Yeni Cami, güvercinleri ve kalabalığıyla meşhur Eminönü Meydanı şimdi de sanatla “flört ediyor”. 17 ton ağırlığındaki sanat yapıtı “The Morning Line”, meydanda bugün sergilenmeye başlıyor.

Time dergisi tarafından “Yeni milenyumun en önemli 100 yenilikçisinden biri” ilan edilen sanatçı Matthew Ritchie’nin bir eseri 19 Eylül’e kadar Eminönü Meydanı’nda sergilenecek. “The Morning Line”da hem eserin içinde geziyorsunuz hem de 40 kadar hoparlörden, bu yapıt için özel bestelenen parçaları dinliyorsunuz. Yaratıcıları bunu bir “ses enstalasyonu” olarak tanımlıyor.Eserin fikrinin sahibi Viyana doğumlu bir kurum, Thyssen-Bornemisza Güncel Sanat Evi. Bu sanat evinin kurucusu da Avusturya Arşidüşesi Francesca von Habsburg. Onun, Türk sanatçılarının adını dünyaya duyurma hedefi ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteği birleşince “The Morning Line”ın İspanya’dan sonraki durağı Türkiye oldu. Ve “The Morning Line”da besteleri dinlenen 10 sanatçıdan dört tanesinin Türkiye’den olmasına karar verildi. Bu sanatçılardan ikisi, Erdem Helvacıoğlu ve Cevdet Erek ile konuştuk.
Sizin bu eser için yaptığınız parçaların süresi nedir?
Erdem Helvacıoğlu: “Timeless Waves” önce 45 dakikaydı, 49 dakikaya uzattım. Eserim altı bölümden oluşuyor. İleride sadece parçanın yer aldığı bir albüm çıkarmayı planlıyorum.
Cevdet Erek: “Dansın Ne Yeri Ne Zamanı” daha kısa, 30 dakika.
Eminönü’nden geçenler eserlerinizi baştan sona kadar dinlemeyecek herhalde. Sadiece bir kısmını duyacaklar…
Erdem H.: Evet. Birkaç dakika dinleyip mimari yapıyı gezip ayrılacaklardır.
Cevdet H.: İnsanların başından sonuna kadar dinleyeceği parçalar olmayacak, doğru. Oradan geçerken eseri en fazla üç-beş dakika boyunca tecrübe edecekler. Belki birkaç kişi sonunu dinlemek için bekler.
“The Morning Line”ı gördükten sonra onunla ilgili nasıl bir beste yaratmaya karar verdiniz?
Erdem H.: Ben bu mimari yapıyı yaşayan bir organizma olarak hayal ettim. İnsanlarla nasıl iletişime geçerdi diye düşündüm. Psikoloji kitapları okudum. İnsanların ana duygularını araştırdım. Ana başlık olarak altı duygudan bahsediyordu psikologlar. Sevgi, nefret gibi… Ben de müziğimle “Yaşayan organizma insanlara o altı duygu ile nasıl seslenirdi?”yi vermeye çalıştım. Bu sesleri yayla çalınan el yapımı bir elektronik gitarla yarattım. Tınısı çello ve kemana benziyor. Bu enstrümanın sesini bilgisayarda değiştirerek yeni tınılar elde ettim.
Cevdet E.: Daha önceki projelerimde dans müziği yaptım. Kamusal bir alanda yer alacak ses enstalasyonumun yine dansla ilgili olmasını istedim. Dans genelde kulüplerde, partilerde edilir. Eminönü’nde bir disko ortamına dönüştürmeye çalışmıyorum tabii ama bir sanat enstalasyonunda dans müziğini kullanmayı denedim. Eserin ismi de mizahi: “Dansın Ne Yeri Ne Zamanı”.

“The Morning Line” için bir ses enstalasyonu yaratırken sizden istenen neydi?
Erdem H.: Eserin içindeki hoparlörleri tasarlayan York Üniversitesi Araştırma Merkezi hocaları ile atölye çalışması yaptık. Yapıtın içindeki sesler özel bir yazılım aracılığıyla mimari içinde yayılıyor. Ben daha önce de ses enstalasyonu yapmıştım, Türkiye’de ilkti. Galata’daki bir rezidansın girişinde yer alıyor.
Bu da başka bir ilk oldu benim için. Tamamen bunun için yaratılmış bir mimari yapı içinde çalmak çok heyecan verici.
Cevdet E.: Mekanın içinde sanki odalar var. Sesi isterseniz tek bir oda içinde dolandırırsınız ya da tüm mimari içinde dolandırırsınız. Atölyede bunu nasıl uygulayacağımızı gösterdiler. Bizi projenin Türkiye ayağında yer alan İTÜ Müzik İleri Araştırma Merkezi seçti herhangi bir kısıtlama getirmediler, sadece eserlerin süresinin 30 ile 50 dakika arasında olmasını istediler. Onun dışında tüm sanatçıları özgür bıraktılar.
Üretimi 10 yıl devam etti
-“The Morning Line” kurulduktan sonra sökülüp farklı lokasyonlarda tekrar kurulabiliyor. Daha önce İspanya’da, Sevilla Bienali’nde kurulmuştu, İstanbul’da daha görkemli ve büyük ölçüde inşa edildi. Siyah kaplamalı alüminyumdan tasarlanan yapı
8 metre yüksekliğinde, 20 metre uzunluğunda, 17 ton ağırlığında.
-Matthew Ritchie bu projede, mimar arkadaşları Benjamin Aranda, Chris Lasch ve Daniel Bosia ile çalıştı. Eseri ortaya çıkarmak yaklaşık 10 yıllarını aldı.
-İçerideki 40 hoparlör York Üniversitesi Müzik Araştırma Merkezi tarafından tasarlandı.
Kaynak: Milliyet


