetiyle kendisini aynılaştırmış bir grubun başka herkese kriter koyması, olumlu muhalefet olumsuz muhalefet tanımlamasıyla açık bir dille devlet politikası diliyle ithamı söz konusu. tam bir ayırmacılık ve bölücülük. seçim atmosferinde kahramanlık yapıp demokratik olmaktan bahseden forumcular; nerdesinz? bu konuda bir yorumunuz varmı? oda(devlet) söylevi sizi tatmin eti mi yada bumuydu istediğiniz?
lütfederseniz bilelim, ak-kar çıksın ortaya.
saygılar
kerim sokullu
ortak duyarlılık böyle emir komutayla olacaksa, oda eleştirinin aşırısını, tehlikeli olanı saptayacaksa artık demokrasi hepten bitmiş demektir. Biraz umudum vardı, şu gürültü patırtı biter daha olgun insanlar oda adına konuşur diye düşünüyordum. Ama bu basın açıklama kod adlı “dikta bildirisi” iğreti duran incir yaprağını düşürdü Kral artık çıplak bile değil, daha fenası bir durumda. Birmiştir bu konu, ümt falan da yoktur.
Düşünceye de mete vurup ölçmeye başlayıp “yararlısını-yararsızını” şehrimizin koruyucusu “odamız (!)” söyler hale gelmişse herşey dibe vurmuştur.