Aylık yayınlanan Mimarlar Odası İstanbul Şubesi yayını olan “Mimarlara Mektup” bülteninin Aralık 2007 sayısı içinde “Gehry’e ABD’de Tazminat İsteniyor” başlıklı bir yazı yayınlandı.
İstanbul’daki büyük projeler için adından söz edilen ve zaman zaman Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’ın da telafuz ettiği Ghery hakkında; bu kez Mimarlara Mektup başka bir nedenle yer ayırmış.

Bültende, “ABD’nin gözde mimarlarından Frank Ghery aleyhine Boston’daki ünlü MIT Universitesi tarafından 31 Ekim 2007 tarihinde tazminat davası açılmış bulunmaktadır. “ deniyor. Los Angeles’ta 2004 de inşaatı tamamlanmış olan Stra Center binası ile ilgili olarak üniversitenin ve kullanıcıların şikayetlerinin gündeme getirildiği yazıda, “Gehry yetersiz tasarım hizmetleri ve çizimleri vererek sorumluluğunu ihlal etmiştir” cümlesi davanın iddianamesinden olsa gerek alıntı olarak verilmiş.
Şikayetler arasında üniversitenin eğri büyrü cephelerinden ve çatı kenarlarından buz parçaları düşmesi, binanın her tarafından su aldığı, tuğla cephelerin yosun tuttuğu gibi anlatılar var. Ayrıca inşaatın yüklenicisi olan Skanska firmasının tasarımda kusurları olan Gehyr’nin imalat sırasında dikkatini çektiklerini ancak ciddiye alınmadıklarını söylediği belirtiliyor.
Konunun mimari tasarım boyutundan uygulama ve bazı detay problemleri aşamasında üniversitenin yüklenici firmayı sorumlu tutması sonucu; yüklenici firmanın da Ghery’ dava açması şeklinde gelişen dava sürecinin henüz savunması yapılmamışken ve (hangi kaynaktan bu yazının alındığı bile Mimarlara Mektup içinde belirtilmemişken…) Gehry’nin magazin boyutuyla bülten içinde yer alması öznel bir durumun olduğunu göstermektedir.
İstanbul’da büyük tasarımcıların eser vermesi ya da vermemesi gerektiği konusu farklı argümalarla tartışılması yapıla gelmektedir. Hatta “star mimarların büyük rant alanlarının açılmasına perdeleme görevi yapacağı…” türünden eleştirilerin de dikkatle izlenmesi, gerçeklik payının araştırılması makuldür.
Ancak dünyanın kabul ettiği, çizgisiyle farklılığını kanıtlamış, eserleriyle bunu defalarca ispat etmiş mimarlara açılan bu denli içeriği kısıtlı davaların sadece iddialarını mesnet olarak alıp, bu ibareleri somut hakikatin parçaları gibi Türk mimarlarına postalamak ”bu nasıl bir yayıncılık anlayışıdır” sorusunu akla getirmektedir. Bülten olarak araya girip bunun sadece bir iddia olduğunu hiç hissettirmeden yalın gerçeklerden söz ediyormuş gibi sözleri sürdürmek, “alıntısı bile olmayan” bir yazı parçasını bültene monte etmek bilimsel yayıncılık ile mesafenin açılmakta olduğunun göstergeleri sayılabilir.
Oysa bütün mimarların maliyetine katkıda bulunduğu ve bütün mimarlara okuması için postalanan “ödenekli” yayınların daha dikkatli olması, bilimsel-etik yayın ilklerine bağlı olması daha fazla beklenmelidir.
mimdap



3 Yorum
semih bertan
bu, aylık önemli mimarlık yayınının bir bülten olmayı ‘aşan’ ve Gehry’den bahseden yazısının onu tamamen mat etmek ve kafalarda “şu Gehery denen mimarın yaptıklarına bakın, eğri büyrü yapılar yapıyormuş, bir de İstanbul’da bu mimara önemli bir konu vermeye çalışıyorlar…” dedirtmek için konmuş olduğunu anlıyorsunuz. eee, günün birinde Türk mimarların yanında Gehry gibi mimarlarla da uğraşılacağı düşünülürse, açılacak savaşta şimdiden “biz demiştik” altlığına gerek var.
Yılmaz Kuyumcu
SMG konusunda Almanya’daki durumu araştırırken İstanbul Mimarlar Odası yönetiminin yaklaşımı 1930’lu senelerde Hitler’in sanata bakışına tıpatıp benzemeye başladı. O da sanatı dekadan ve gerçek sanat olarak ikiye ayırmaya çalışmıştı. (Meraklısına not: Almanlar Hitler’in zevkini değil, dekadan sanat dediği yapıtları tercih etmişlerdi ve etmeye devam ediyorlar.)
Hitler örneği siyasi erklerin sanat konusunda nasıl davranması gerektiğinin de ipuçlarını vermişti.
Sanata karşı bu tarz yaklaşımların örneklerini Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’de görmüştük. Nitekim, Kuğulupark gecidinin kuğuları seçkin sanatın en güzide eserleri arasında geçitteki panolarda yerlerini aldılar.
Şu Meslek Odamızın güzide yönetimi de onunkinin yanında yerini almaya başladı.
Ülkemizin her yerini kaplayan gerçekten insaf dedirten “ama yöneticiler tarafından beğeni ile karşılanan” “eserler inanılmaz şekilde yaygınlaşıyor. Çoğu zaman ilk kez gördüğümüzde karşılarında nutkumuz tutuluyor. Bu kadarı da olmaz diyoruz. Ama cehaletin hangi tarafı tuttuğunu iyi bilen yöneticilerimiz “ben böyle sanatın içine…….” diyebiliyorlar, kendi zevkleri ile toplumu mahkum edebiliyorlar.
Tüm bunlar bana sayın Metin Karadağ’ın bir yazısının sonunu hatırlatıyor. “Cehalet hamasetten beslenir, güç alır. Hamaset ise cehalettir.”
Ülkemiz mimarlığı bu durumu haketmiyor.
necdetoran
ne büyük ilgi ne büyük ilgi…bazı oda temsilcileri genel toplantılarda örnek olarak Gehry’den bahsediyorlar ve üstü kapalı olarak beğenmdiklerini ifade etmeye çalışıyorlardı zaten. mimarlara mektup yayın kurulu da bu durumdan etkilenmiş demek ki.