Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından Arif Hikmet Koyunoğlu, ‘roman gibi’ yaşamı ve çok yönlü kişiliğiyle Yapı Kredi Sermet Çifter kütüphanesinde bir sergiye konu olacak.

arifhikmetbey.Jpeg

19 Aralık’tan 17 Ocak’a kadar açık kalacak sergi kapsamında Hasan Kuruyazıcı’nın hazırladığı kapsamlı bir kitap da yayımlanıyor. Kitapta, Koyunoğlu macera dolu yaşamını, kendi kaleme aldığı anılarıyla anlatıyor. Ayrıca kitaba eklenen mimarlık konusundaki yazıları, mektuplarından bölümler, kendi çektiği fotoğraflar da bu ilginç kişiliği daha iyi tanıma olanağı veriyor. Kitapta, Koyunoğlu’nun bugün Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Bursa Teyyare Kültür Merkezi olarak kullanılan önemli binaları ve mimarlığı da özel bir bölümde inceleniyor.

Nalbant, aşçı, casus

Arif Hikmet Koyunoğlu, tam anlamıyla ‘hayatı roman’ denilen kişilerden. Onun maceralarla dolu yaşamı daha 14 yaşındayken, 1907’de babası ölünce başlıyor. 1910’da Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin Mimari Şubesi’ne girer. Bir yandan okurken, bir yandan da ailesini geçindirmek için çalışıyor, defter kalem satmaktan kalıpla yazma basmaya, yabancı araştırmacılar için eski eserlerin rölövesini çıkarmaya kadar çeşitli işler yapar. Böyle bir iş için Rumeli’deyken kendini Balkan Savaşı’nın içinde bulur. Başından geçmedik macera kalmaz. Nalbantlık, aşçılık yapar, ordu için gizli haber taşırken Sırplar tarafından yakalanıp idama mahkûm edilir ve ancak bir tesadüfle darağacından kurtulup İtalya’ya kaçar.

I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine 1915 kışında askere alınır ve Kafkas Cephesi’ne gönderilir. Osmanlı ordusunda bir kayakçı birliği kurmak için getirtilen Avusturyalı subayların yanında görevlendirilince Koyunoğlu’nun hayatının acayip görevlerinden biri daha başlar. Avusturyalılar görevlerini tamamlayıp geri dönünce bu birliğin başına Koyunoğlu getirilir. Dört yıl boyunca hem kayakçı asker yetiştirir, hem de yetiştirdiği askerlerin başında savaşır.

Savaştan sonra döndüğü işgal İstanbul’unda mimarlık yapması pek mümkün olmayınca, o da fotoğrafçı olur. Yaşamını kendi açtığı stüdyoda fotoğrafçılık yaparak kazanmaya çalışır. Bu dönemde gündelik hayatı da aktaran pek çok fotoğraf çeker. İngiliz ve Fransız polisiyle başı belaya girince Ankara’ya kaçar. Milli mücadele dönemidir ve Arif Hikmet Bey, 1921’de gittiği Ankara’da yine de mesleğini yapma olanağı bulur. 1930’a kadar kaldığı bu kentte serbest mimar olarak çalışır. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte oluşturulmasına karar verilen başkentin bugün de ayakta duran çok önemli binalarından bazılarına Arif Hikmet Koyunoğlu imza atar. Etnografya Müzesi, Maarif Vekâleti ve Türk Ocakları Merkezi gibi binalarıyla başkent Ankara’nın mimari çehresinin biçimlenmesinde önemli bir rol oynar, bir yandan da Cumuriyet’in kurucu kadrolarından, dönemin aydınlarından pek çok kişiyle tanışır, yakın dostluklar kurar, birçok önemli olayın yakın tanığı olur.

1930’dan sonra Bursa’daki ünlü Tayyare Sineması’nı inşa eder. Ardından İstanbul’a döner ama mimar olarak pek ilgi görmez ve yavaş yavaş unutulur… Ama Koyunoğlu yaşamdan hiç kopmaz. Yetmiş yaşlarındayken uzun süre yurtdışı grup gezilerine katılır, Avrupa’da gezmedik yer bırakmaz. Yaşı ilerleyip gezilere gidemez olunca, evinde anılarını yazmaya koyulur; bir yandan da bir yaşam boyu çektiği fotoğrafları kendi karanlık odasında basmaya girişir. O günlerde bir olay yeniden hatırlanmasına ve ön plana çıkmasına yol açar, Ankara’daki son ve en önemli yapıtı olan Türk Ocağı binası Devlet Resim ve Heykel Müzesi haline getirilir.

Mezarını kendi çizdi

Koyunoğlu 1980’de bu müzenin açılışı nedeniyle Kültür Bakanlığı Onur Plaketi’ni, 1981’de yaşayan en yaşlı Türk mimarı olarak Mimarlar Odası Onur Plaketi’ni, yine aynı yıl Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı dolayısıyla verilen Atatürk Sanat Armağanı’nı aldı. Bundan kısa bir süre sonra, 26 Temmuz 1982’de yaşama veda etti ve İstanbul’da, annesi ile eşi için kendi çizip uygulattığı mezara gömüldü.

Kaynak: Radikal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir