Nükleer’e reddiye

4 Dakika Okuma Süresi

“Güneş bize her an dünyada kullandığımız enerjinin 4000 mislini gönderiyor.” Bu güzel tespiti nükleer enerjiye karşı çıkan önemli bir sivil toplum kuruluşunun yöneticilerinden birisi yapıyor.

Demek ki bütün mesele “nükleer” ile uğraşmadan, dünyada zaten bol miktarda var olan enerjiyi çekebilecek ve kullanabilecek bir politikanın seçiminde.

Dikkat ederseniz sadece “Güneş”ten söz ediyoruz; bunun yanına başta rüzgâr gücü olmak üzere diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını da eklerseniz, dünyayı bekleyen ekolojik felaketi bertaraf ettiğiniz gibi konforunuzu da sürdürebilirsiniz.

Tamam, ben de kabul ediyorum ki bugün bir ülkenin giderek artan enerji politikasını bu türden çok ileriye yönelik temennilerden hareketle oluşturmaya çalışması pek “hayalci” bir seçim olacaktır.

Ama –hemen gecikmeden söyleyelim ki- bu itirazın, yanına “nükleer enerji olmadan yapamayız” türü bir tespitle hepten yoldan çıkarılmasını da kabul edemeyiz.

Geçen ay “rüzgâr enerjisi”ni konu edinen üç beş yazı yayımladım. Bu yazıları bana yazdıran gelişme –tabii ki Enerji Bakanlığı’nın ülkenin “rüzgâr haritası”nın çıkarılması yönündeki olumlu çabalarının da etkisiyle- ülkede rüzgâr enerjisi santrali kurmak için yapılan başvuruların –inanılmaz- büyüklüğüydü. 156 milyar YTL’ye ulaşan bu başvurular mevcut kurulu gücün iki katına (78 bin MW) yakın enerji üretmek için yapılmıştı. Başvuru sahipleri arasında aklınıza gelen hemen bütün kuruluşlar vardı. Sonuç o derece şaşırtıcıydı ki, başvuruları takip eden günlerde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) bu haddinden fazla talep karşısında bir düzenlemeye gitmek ve bu çerçevede gerekli lisansların dağıtılması için Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’ne (TEİAŞ) ödenecek katkı payı üzerinden ihale açmaya karar verdi. Yapılan açıklamaya göre söz konusu katkı payı TEİAŞ tarafından öncelikle sisteme bağlanacak üretim tesisleri için gerekli yatırımların finansmanında kullanılacaktı.

Gelişmelerin güzelliğine bakın!

Rüzgârı bol ülkemizin dört bir yanı enerji ihtiyacımızı misliyle karşılayacak rüzgâr gülleriyle donanacak, bizler de bunları keyifle seyredeceğiz… Duman, is, sızıntı kirliliği yok, ham maddesi bedava, atık problemi hak getire, silaha dönüştürülme olasılığı sıfır, tertemiz bir enerji kaynağı… Rüzgâr döndürecek, biz keyfini çıkaracağız…

Bunun yanına bir de diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını ekleyecek olursanız, değmeyin keyfimize…

Önümüzdeki iyimser tablo bu. Ama görülüyor ki bu tablo kimilerini hiç mi hiç memnun etmiyor. “Nükleer olmadan olmaz” diye tutturan bir çevre bu. Yasayı Meclis’e getiren hükümetten başlayarak, yasayı kabul eden Meclis’e, yasaya destek çıkan bir takım “sivil toplum örgütleri”ne ve de tabii ki medyanın nükleer sever kalemlerine kadar uzanan geniş bir çevre bu.

Bakın mesela, bu “sivil toplum örgütleri” (niçin tırnak içine aldığımı açıklamak gereksiz herhalde) içinde sesi en çok çıkanlardan birisi olan ATO’nun, Başkanı’nın ağzından çizilen manzaraya:

“Yasanın çıkması çok önemli bir başlangıç. Ancak bundan sonra daha büyük ve hızlı adımlarla ilerleyip bir an önce nükleer santral yapımına başlamalıyız. Türkiye enerji krizine doğru gidiyor. Kaybedecek zaman kalmadı. Nükleer santral Türkiye’yi dışa bağımlılıktan büyük ölçüde kurtaracaktır.”

Öncesinde de oradan buradan derlenmiş, tam olarak ne ifade ettiği üzerinde düşünülmemiş bir ton malûmat…

Bilmiyorum doğrusu… “Kaybedecek zaman kalmadı” telaşının arkasında Türkiye’yi İran’ın izine sokup “enerji” filan derken işin sonunda başka ürünlerin üretimi de mi amaçlanıyor, bilmiyorum. Bilmiyorum ama aksi takdirde de bu koşulsuz nükleer aşkını açıklayabilmek imkansız gibi görünüyor.

Rüzgâr gülleri dönmeye hazırlanırken, on yılda iki nükleer santral dikeceksin de, ülkenin enerji konusundaki “dışa bağımlılığı” son bulacak… Santraleri büyük ölçüde el oğlu yapacak, yakıtı dışarıdan sağlanacak, atığı dışarıya postalanacak, ama “bağımsız” bir enerji kaynağına sahip olacaksın… Güzel mantık doğrusu.

Madem öyle biz de başlayalım “Nükleer’e reddiye”mize…

Bakalım siz ne diyeceksiniz…

Kürşat Bumin
Kaynak: Yeni Şafak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir